Eğirdir Haber Akın Gazetesi
ANASAYFA REKLAMLAR HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE İLETİŞİM

EN ÇOK OKUNANLAR

ÖMER ŞENGÖL

İlhan Şimşek

11/Haziran/2012, 10:01

İlhan Şimşek

EĞİRDİR ÇINARLARI

ÖMER ŞENGÖL KİMDİR?

            Ömer Şengöl, Eğirdir’de tanınmış bir isimdir. Tıpkı, “Koca Reis” adı ile anılan İbrahim Gencay’ın 1964’ten başlayan belediye başkanlığını 1977’ye kadar sürdürdüğü gibi Ömer Şengöl de 1989-1999-2004’te olmak üzere üç dönemi içeren on beş yıl belediye başkanlığı yapmıştır. Ömer Bey, başkanlığı dönemlerinde yaptıkları ile Eğirdir’e adını yazdırmış biri olarak karşımıza çıkıyor.

            Özellikle kıvrak zekâsı, atılganlığı ve iş bitiriciliği ile tanınan Ömer Bey, üzerine aldığı görevlerin hiçbirini yarım bırakmamıştır. Yaratıcılığı yanında iş cesareti ile de tanınan Ömer Bey, küçükten edindiği ticaret birikimlerini belediye içinde de uygulama cesaretini göstermiştir.

 

Bu anlamda yeniliklerden, işten ve borçlanmaktan korkmayan bir anlayışla belediyeye hakim olmuş bir profil çizmektedir.

            Kuşkusuz aileden gelen çalışma kavramının bitip tükenmez enerjisini Eğirdir sevgisinden aldığı inkar edilemez. Bu yazı konusuna isim olanların hepsinde ortak olan ana konu Eğirdir sevgisidir. Ömer Bey’de de Eğirdir sevgisi her türlü olgunun en üstünde yer aldığı yaptıkları ile fotoğraf haline gelmiştir.

            Başkanlık yaptığı üç dönemde de hükümet ile ters köşelerde güreşmiş biridir. Üç dönem belediye başkanlığını DYP(Doğru Yol Partisi)den seçilerek alan Ömer Bey’in yanında DYP hükümet olarak çok az bir süre yer almıştır. Hükümetlerle ters köşelerde yer almasına rağmen üstün gayretleri ile Eğirdir halkı üzerinde derin izler bırakmayı bilmiştir. Bu yüzden de Eğirdir halkı yerel seçimlerde, hükümet adaylarına oy vermeyip yine de Ömer Bey’i kendilerine başkan olarak seçmişlerdir. Bu da gösteriyor ki halk genellikle kendisine hizmet edeni seçer.

            Önceleri “Esnaf Şeyhleri” diye anılan daha sonra “ Hacı Omarlar” diye ünlenen ailenin oğullarından 1950(1951) Ömer Şengöl, Nafiz ve Şadiye’den doğan ikinci çocuktur.

 

            KÖKEN

            Ömer Şengöl ailesinin kökü derinliklerde yer alıyor. Orta Asya’dan başlayan göç dalgasının sonucunda 1071 ile Anadolu’ya giren Türklerin bir kısmı Konya vilayetine yerleşiyor. Ömer Bey’e nene ve dedesinin anlattığına göre aile Konya’ya yerleşiyor. Burada o dönemin geçim kaynağı olan hayvancılıkla geçimlerini sağlıyorlar. Daha sonraki yıllarda aile, Konya’dan kalkıp başka yerler arıyor ve Eğirdir’i kendilerine yurt tutuyorlar. Böylece ailenin dip dede ve nenesinin Konya’dan geldiğini anlıyoruz.

            Ömer Bey’den “Esnaf Şeyh” kavramını açmasını istiyorum. Bilindiği gibi şimdiki işçi örgütleri sendika adı altında güç birliği yapıyorlar. Tarihin derinliklerine indikçe işçi veya esnaf da bir noktada birleşmeyi kendilerine ilke edinmişlerdir. Çeşitli adlarla bir araya gelen bu örgütlerden biri de aynı işi yapanların bir çatı altında toplanmalarıdır. Belli bir bölgede veya çarşıda esnaflar örgütlenmişken bunların da başlarında birinin olması gerekirdi. Bu başkanlara da lider, usta anlamlarını içeren “Şeyh” adı verilirdi. İşte Ömer Bey’in babası Nafiz Bey’in anne tarafından dip dedesi “Esnaf Şeyhi” imiş.

            Ömer Şengöl’ün dedesi Ömer Bey, 1. Dünya Savaşında (1914-1918), Osmanlı ordusunun bir neferi olarak Arabistan’a gitmiş. Dede Ömer Bey, savaştan sonra memleketi Eğirdir’e geliyor. O tarihlerde Arabistan’a kim giderse hacıya gitmiş gibi kabul edildiğinden sözünü ettiğimiz dede Ömer Bey’e bundan böyle “Hacı Omar” deniliyor. Böylece lakap, “Esnaf Şeyhi”nden çıkıp “Hacı Omarlar” oluyor. Ömer Bey’in ifadesine göre o zamanlar Eğirdir,”Ömer” adını hep “Omar” şeklinde kullandığı için kendilerine “Hacı Omarlar” şeklinde hitap edildiğini söylüyor.

            “Bize önceleri ‘Esnaf Şeyhleri’ denmiş ona “şeyh” derlermiş. Ömer Dedem 1. Dünya Savaşında Arabistan’a Osmanlı ordusunun bir askeri olarak gitmiş. Savaştan sonra Eğirdir’e gelen dedeme Eğirdirliler, “Sen Arabistan’a gittin. Orası Muhammed toprağıdır. Bu yüzden artık sen hacı oldun. Bundan sonra senin adın “Hacı Omar” olsun demişler ve o günden bu tarafa da bize “Hacı Omarlar” derler.”

            Ömer Bey’in babası Nafiz Bey(1923), genç yaşta işe giriyor. Nafiz Bey, 2. Dünya Savaşı (1942-1945) çıkınca “orman askeri” olarak orduya katılıyor. Nafiz Bey, orman askeri adı altında Bursa’ya gidiyor. Daha sonra hükümet “Orman Askerliği”ni kaldırıyor ve Nafiz Bey, Erzurum’a gönderiliyor. Dört yıl askerlikten sonra Eğirdir’e dönüyor.

 AİLENİN GEÇİMİ

            Askerliğini 1945 yılında bitiren Nafiz Bey, babası Hacı Omar ile köy tüccarlığını sürdürüyor. Eşeklerin ve katırların sırtına yükledikleri çeşitli ev malzemelerini köylere götüren Hacı Omarlar kazandıkları ile aile geçimlerini sağlamaya çalışıyorlar.

            Nafiz Bey, bir müddet sonra Eğirdir’de kasaplık yapan Kasap Mehmet’in kızı Şadiye ile dünya evine giriyor.

            Hacı Omarlar, Kasap Mehmet’in kızını alınca iş hayatlarını da değiştiriyorlar. Önceleri köy tüccarlığı yapan aile Kasap Mehmet’in önerisi ile hayvan işine girişiyor. Böylece hayvan alım satımı evin geçim kaynağını oluşturuyor. Ancak Hacı Omar bu işle de yetinmiyor ve Eğirdir’de bir ihtiyaç olan bakkal dükkânı açmaya karar veriyor ve bunu da gerçekleştiriyor. Nafiz bey, dükkânı açınca hayvan alım satış işini bırakıyor ve kendisini tamamen dükkâna veriyor. Yıllar geçtikçe dükkân büyüyor.

            Bu konuda sözü Ömer Bey’e bırakıyoruz:

            “Sayın Hocam, benim aklımın erdiği kadarıyla annem ve babam çok çalışkan insanlardı. Boş durduklarını hiç hatırlamıyorum. Hele annem bir çalışma abidesidir. Onun bir dakika boşu yoktur. Bizim iki bağımız var. Annem ve babam bu bağda yorulmadan çalışırlardı. Bağlarda üzüm ağırlıktaydı. Ayrıca meyve çeşitleri de vardı. Elma çeşitlerinden ferik, kaylan, aras, demir ve kuyubaşı gibi çeşitler vardı.

            Bağ işlerinin yanında annem evde halı da dokurdu. Üç çocuğa bakmak kolay değildi. Bu açıdan bakıldığında Şengöl ailesinin yükü bu iki insanın omuzlarındaydı. Nafiz ve Şadiye ortaklığı üretkenliğini tümüyle ortaya koyuyordu.

            Sayın Hocam, biz üç kardeş çocukluğumuzu yaşayamadık desem doğrudur. Mahallemizdeki çocuklar oyun oynarken biz annemizin ve babamızın arkasına takılır onların verdiği işleri yapardık. İnanın biz üç kardeş, ablam Hatice ben ve kardeşim Recai küçükken hayatın dikenli yollarından geçtik ve aile sorumluluğu nedir onu çok iyi öğrendik. Evimizin hizmetkârı olduk. Ben ve kardeşim Recai, yazın Pazar artıklarını veya karpuz kabuklarını toplar bir tane ineğimizi beslerdik. Bunların dışında nerede ot var oraya gider ineğimize ot toplardık. Şimdi bile geçmişte ailemiz için yaptıklarımızdan hep gurur duyduk. Yoksa şu andaki Şengöl ailesinin temeli bu denli sağlam olmazdı.”

 

OKUL

            Ömer Şengöl, gerçekte 1950 doğumlu ama babası onu bilinçli bir şekilde 1951 olarak yazdırmış. Gerekçesi de askerlik. Anadolu’da yaygın bir inanış var. Bir oğlan çocuğu askere ne kadar geç giderse askerlik koşullarına o denli dirençli olur.

Kemik irileştikçe dayanma gücü artar, düşüncesi insanlarımızı böyle küçük yazdırmaya itmiş. Ömer Bey’in yukarda anlattığı çocukluk yılları 1950’li yılları içeriyor. Ömer, 1957 yılında okula yazılıyor. O zaman Eğirdir’de tek bir okul var o da Zafer İlkokulu. Birinci sınıfta iken derslerine Öğretmen Hüseyin Bey ve eşi Sevim Hanım giriyor. Üçüncü sınıfa değin değişik öğretmenlerde eğitim ve öğretim görmeye başlayan Ömer, üç, dört ve beşinci sınıfları Eğirdirli Ömer İnce öğretmende okuyor. Ömer İnce Bey’in iyi bir öğretmen olup kendisinin yetişmesinde onun payının büyük olduğunu ifade ediyor.

            Ömer Bey zeki biri. Başkanlığı sırasında da zekâsı ile birçok işin üstesinden gelmeyi başarmıştır. Okuldayken de kafasına çok güven duyduğu belli. Çünkü okulda öğretmenlerini can kulağı ile dinlermiş. Evde hiç ders çalışmazmış. Sınıfta çok sessiz bir çocukmuş. Fakat öğretmen ne sorarsa hemen cevap verirmiş. Temel derslerden beş olan en yüksek notu alan Ömer, yetenek derslerinden ise pek yüksek not alamazmış.

            1962 yılında Zafer İlkokulundan mezun olan Ömer, 253 numaralı öğrenci numarasıyla Yazla’da hizmet veren ortaokula yazıldı. O artık ortaokul öğrencisiydi. Asım Atabay’ın müdürlük yaptığı okulda “A” ve “B” olmak üzere iki sınıf vardı.

            “A ve B olmak üzere iki sınıf vardı. “A” şubesinde hatırı sayılır insanların çocukları vardı. “B” şubesinde ise orta ve alt sınıf velilerin çocukları vardı. Ben “B” şubesindeydim. Fakat ben sınıfımızdaki öğrencilerin çok önündeydim. Bu durum öğretmenlerim tarafından fark edildi. Başta Müdür Asım Bey olmak üzere diğer öğretmenlerim beni “A” şubesine almak istedilerse de ben sınıf değiştirmeyi kabul etmedim.”

            Sayın okuyucular, 1950’li yıllarda Eğirdir ortaokulunda okuyup da Beden Öğretmeni Şemi Aktopuk’tan dayak yemeyen öğrenci sayısının ne denli az olduğunu biliyoruz. Acaba, Ömer Bey de dayaktan nasibini almış mıdır, diye merak ediyorum. Dayak yemediğini söylüyor.

            Ömer Bey ortaokuldan sonra Isparta ŞAİK Lisesine kayıt yaptırıyor. Lise ikiye kadar okuyan Ömer Bey, babasının ısrarı üzerine dükkâna dönmek için okulu bırakıyor. Dükkâna dönen Ömer Bey, işlerin idaresini hemen ele alıyor. Bir müddet sonra Nafiz Bey, Ömer’in planlı ve hırslı çalışmasından destek alarak işleri büyütüyor. Perakendeciliğin yanı sıra toptancılığa da girişiyorlar ve bu alanda hatırı sayılır bir ilerleme kaydediyorlar. Öyle ki Eğirdir’de petrol şirketi Petrol Ofis bayiliğini 1966’da Yahya Ünsal’dan devralıyorlar.

            Petrol işine de el atan Şengöl ailesi, çalışkan ve tuttuğunu koparan Ömer’i evlendirmeyi düşünüyorlar. Durumu Ömer’e açıyorlar. Ömer ise askerlik yapmadığını ve bu konuda sıkıntıya düşülebileceğini anlatmaya çalışsa da sonunda 30 Ağustos 1970’de dayısının halasının kızı Nursel ile evleniyor.

            Ömer Bey’e, çocukluk bölümünü kapatmadan önce unutamadığı bir anısı var mı, diye soruyorum. “Var!.” diyor. Unutamadığı çocukluk anısı ise sünneti ile ilgili.

            “Sayın Hocam unutamadığım anılarımdan bir tanesi sünnet anımdır.1959’da sünnet oldum. O zamanlar şimdiki gibi taksi çok değil; bir iki taksi ancak var. Otomobil yerine atlı arabalar, faytonlar ya da atlar vardı. Beni çok güzel bir ata bindirdiler ve Eğirdir içinde gezdirdiler. Davul ve zurnacılar millî giysiler giyerlerdi. Bizim buralarda efe giysileri giyiliyordu. Bu efe giysileri ile halkı eğlendirmeye çalışan davul ve zurna eşliğinde büyüklerimiz oyunlar oynarlardı. Özellikle zeybek oyunları ve Harmandalı pek rağbetteydi. Dolayısıyla benim küçüklüğümde sünnetler tam bir millî anlayışla ve bir bayram havası içinde kutlanırdı.

            1971 yılında askere giden Ömer Şengöl, acemilik ve talimgâh eğitimini Balıkesir Kızpınar’daki Ordu Donatım’da yaptığı sırada ilk çocuğu İlkay dünyaya geliyor. Sonra usta birliğine, Bayburt’a gidiyor ve 1973’te terhis olup Eğirdir’e dükkâna geliyor ve bu arada ikinci çocuğu Nafiz dünyaya gözlerini açıyor. 1979’da da üçüncü çocuk Alpaslan dünyaya geliyor.

SİYASET

MERDİVENLERİ

            Ömer Şengöl, askerliği aradan çıkarınca psikolojik rahatlığa ulaşıyor. Evlilik hayatının da düzenli gitmesi; dükkânda işlerinin yolunda olması ileriye bakmasına neden olan en büyük etkenlerden birkaçıydı.

Askere gitmezden önce lise ikiden okulu bırakınca Eğirdir arkadaşları onu yalnız bırakmadılar. Çünkü Ömer, hazırcevap bir arkadaştı. Bir o kadar da zeki oluşu ve şakacı yanı çevresinin genişlemesine neden oldu. Bunların yanında arkadaşlarından farklı düşünmesi ve bu düşüncelerde isabet kaydedilmesi onun arkadaşları arasında ayrı bir yerinin olmasını da sağladı. Kısaca Ömer, sevimli bir çocuktu. Bu özellikleri büyükleri tarafından da görülüyordu. Ayrıca dükkân işi Ömer’e ayrı bir kişilik kazandırmıştı. Cebinde para hiç eksik değildi. Bu durum öz cesaretini da artırıyordu. Her işe girmekten asla kaçınmıyordu. Bir işe kafası yattı mı o işi ne yapar ne eder mutlaka gerçekleştirirdi.

            Göl Sesi gazetesi sahibi (rahmetli) Abdullah Kartal, Ömer’deki bu cevheri Ömer askere gitmeden önce görmüş ve ondan yararlanmayı kafasına koymuştu. Halbuki Ömer henüz on altı yaşında idi. Ömer’i yanına çağırdı ve ondan Eğirdir Gençlik Kulübü’ne yardım etmesini istedi. Ömer teklifi geri çevirmedi. Arkadaşları ile birlik olup Gençlik Kulübü’nün daha iyi bir hale gelmesi için gayret gösterdi. Ömer, askerlikten dönünce spor işlerine bıraktığı yerden devam etti. Kulübe maddi ve manevi olarak hizmet etmeye başlamıştı.

            Hem dükkân hem spor işleri yoğun bir biçimde sürerken spor arkadaşlarından bazıları ona başka bir teklif getirdiler. Onun siyasete atılıp belediye meclis üyeliğine seçilmesini istediler. Böylece spor işleri içerden yönetilerek maddi bakımından büyük bir rahatlık sağlanacaktı. Çünkü spor için paraya ve deplasman maçları için ilçe dışına çıkmak amacıyla otobüse gereksinim vardı. O da ancak belediyenin yardımı ile olurdu. Belediye, istekleri geri çevirmiyordu ama bir araç için göbek çatlatmak durumunda kalıyorlardı. Başkan İbrahim Gencay ikna edildikten sonra otobüslerden sorumlu Aziz Yılmaz’a (Ağaların Aziz) söz zor geçiyordu. (Ağaların Aziz) özellikle araç konusunda çok zorluklar çıkarıyordu. Bu nedenle kulüpten birinin belediyede söz sahibi olması gerekiyordu. Bunun için de en uygun kişi Ömer’di.

 

            ADALET PARTİSİ

            GENÇLİK KOLLARI

            Ömer, teklifi kabul etti ve o dönemde güçlü bir parti durumunda bulunan ve Süleyman Demirel’in başkanlığındaki AP (Adalet Partisi) teşkilatına üye oldu. Ömer Şengöl Bey, Eğirdir Gençlik Spor için uğraş verirken Adalet Partisi Gençlik Kolları’nın kurulmasına öncülük ediyor ve Ömer Şengöl bu kolun başkanı seçiliyor.

 

            Belki de Şengöl ilçede en genç parti sekreterliğine ulaşan kişidir. Bu unvan ve yol onu yine Eğirdir’de en genç belediye başkanlığına kadar götürecektir. Ömer Şengöl, Eğirdir belediye başkanı olduğu 1989 yılında henüz otuz dokuz yaşındadır.

            Önceye dönecek olursak, Şengöl’ün gençlerle olan bağlantısı o denli güçlü bir boyuta ulaşıyor ki çalışmalarından dolayı partinin yönetim kuruluna girip sekreterliğine kadar yükseliyor.1973 yılında yapılan yerel seçimlere katıldı. AP 13 oyla belediye başkanlığını kaybediyor daha doğrusu kaybettiriliyor ama meclis üyeliğinin bir kısmını da AP alıyor. 1973’deki yerel seçimlerde belediye meclis üyeliğine aday oluyor. Fakat beklenilmeyen bir durumla karşılaşılıyor. Belediye meclis üyeliğine seçilme yaşı 25 ve üstü iken Ömer Bey’in yaşı 25’i tutmadığı için adaylığı Seçim Kurulu tarafından düşürülüyor.

            Yukarda sözü edilen “Kaybettirilme” kullanımını açmasını istiyorum. Ne demek kaybettirilmek? Ne oldu da kaybettirilme olayı meydana geldi?

            Eskiden oylar, üyelerin cebinde gelir sandığa bu getirdiklerini atarlarmış. Bağlardaki sandıklardan birinde iğneli oylar çıkmış. Bu iğneli oylar da hep AP’nin oyları imiş. Dolayısıyla oylar “işaretli” olduğu için iptal edilmiş. Bağlardaki bu hileli durum, Şengöl Bey’e göre karşı tarafın uyguladığı bir oyunmuş. O oylar iğneli çıkmasa imiş seçimi kesinlikle kanacaklarmış. Çünkü aradaki on üç oy farkı, iğneli oylar yüzünden olmuş.

            1977’ye değin CHP’li Belediye Başkanı İbrahim Gencay, belediye başkanlığını sürdürdü. 1977 yerel seçimlerine İbrahim Gencay girmedi. Bu kez CHP’den Aziz Üstün katıldı. Yapılan seçim sonucunda Adalet Partisi’nden Hüsamettin Tanış seçimi kazandı. Bu seçimde belediye meclis üyeliğine Ömer Şengöl Bey de girmiş oldu. Böylece Ömer Şengöl, siyasi olarak yerel yönetimin içinde yer almaya başladı.

12 EYLÜL

ASKERÎ DARBE

            Ancak Türkiye’de siyaset başka boyutlarda seyrediyordu. Her ne kadar ülke genelinde yerel seçimler oluyorsa da bu seçimler şu iki satıra sığacak derecede değildi. Ülke siyasî beceriksizler yüzünden bir kaosun içindeydi. Her yerde kanlı olaylar meydana geliyordu.

 

1’den devam

Gençler birbirine kırdırılıyor, insanlar bir araya gelip rahat rahat konuşamıyordu. Üniversiteler karışmış, eğitim ve öğretim sağlıklı bir biçimde yürümüyordu. Toplum sağcı ve solcu diye ikiye ayrılmıştı. Bunun yanı sıra bazı illerimizde mezhep ayrılıkları da kendini göstermeye başlamıştı. Öyle ki Alevi ve Sunnî ayrılıkçılığı dini de iki parçaya ayırmıştı. Sağcı-solcu çatışmasının yanında mezhep çatışması da toplumun huzurunu iyiden iyiye bozmuştu. Çorum, Sivas, Kahraman Maraş gibi illerde mezhep kavgaları her gün radyo ve televizyonun birinci maddesi idi. Gün geçmiyor ki cinayet haberleri söylenmesin. Her gün birkaç vatandaş öldürülüyordu. Öyle günler oluyordu ki adam öldürme sayısı onları buluyordu. Kahvehaneler karşılıklı taranıyor, evler ateşe veriliyor; Ankara, İstanbul gibi öğrenci kentleri her gün ölü veriyordu.

            İnsanlar evlerinden çıkamaz olmuşlardı. Çünkü can güvenliği denilen sağlıklı olgu kalmamıştı. Komşu, komşusuna güven duyamaz hale gelmişti. Öyle ki insanlar bir taraflı olmak zorunda bırakılıyordu. “Tarafsız” olmak suç sayılır, küçük görülür hale gelmişti. Özellikle 1978 ve 1979 olayların tepe yaptığı yıllardı. 12 Eylül1980 yılında ise ordu meclise el koydu. Ülkede sıkıyönetim ilan edildi. Ordu mensuplarından oluşan Millî Güvenlik Konseyi ülke yönetimine el koymuş ve meclisi feshetmişti. Ülkedeki bazı belediyeliklere de el koyarak sivil belediye başkanlarını görevden almış yerine, genellikle emekli ast ve üstsubayları atamıştı.

            Eğirdir de bu kaostan nasibini alan belediyeliklerden biriydi. Başkan Hüsamettin Tanış görevden uzaklaştırılmış ve belediye meclisi de dağıtılmıştı.

            Türkiye’de partiler kapatılıp belediye meclisleri dağıtılınca kişiler eski işlerine geri dönmeye başladıler. Ömer Şengöl de bunlardan biriydi. O da baba işi dükkâna dönmüştü. Artık siyaseti bir tarafa bırakmış dükkân işleri ile uğraşıyordu. Babasının en büyük destekçisi iken Gençlik Spor Kulübü ve belediye işleri yüzünden desteğini yarı yarıya azaltmıştı. Şimdi ise kendini tamamen işlerine verdi. Bu durumdan anne ve babası çok memnundu. Oğlanın sabahı akşamı belli olmuştu. Sabah erkenden işe gidiyor akşam uygun saatlerde eve geliyordu. Zaten Ömer, gözü dışarıda olan biri değildi. Fakat kendini de tamamen siyasetten arındırmış değildi. Siyaset insan bir bulaştı mı kolay kolay bırakmazdı. Ömer Bey için de aynı kural geçerliydi. Görevden el çektirilmiş Hüsamettin Tanış ile sık sık buluşuyor, Türkiye’nin gündemini değerlendiriyorlardı. Aslında Ömer Şengöl ile Hüsamettin Tanış çok iyi anlaşıyorlardı. Kafaları birbirleriyle uyum içindeydiler. Birinin düşündüğünü sanki arada bir paralel bağ varmış gibi diğeri de düşünüyordu. Fikir birliği bazen öyle bir noktaya gelirdi ki karar ikisinin ortak buluşması ile çıkardı.

YENİ BİR PARTİ

KURULUYOR

            Sıkıyönetimin etkisini üzerinden atmaya başlayan siyasetçiler yeni arayışlar içindeydiler. Süleyman Demirel’in önerisi ve desteği ile 1983 yılında “Doğru Yol” adında bir parti kuruldu. Ancak Doğru Yol Partisi, Millî Güvenlik Konseyi’nin kararı ile 1983 seçimlerine giremedi.

 

            Doğru Yol Partisi seçimlere giremedi ama Türkiye’de yaygın bir taraftar buldu. İl ve ilçe teşkilatlarının sayısı hızla arttı.

            Eğirdir de bu çalışmanın içinde olan bir ilçeydi. Ömer Şengöl ve arkadaşları, DYP’nin ilçe teşkilatını hemen hayata geçirdiler.

“Sayın Hocam, 1 Ağustos 1983’te DYP’nin ilçe teşkilatının kurulması için faaliyete geçtik. Arkadaşları hemen bir toplantıya çağırdık. Sabahleyin yaptığımız bu çağrıya arkadaşlar eksiksiz katıldılar. Hemen bir kurucu listesi yaptık. Öğleye kadar her şeyi tamamladık ve öğleden sonra benim imzam ile Eğirdir Kaymakamlığı’na kurucu dilekçemizi verdik. Böylece DYP Eğirdir şubesi kurulmuş oldu. Fakat 1983 seçimlerinde Millî Güvenlik Konseyi DYP için seçime katılma hakkı vermedi. Parti “veto” yemişti. O zamanlar hukuk diye bir şey yoktu. Her şey Millî Güvenlik Konseyi’nin iki dudağı arasındaydı. Demokrasi kesintiye uğramıştı.”

            1983 Genel Seçimlerinde Turgut Özal’ın başkanlığını yaptığı Ana Vatan Partisi(ANAP) seçimi kazandı. Yeni parti oluşumlarının bazıları 1983 yerel seçimlere Millî Güvenlik Konseyi’nin kararı ile katılamamıştı ama yıl 1984’e gelip yerel seçimler devreye girdiğinde yeni oluşum partilerinin hepsinin yerel seçime girmesine izin verildi.

            1984 yerel seçimlerinde Hüsamettin Tanış DYP’den; Hızarcı Süleyman Ursavaş SODEP (Sosyal Demokrasi Partisi)’ten ve ANAP’tan Nadir Tığ aday olarak yarışa girdiler. Sonuçta DYP, belediye başkanlığını aldı ve Hüsamettin Tanış tekrar belediye başkanı oldu. Ömer Bey de DYP’den Eğirdir belediye meclis üyeliğine seçildi.

BELEDİYE

BAŞKANVEKİLİ

ÖMER ŞENGÖL

            Başkanlığı alan Hüsamettin Tanış ve ekibi hemen göreve başlıyor. Askerî idare ile yönetilen Eğirdir belediyesi halkına gerekli hizmeti verememiş, belediye ile halk arasında uzun ve yıkık köprüler oluşmuştu. İşler birbiri üzerine binmişti.

 

Aslında askerî darbeden sonra belediye başkanlarının işi bir hayli zordu. Her şeye sıfırdan başlamak gerekiyordu.

            Hüsamettin Tanış ve ekibi bu bilinçten yola çıkarak yığılı işlerin ve dosyaların arasına daldılar. Eğirdir’in birikmiş sorunlarının zaman kaybına tahammülü yoktu. Sorunların çözümü yalnız Eğirdir içinde çözümlenemiyordu. İşlerin birçoğu Ankara İller Banksı’ndan veya Özel İdare’den çözülmesi gerekiyordu. Bu nedenle Hüsamettin Bey sık sık eğirdir dışına çıkmak zorunda kalıyordu. Belediye Meclisince başkanvekilliğine seçilen Ömer Şengöl, belediyeyi yönetiyor ve işlerin birçoğunu yoluna koyuyordu.

            Ancak Ömer Şengöl, çıtayı daima yüksek tutmak amacındaydı. Gerçekte Onun ruhunda yatan büyük ve yüksek yerlere çıkmak hizmeti oradan yapmaktı. Ruhunda esen fırtınalara söz geçiremiyordu. Belki de esen fırtınaların kaynağı doğru yerden geliyordu. Kıvrak zekaya, tuttuğu işin peşini bırakmayan bir çalışma azmine sahip olması ve yaptığı işlerde sürekli isabet kaydetmesi onu yelken açıp başka ufuklara götürmesi için yetip artıyordu. Bunların içinde en önemlisi büyük bir medeni cesarete sahip olmasıydı. O, babasının yanında çalışırken çarşı içinde olmanın avantajlarını çok iyi değerlendirmişti. Onu çarşıda tanımayan esnaf kalmamıştı. Arkadaşları arasında da fark edilmeyi gerçekleştirmişti. Diğerlerinden daha mantıklı düşünüyor, bir işin aslını astarını öğrenmeden karar vermiyor veya teşebbüste bulunmuyordu. Onun kararlı davranışları çevresi tarafından beğeniliyordu. İşte bu durum Ömer Şengöl’ün Eğirdir içinde tanınmasına ve ayrı bir yerinin olmasını sağladı. Elde edilen bu güvenden kaynaklanan medeni cesaret onu yukarılara doğru çıkarmak için bir araç olacaktı. Öyle de oldu. Esnaf Odası, Esnaf Kefalet Kooperatifi ve Ziraat Odası yönetimlerinde görev yaptı. Bir ilçenin önemli diyebileceğimiz bu görevlerde bulunan Ömer Bey, çevresini iyice geliştirmiş, sosyal ilişkilerini üst noktalara çıkarmıştı. Dolayısıyla Ömer Bey’i Eğirdir’de tanımayan yoktu. Tanımayan yoktu ama nasıl tanınıyordu peki? Ömer Bey, değişik düşünceleri, çalışkanlığı ve dürüstlüğü ile tanınıyordu. Bunlardan dolayı halk, ilerde ona belediye başkanlığı seçimlerinde gözü kapalı oy verdi.

            Ömer Şengöl’ün yüreğinde yatan aslan, milletvekilliğiydi. Ülke 1987’de genel seçimlere gidiyordu. Ömer Bey, siyasetle ilgilenen yol arkadaşları ve ailesi ile durum değerlendirmesi yaptı. Onay çıkmış ve karar verilmişti. Ömer Bey, belediye başkanvekilliğinden ayrılarak DYP Isparta milletvekilliği ön seçimleri için başvuruda bulundu. Fakat milletvekilliği önseçimlerinde umduğunu bulamadı.

            Umutla girdiği bu ön seçimden morali bozuk olarak çıkan Ömer Bey, dönüşte Eğirdir Belediyesi Başkanvekilliği’ne dönmedi. Çalışmalarını partide devam ettirmeye karar verdi ve Eğirdir DYP İlçe Başkanlığı’nı sürdürdü.

            Ömer Bey, parti ilçe başkanlığını sürdürürken yavaş yavaş ileriye, belediye başkanlığına kendini hazırlamaya başlamıştı. Ancak büyüğü olan Hüsamettin Tanış Bey’e de saygıda kusur etmemek için bu amacını içinde tuttu, kimseye söz etmedi. Fakat zaman gösterecektir ki ibre Ömer Şengöl tarafını gösterecektir. Hüsamettin Tanış Bey gözlerinden rahatsızlanmaya başlamıştı. Bazen öyle anlar oluyordu ki elindeki kağıdı dahi okuyamaz hale gelmişti. Bu durum da Başkan Hüsamettin Bey’i çok zor durumda bırakıyordu.

            1989’da yerel seçimler yapılacaktı. Zaman gittikçe daralıyordu. DYP ilçe teşkilatı yeni bir aday aramaya başladı. Hüsamettin Bey’in durumu belli idi ve en önemlisi Başkan Hüsamettin Tanış’ın, kendisinin1989 yerel seçimlerinde aday olmayacağını bildirmesiydi. Bu yüzden ilçe parti teşkilatında hareketlilik başladı. Sonuçta Eğirdir teşkilatı Ömer Şengöl’de karar kıldı.                            

Türkiye’de mahalli seçimler 26 Mart 1989 Pazar günü yapılacaktı. Ömer Şengöl seçime aşağıda gösterilen ekiple girecekti. Demokrat Eğirdir gazetesinin 07 Şubat 1989 tarihli sayısında DYP’nin adayları şöyle sıralanıyordu:

            Başkan: Ömer Şengöl

Üye Adaylar:

1. Kemal Kaynak    

2. Yaşar Kuzgun               

3. Selçuk Denli

4. Doğan Avcular

5. Vasıf Önal

6. Altan Kurtay

7. Mustafa Uzun

8. Halil Kesiktaş

9. Eyüp Y. Barlas

10. Arif Türker

11. Behçet Özdemir 

12. Mustafa K. Bilici         

13. Abdullah Bülbül

14. Süleyman Taşlıpınar

15. Mehmet Gülbudak

16. Hasan Çetinkaya

17. Yaşar Güçlü

18. İsmail Arıtığ

19. Süleyman Küçükköse

20. Atıf Baş

21. Ali Taylan

22. Ahmet M. Gürsel

23.Mehmet Yiğitbaşı

Yerel seçim zamanı geldiğinde Eğirdir’de üç parti zorlu bir yarışa girdi. DYP’den Ömer Şengöl, CHP’den Taceddin Gencay, ANAP’tan Mustafa Hobanoğlu adaylıklarını seçim kuruluna bildirdiler. Seçimi DYP kazandı ve Ömer Şengöl Eğirdir Belediye Başkanı oldu.

 

            BELEDİYE BAŞKANI ÖMER ŞENGÖL

            Ömer Şengöl, başkan olur olmaz hemen kolları sıvadı. Ekibi ile oturup Eğirdir’in sorunlarını tespite başladılar. Eğirdir, yirmi beş veya otuz yıl öncesinin Eğirdir’i değildi. Kent bağlar ve Altınkum’a doğru genişlemeye başlamıştı. Genişlemeye doğal olarak ilçenin sorunları da ona paralel büyümüştü. İlçenin rahat etmesi için sorunlar çözülmeliydi.

Eğirdir’in en büyük sorunu kanalizasyon sorunu idi. Çünkü Eğirdir’de alt yapı olmadığı için ilçenin bütün pislikleri göle veriliyordu. İşe bakın ki yıllardır derme çatma metotlarla göle verilen pisliklerle dolan gölün suyu aynı zamanda içme suyu idi. Konu gerçekten çok ciddiydi. Her türlü pisliğin aktığı gölden içme suyunun sağlanması sağlık açısından son derece tehlikeliydi. Şengöl durumun farkına varmış ve önce Eğirdir Gölü’nü pislikten kurtarmayı öne almıştı.

            “Sayın Hocam, ben göreve geldiğimde önemli sorunları tespit ettik. Bunlar kanalizasyon, konut, içme suyu ve okul olarak öncelik sırasında ter aldı. Eğirdir’in bütün pislikleri göle akıyordu. Aynı zamanda bu pisliklerin doldurduğu sudan da içme suyu olarak yararlanıyoruz. Eğirdir’in poyraz tarafındaki sahilde Tekke Kayası dediğimiz bir yer vardır. Şehrin geniş bir bölümüne bu Tekke Kayası’nın yanına bir su pompası konmuş. Eğirdir merkeze ve birçok yere bu sudan içme suyu veriliyor. Fakat bu kayanın her iki yanında da yirmi beşer metre ara ile çarşı içinin ve Poyraz Mahallesinin kanalizasyonu akıyor. Burası hem tuvaletimiz hem içme suyumuz; ikisi de yan yana. Olacak iş değil. Eğirdir’in kanalisazyonu olmayıp bütün pislikleri göle akıttığımız için Ispartalılar bizimle,” Alttan sıçıyorsunuz, yukardan içiyorsunuz…” diyerek alay ediyorlardı. Bir burası mı böyle? Hayır!.. Aşağı yukarı Eğirdir’in her yanı üç aşağı beş yukarı aynı. Hüsamettin Tanış Bey’in zamanında ele alınan kanalisazyon sorunu tamamen çözülmüş değildi.”

SU SORUNU

            İçme suyu Tekke kayasının oradan alınmasın ama nereden alınsın sorusu gündeme oturmuştu. Bu kez istasyon tarafında, Altınkum’da, şimdiki Orduevi’nin alt taraflarına pompa alınarak Eğirdir’e içme suyu temin edilmeye başlandı.            

Altınkum’dan pompalanan su Eğirdir’e yetmiyordu. Bu kez Hüsamettin Tanış ve ekibi Konne Bucağı’ndan ve Soğucaksu’dan yararlanma yoluna gitti. Böylece Eğirdir temiz su açısından büyük bir rahatlığa kavuşmuş oldu.

            Başkan olan Ömer Bey, Eğirdir’deki bu su durumundan memnun değildi. Çünkü elde edilen su ile Eğirdir’in ihtiyacı olan su arasında fark büyüktü. Gelen su miktarı ihtiyaç olan su miktarının hepsini karşılamıyordu. Üstelik Altınkum’daki pompada sorunlar çıkıyordu. Elektrikler kesilince ilçenin büyük bir kısmı susuz kalıyordu. Buradaki pompanın istenmeyen bir durumu daha karşımıza çıkıyordu. Eğirdir’in Poyraz tarafı çok rüzgâr alan bir bölümdür. Burada esen şiddetli rüzgâr gölü altını üstüne getirir. Su dipten dalgalanır ve dipte ne kadar çamur varsa alıp suyu çamur deryası haline getiriyordu. Böylesi durumlarda ilçeye verilen göl suyu çamurlu olduğu için musluklardan bulanık, çamurlu su akıyordu. Bu durumda da hem vatandaş hem belediye zor durumda kalıyordu.

            Ömer Şengöl, içme suyunun sıkıntısına son vermek için konu ile ilgili mühendisler getirtti. Eğirdir’de nerede kaynak varsa ondan yararlanma yoluna gidildi. Soğucaksu bölgesi yeniden tarandı ve yeni kaynaklar bulundu. Böylece Eğirdir temiz ve sağlıklı suyu buradan içecekti. Hemen kuyular kazıldı ve Soğucaksu emniyete alınarak Eğirdir’e su verilmeye başlandı. Böylece Eğirdir’in önemli bir sorunu olan su sorunu büyük çapta giderilmiş oldu.

OKULLARA YARDIM

            Eğirdir insanı zeki ve çalışkan bir çizgidedir ve okumayı, tahsil etmeyi sever. Bu yüzden çocuklarının okuması için hiçbir özveriden çekinmez. Başkan Ömer Şengöl de bu durumu çok iyi değerlendiren biri olarak okullara yardım etmeyi kendine bir görev sayıyor.

Hatta kendisi lise ikiden ayrılmış olduğu için bir yüksek okula gidememenin burukluğunu taşıyor. İstiyor ki Eğirdir’in gençleri okusun ve yüksek tahsiller yapsın.

            Okumanın birinci yolu bilindiği gibi okullardan geçer. Ülkemizin durumu belli. Parasal sorunlar nedeniyle devlet okullarımıza yeteri kadar para ayıramıyor. Fizikî açıdan okulların yetersizliği gözle görülür hale geliyor. Nüfus artıyor ama derslik(sınıf) sayısı artmıyor. Birçok okulda uygulama sınıfları olan elişi ve laboratuar sınıfları normal derslikler haline getirilerek öğrencilerin uygulama alanları ortadan kaldırılıyor. Bazı okullarda öğretmen odaları da derslik haline getirilip hizmetli odaları öğretmenlere ayrılıyor. Bu dar çalışma alanına sıkışan öğrencilerin dersliklerdeki sayıları otuz veya otuz beşe kadar çıkıyordu. Millî Eğitim Bakanlığı’nın emirlerine göre sınıflarda bu rakam yirmi ikiyi geçmeyecektir. Mümkün mü bu sayı? Emirler kâğıt üzerinde böyle iken gerçek hiçte öyle değil. Eğitim ve öğretim sorunları bu kadar da değil.

            Kışlık odun kömür ihtiyacı; yeni yıl için okulların boya ve badanadan geçirilmesi; elektrik ve su giderleri; Kırtasiye giderleri devletin verdikleri ile karşılanamıyor. Peki, bu sorunların çözümü nerede? Çözüm, Okulu koruma derneklerinde. Bunlar fizikî açıdan okullara yardım edebilirler. Bu derneklerin de ilk gidecekleri kuruluş neresi? Kuşkusuz belediye. İşte bu andan itibaren devreye belediyeler giriyor. Halbuki belediyeler mevzuatında, “ Belediyeler okul yapamaz.” diye bir madde var. Bu madde belediyeleri çalışma yükümlülüğü açısından sorumlu(mesul) hale getiriyor. Diğer bir deyişle belediyelerin böyle bir çalışma içinde bulunmalarını suç sayıyor ve belediye başkanına borçlanma (zimmet) çıkarıyor. Borçlanma belediyeyi bağlamıyor ve doğrudan başkanın kendisini bağlıyor.

            Ne var ki okulların durumu da bu. Eğirdir’de de durum yukarıdaki tablodan farksız. Ömer Şengöl, riske giriyor ve okulların elinden tutuyor. Okulların fizikî açıdan ne gibi ihtiyaçları varsa hepsini elinden geldiğince karşılamaya çalışıyor. En kolay yardım boya ve badana işleri. Ancak derslik sayısı az olan okullara derslik yapmak bir inşaat işi ve masraflı. Ömer Şengöl, “Her şey Eğirdir için!” diyerek her okula yardımı asıl görevleri içine alıyor. Bu noktada biraz da Ömer Bey’i dinleyelim:

            “Sayın Hocam, yukarıdaki söylediklerinize aynen katılıyorum. Gerçekten riskli bir iş. Bizi beğenmeyen bazı karanlık eller, yaptığımız hizmeti görmeyip karanlık işlerle uğraştıklarından, şikayet ediyorlar. Bu yüzden başımız çok ağrıyor. Fakat Eğirdir bizim Eğirdir. Okuyan çocuklar bizim çocuklarımız. Devletin okullarımıza ayırdığı ödenek belli; devlet on parmağın onuna ulaşamayıp iki parmakta kalıyor. Çocuklarımızın iyi yetişmesi için parmak sayısının on olması gerekiyor. İşte bu devrede biz ve bizim gibi hayırsever vatandaş devreye giriyor. Eksik ve gedikler, böylece en aza indirilerek çocuklarımızın iyi koşullarda eğitim ve öğretim yapmalarını sağlamaya çalışıyoruz. Ben okul müdürlerine ödenek istemeleri için bakanlığa yazı yazmalarını istiyorum. Örnek verecek olursak Şapçı İlköğretim Okulunu verebiliriz. O okul daha önceleri tek katlıydı. Tek kat Mahallesinin ihtiyacını karşılayamaz oldu. Okul müdüründen okulun yıkılıp yeni bir okul yapılması için ödenek istemesini talep ettik. Yazıya olumlu cevap geldi. Olumlu cevap geldi ama gönderilen para yalnızca okulun yıkılmasına ve yeni okulun da çatısını örtebilecek kadar bir şey. Gerisi nasıl olacak. Hem de bu iş bir yaz sezonunda bitirilip okul eylüle, eğitim ve öğretme yetişmesi lazım. Gelen parayla bu mümkün değil. İşte bu noktada biz belediye olarak verdiğimiz sözü yerine getirdik ve allem ettik kalem ettik; masrafı şu kalemden bu kalemden gösterdik ve üç ay içinde okulu bitirdik, hizmete hazır hale getirdik. Çimentonun büyük bir kısmını Şevket Demirel’den karşılıksız aldık. İşçiler de bizden. Devletin gönderdiği ödenekle hepsini birleştirdik ve Eğirdir’e iki katlı bir okul yaptık. Keşke bu okul üç katlı olabilseydi de yardımcı dersliklere fırsat verebilseydik.”                            

            Ömer Şengöl’ün soruşturma riskine rağmen okulların yapımında gösterdiği kolaylıklar ve maddi destekler sürdü. Bunlardan biri de Yenimahalle’de bulunan Mehmet Akif Ersoy İlköretim okuludur. Okulun bulunduğu Yenimahalle çok büyümüştü.

            Yenimahalle’ye komşu Sekibağ da bir diğer komşu Menderes Mahallesi de çok büyümüştü. Bir zamanlar şehir dışı sayılan Köprü Başı’na kadar evler yapılmış ve nüfus bir hayli artmıştı. Okul derslik olarak ihtiyaca cevap veremiyordu. Çözüm okul bahçesine yeni bir okulun yapılmasıydı. Okul Aile  Birliği toplandı ve Başkan Ömer Şengöl’den yardım istendi. Ömer Bey, Mustafa Şapçı İlköğretim Okulu’ndan deneyimli olduğu için konuya sıcak baktı. Bir önceki okula uygulanan yöntemin aynısı uygulandı. Millî Eğitim Bakanlığı’ndan gelecek parayla ek okulun yapımına başlanacak ve paranın yetmediği yerden Ömer Bey devam edecekti. Öyle de oldu. Şimdi okulun bahçesindeki ek bina Ömer Bey’in desteği ile tamamlanarak ana binaya güç kattı.

            Ömer Bey’in okullara dönük çalışması, yardım elini uzatması bu kadar değil. Kendi ifadesine göre Endüstri Meslek Lisesi, Süleyman Demirel İlköğretim Okulu, Anadolu Lisesi’nin bir kısmı, Bağlar İlköğretim Okulu ile Sağlık Meslek Lisesi’nin bir kısmı ve Mustafa Çetinkaya İlköğretim Okulu’nun bir kısmın Başkan Şengöl aracılığı ile Eğirdir Belediyesince yapıldı.

            Ömer Şengöl bunları anlatırken başını dik tutuyor göğsünü kabartıyordu. Anlatım tarzını değiştirmiş ağını doldura doldura konuşuyordu.  Anlatırken sözünü hiç kesmedim. Sözleri arka arkasına sıralıyor, cümleler birbirini izliyordu. Not almayı bırakmış sadece dinliyor her şeyi kafama yazıyordum. Anlatılanların önemli yerlerini unutmamak için içimden tekrar ediyordum. Başkan, Eğirdir çocuklarına yardım etmekten büyük bir gurur duyuyordu.

            Başkan Ömer, orta öğretim binalarına yaptığı yardımın dışında Eğirdir’de açılan Meslek Yüksek Okulu’na da yardım elini uzattı. Eski hükümet binasında öğretimini sürdüren Meslek yüksek okuluna derslikler ve yeni idari odaların açılmasında belediye hizmetlerini devreye soktu. Ayrıca Meslek Yüksek Okulu’nun turizm bölümüne uygulama yapılması için Mavi Göl Oteli’ni Meslek Yüksek Okulu’nun idaresine verdi.

            Sayın okuyucular Başkan Ömer Bey’in eğitim ve öğretim için yaptıkları bu kadar değil. Onun düşüncelerinde yatan önemli bir nokta vardı. Ona göre Eğirdir’de diğer okulların yanı sıra Eğirdir’in neye ihtiyacı varsa o okulu Eğirdir’e kazandırmaktı.

 

Eğirdir’de turizme dönük bir okul yoktu. Halbuki Eğirdir turizm kentlerinden biriydi.  Tatlı suya sahip gölünden, dağlarından, eşsiz manzarasından, tarihi zenginliğinden dolayı turizm özelliklerin hepsine sahip Eğirdir’de bir turizm okulu yoktu. İlke, yoku, var etmekti. Öyleyse Eğirdir’e bir turizm lisesi açılmalıydı. Ömer Şengöl, belediyenin işleri için sık sık Antalya’ya İller İdaresi’ne veya Ankara’ya gidiyordu. Kafasına koyduğunu yapmaya kararlı olan başkan gittiği yerlerde turizm ile ilgilenmeye başladı. Kısa bir süre sonra iz sürmenin veya ısrarcı olmanın semeresini de aldı.

            Ankara Millî Eğitim Bakanlığı’ndan Eğirdir’e bir Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi’nin açılması kararını çıkardı. Sevinçliydi; kabı kabına sığmıyordu. Ankara’ya okul için bina gösterememişti ama yetkililere “Bina işini bana bırakın!. Ben bina işini en kısa zamanda hallederim!” dedi. Hani eskiler bir mühür bir müdür, deyip işin ardı sıra geleceğini anlatırlar ya tıpkı onun gibi. Ömer Bey, müdürsüz sadece bir mühürle Eğirdir’e geldi. Güven duyduğu ve iş bitiriciliğine inandığı Eğirdir Esnaf Sanatkârlar ve Kredi Derneği Başkanı Osman Aslantürk’ü çağırdı. Buluştular. Osman Aslantürk duyduğuna inanamadı. Bir mühürle bu iş nasıl olacaktı. Ama biliyordu ki Ömer çalışma konusunda cesur biriydi. Doğruluğuna inandığı bir konu var ve bu Eğirdir içinse ne yapar ne eder o işi bitirirdi. Osman Bey, böyle bir amaca hizmet etmek ve böyle bir cesareti yarı yolda bırakmamak için görev almaya hazırdı.

            Osman Bey, hemen Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi Koruma Derneği’ni kurdu. Okul için bina yoktu ama okul yapmak için bina yeri de yoktu. Zaten arsa bulup bina yapmak uzun işti. Bu durumda iyi kötü bir bina bulmaktı. Hatta yeni eğitim öğretim yılına hazır olunmalıydı. Arsa değil ama bina bulundu. Neresi mi? Kimsenin aklına gelmeyecek bir yer buldular. İmaret Mahallesi’nde Eğirdir belediyesinin faaliyette olan tek katlı bir binası vardı. İtfaiye teşkilatı buradan alınacak Köprü Başı’nda bir yer yapılıp hemen oraya nakledilecek ve itfaiyenin her tarafı yağlı paslı binası turizm lisesi olmalıydı.

Bu noktada hızlı ve takdir edilecek bir macera yaşandı. Okulu Koruma Derneği sık sık toplanıyor yapılacakların bir listesini çıkarıp hangi noktaya gelindiğini döküm olarak ortaya çıkarıyorlardı. Başkan Ömer Şengöl de olayı yakından takip ediyordu.

 

Terim doğruysa nefesini derneğin ensesinden çekmiyordu. Planlı ve hızlı çalışma sonuç verdi ve yağlı paslı bina belediye sayesinde iyice temizlendi, derslikler ve idare odaları hazırlandı. Okul kısa bir zaman içinde eğitim ve öğretime hazır hale getirildi ve o sene öğrenci kayıtlarına başlanarak eğitim ve öğretimin ilk öğrencileri Eğirdir Otelcilik ve Turizm Meslek Lise’si ile tanışmış oldu. Bu konuda Ömer Bey şöyle söylüyor:

            “Sayın Hocam, biz parti programını yaparken önce Eğirdir’in eksiği nelerdir, sorusundan yola çıktık. Eğirdir insanı zekidir,  çalışkandır. Eğirdir’de okuma kültürü de yüksektir. Bu nedenle ilçemizde gençlerimizin okuyabileceği hangi okul gerekliyse onu yapmaya çalıştık. Eğirdir hepimizin bildiği gibi turistik bir yer. Neden burada turizm ile ilgili bir okul olmasın? Girişimlerimiz sonuç verdi ve Eğirdir’e bir turizm lisesi kazandırdık. Şimdi çocuklarımız o okuldan yararlanıyor. Çevreden de bu okula gelen öğrenciler var. Böylesi yararlı bir okula ilçemizde bazı zihniyetler “Garson Mektebi” diyerek okulu küçümsediler. Ancak zaman onları değil bizi haklı çıkardı. “Garson Mektebi” denilerek aşağılanan bu okulda çocuklarımız aşçılık ve garsonluk eğitimi aldılar. Yetişen çocuklarımızı ülkemizde bulunan turizm beldeleri kapış kapış aldı. Elbette her şeyin okulu olmalıydı. Endüstri Meslek Lisesinden yetişen çocuklarımız elektrikçi, demir doğramacı, marangoz, sucu, duvar ustası olarak çıkıyor ve kısa yoldan meslek edinerek iş güç kurup para kazanmıyorlar mı? Turizm Lisesi’nden yetişen çocuklarımız da tıpkı diğerleri gibi aşçı veya servisçi olup kısa yoldan para kazanmaya başlamıyorlar mı? Bunlarda ülkemizde bir meslek değil mi? Bence eğitim ve öğretime kazandırdığımız bu okula “Garson Mektebi” diyerek aşağılayan kişiler şimdi bu okula evlatlarını yazdırmıyorlar mı? Ben iyi biliyorum ki doğru bir iş yaptık. Bunun da semeresini çocuklarımızın yetişmesi ile görüyoruz. Göğsümüz ilerde dolaşıyoruz; çok şükür başımız önümüze düşmedi.”

            İtfaiye bakım evinden doğan turizm okulunun macerası bu kadar kısa değil, devamı var. Gel zaman git zaman okulun daha iyi bir yere ve iyi bir binaya kavuşturulması için çabalar sürdürüldü. Altınkum Mahallesi’nde bir arsa yeri temin edildi. Bu arsanın bitişiğinde bulunan Nafiz Yüreklilerin arsalarından da bir miktar alınarak okul yeri belli edildi. Nafiz Yüreklinin evlatları aynı zamanda mimar idiler. Eldeki arsaya göre okulun mimarî planını da Nafiz Yürekli ailesi çizdi. Şimdi Altınkum’da eğitim ve öğretimin sürdüğü çok amaçlı Turizm Lisesi uygulama oteli ile de çevrenin en popüler okulu olarak tanınmaktadır.

            Sayın Eğirdirliler, ben Eğirdir İlçe Millî Eğitimi’nde şube Müdürü olarak çalıştığım 1998-1999 yıllarında itfaiye yıkıntısı üzerine kurulan bu okulun çalışmalarına yakından tanık oldum. O zaman okul müdürü, Eğirdir Lisesi’nden gelme İngilizce Öğretmeni Süleyman Ersöz’dü. Süleyman Bey, yokluklarla boğuşan bu okulda iyi bir çalışma örneği gösterdi. Disiplinli ve programlı çalışması sayesinde EğirdirTurizm Lisesi’nden yetişen öğrenciler Türkiye turizminde daima yer buldu; hiçbiri boş kalmadı. Okulda yapılan yemek, tatlı, salata ve masa düzenlemesi gibi yarışmalar tertip edilirdi. Yarışmalara bizi de davet ederlerdi ve yapılan çalışmaları takdirle karşılardık. Eğer okul bu gün başarılı bir statüye oturmuşsa bu, yokluklar içinde mücadele veren Süleyman Ersöz sayesindedir. 

YEŞİL ALAN

            Eğirdir’in en büyük sorunları içme suyu, kanalizasyon ve konut sorunları idi. Başkan Ömer Şengöl, yaptıklarını tarihleri ile yazmak yerine “Benim zamanımda…” ifadesini kullanarak genelleme yapıyordu. Çünkü üç dönem başkanlık yapmış ve tarih konusunda hatadan kaçmaya çalışıyordu.             Kuşkusuz her şeyi tarihi ile hatırlamak pek mümkün değil. Bu yüzden Öme Bey, “Benim zamanımda…” diyerek genelleme yapıyordu. Ömer Bey’in arada anlattığı ufak anekdotları da burada yazsak elinizdeki kitap Ömer Şengöl kitabı olup çıkacak. Bu yüzden ana başlıklar belirledik. Bunlardan bir tanesi de Eğirdir’de yeşil alan konusudur.

            Eğirdirlinin tümünün kabul ettiği ve görenlerin de onayladığı tek ortak nokta Eğirdir’in nefis güzelliğidir. Doyumsuz göl manzarasına sahip Eğirdir’in hangi köşesinden fotoğraf çekseniz çektiğiniz o alan bir tablo gibidir. Ancak Eğirdir’in sahip olduğu bu güzellik kendine yetmiyordu. Her zaman olduğu gibi bir kadın ne kadar güzel olursa olsun mutlaka az da olsa makyaj yapar. Eğirdir de güzel bir kadın gibidir. Ne kadar güzel olursa olsun makyaja ihtiyacı vardı.

            Eğirdir’in kıyı şeritleri kendi haline bırakılmıştı. Yeşil alan yok denecek kadar azdı. Güzellik yönünden zengin olan Eğirdir’in insanlarının, ailelerin oturabileceği doğru dürüst bir park veya çay bahçesi yoktu. Bunlar da ilçede büyük sorundu. Özellikle kıyı şeridi içler acısı durumundaydı. Özellikle Poyraz Sahili “İmdat!..” diyordu. Yol daha önceki belediye başkanları tarafından asfaltlanmıştı ama her kıştan sonra yol yarıya iniyordu. Çünkü Poyraz Sahili’nin kış mevsimlerinde ağır darbeler aldığını her Eğirdirli bilir. Kıyıda dalga kıran olmadığı için poyraz rüzgârları ile kabarıp kabına sığamayan dalgalar kıyıyı sürekli dövüyordu. Sonuçta dalgalar yolu yiyip bitiriyordu. Başkanlar da her yaz yolu yeniden yapıyordu. Bu durum bir tek Poyraz Sahili ile ilgili değildi. Güneyde lodos rüzgarları da aynı olayı yaşatıyordu. Eğirdir kıyılarının ortak noktası dalgalar tarafından yutulmasıydı. Ayrıca her sene toprakla kapatılan yollar, topraklarını kış mevsiminde göle veriyordu. Her sene dökülen onlarca toprağın göle karışması göl ekosu bakımından doğru değildi. Göl zarar görüyordu. Her sene oluşan bu durum belediye ekonomisine yük getiriyordu. Buna bir çözüm bulunmalıydı.

Ömer Bey, karar vermişti. Artık bu duruma bir son verilmeliydi. Ne Yapmalıydı? En iyisi şehir merkezi ve adalara kadar olan kıyı şeridini dalga kıranla beslemeliydi. Öyle de yaptı.

            Burada bir noktanın açığa kavuşmasında yarar var.

 

Ömer Şengöl’e gelinceye değin belediyenin hizmet görecek aracı yoktu. Kamyon, dozer, kepçe gibi ağır iş makineleri yok denecek kadar azdı. Hatta itfaiye aracı bile derme çatma bir araç durumundaydı. Dolayısıyla işe önce araç alımından başlanmalıydı.

            İtfaiye konusunda 05 Şubat 1990 tarihli Demokrat Eğirdir gazetesindeki yazıya bir göz atalım:

            “Başkanımıza Teşekkürler

            Belediye meclisimize, belediye encümenimize ve belediye başkanımıza 100 milyonluk modern itfaiye aracı alışlarından dolayı sonsuz teşekkürler sunarız.”

            Ömer Bey büyük bir cesaret örneği göstererek belediyeye ihtiyaç olan araçların hepsini aldı. Eğirdirli bu işe şaştı kaldı. Hele çok amaçlı D8N aracı Eğirdir’in konusu bile oldu. Bazıları da “Eğirdir’in parası nedir ki bu kadar araç alınıyor! Araç borçları nasıl ödenecek?” diyerek sözlü protestolar yapıyordu. Ama Ömer Bey kulaklarını tıkamış, doğru bildiği yolda ilerliyordu. Ömer Bey’e göre belediyeler borçtan korkmamalıydı. Yapılan borç boğazdan geçmeyip belde içinse tedirgin olunacak bir durum yoktu. Aslında devletin devlete borcu olmazdı. Belediyeler de devletin yan organları gibi vatandaşa hizmet etmiyor muydu? Öyleyse çekinecek bir şey yoktu. Eğirdir zengin bir yerdi. Bu borçların üstesinden gelebilecek güçteydi. Yeter ki para doğru yerde harcansın, Allah yardım ederdi. Gerçi Ömer Bey’in bu konuda şikâyetlerden dolayı gelen müfettişlerle başı çok ağrıdı ama hiçbirinde suçlu bulunmadı.

            Alınan araçlarla dağlar kırıldı ve dev kayalar ortaya çıkarıldı. Bu kayalar Baba Sultan’dan başlayarak Kale Burnu’na, oradan Can Ada ve Yeşil Ada’ya kadar göl kıyısına döküldü. Tekrar Yeşil Ada’nın burnundan başlayan bu iş Güney Sahili boyunca Hamam durağının karşısına değin kıyı şeridi iri kayalarla dolduruldu. Kıyı şeritleri artık haşin dalgalara karşı direnç kazandığı için kafa tutar hale gelmişti. Böylece her sene yapılan belediye harcamaları bir kalemde kesilmişti ve araçların alım masrafları kendiliğinden çıkmıştı. Araçların alımına hoş bakmayan zihniyet başını eğmek zorunda kalmıştı. Bu gün gördüğümüz dalga kıranların tümü Ömer Bey zamanında yapılmıştır. Bu gün bu yapılanları bir hesaplarsak altından kalkılamayacak derecede bir rakama ulaşırız. Bu görüşmeyi kendisiyle yaptığımız sırada bile şaşkınlığımı gizleyemedim.

 

            Kolay değil Eğirdir’i bir baştan bir başa hem kuzeyi hem güneyi dalga kıran kayalarla doldurmak. Bu gün bile hangi belediye başkanı böyle bir işe kalkışır ki diye kendi kendime soruyorum. Büyük iş yapılmış. Eğirdir’de hâlâ iş araçları görüyorsanız bunlar, birkaç tanesinin dışında, Ömer Şengöl zamanında alınan araçlardır.

 

Kıyı şeridi dalga kıranla doldurulunca kıyı şeridinde göle on veya on beş metrelik yer ortaya çıktı. Buralar toprakla düzenli hale getirildi. İşte bu alanlar Eğirdir’in yeşil alanları oldu. Ömer Şengöl, bu alanların dizaynlarını çıkarttı. Kimsenin henüz bilmediği peyzaj kavramını Eğirdir belediyesine kazandıran Şengöl, yeşil alan çalışmalarına hız verdi.

Esin Arı adındaki peyzaj mühendisi çizdiği modellerle Ömer Bey’in karşısına çıktı. Taslakların hepsi de güzeldi ve bunlardan daha uygun olanları devreye sokuldu. Poyraz Sahili boyunca kıyı şeridinde görülen yeşil alan çalışması böyle bir çalışmanın ürünüdür.

            Bir başka yeşil alan çalışması belediyenin arka bahçesi tarafında bulunan yere yapıldı. Çocuk oyun alanları ile beslenen bu bölüm toprağın kazanılması yoluyla ortaya çıkan bir güzel görünüm kazandı. Yapılan bir başka yeşil alan çalışması halı sahaların bulunduğu bölümde yer alan kısımdır. Burası halka açık bir alan olması bakımından ve gölün hemen kıyısında yer alması bakımından halk tarafından daha çok benimsendi.

Eğirdir’in en önemli yerlerinden biri de Can Ada ile Yeşil Ada yoludur. Mademki Eğirdir turistik bir yer öyleyse görünümü yönüyle de albenili olmalıydı. Göze batan Yeşil Ada yolu yeşillik çalışmalarından nasibini almalıydı. Yeşil Ada yolunun her iki yanı da çiçeklerle ve bahçe ağaçları ile zenginleştirildi.

 

Özellikle CAN Ada bu konudan fazlasıyla yararlandı. Can Ad Eğirdir’in piknik yerlerinden biriydi. Fakat belli bir düzenleme çalışması yapılmadığı için dağınık bir durumdaydı. Yapılan peyzaj çalışması ile burası da planlı bir şekilde kısımlara ayrılarak düzenli bir hale geldi. Bu alanda da çeşitli çiçekler ve bahçe ağaçları ile zengin hale getirildi. Bu gün Can Ada her Eğirdirlinin piknik için yararlandığı en güzel alanlardan biridir.

            Ömer Şengöl yeşil alan çalışmalarına ağırlık verince kendi hızını kendi dahi kesemedi.

            Yeşil Ada’nın kuzeyine bakan bölüm de Ömer Şengöl zamanında yapılan bir yerdir. Burası doldurulup etrafı dalga kıranlarla koruma altına alındı. Şimdi burası adanın ucunda yeşillikler diyarı olarak göz ve ruh zenginliği içermektedir.

            Yeşillik çalışmalarında bildiğimiz menekşe, lalelerin dışında Eğirdirlinin bilmediği birçok çiçek eyeşil alanları süsledi. Çiçeklerin yanında ağaç dikimi de çok önemliydi. Ömer Bey’in anlattığına göre Eğirdir’e bin adet ıhlamur ağacı dikilmiş. Ihlamurun dışında pek çok süs ağaçları da Eğirdirlinin göz zevkine sunuldu.

            Bu konuda Ömer Bey’e kulak veriyoruz:

            “Eğirdir’e getirdiğimiz çiçeklerin ve ağaçların çoğu verimsiz oldu. çünkü biz bu çiçek ve  ağaçları genelde Antalya ve birazını da İzmir’den getirtiyorduk. Bu nemli illerin iklimine göre yetişen çiçek ve ağaçlar Eğirdir’in dokuz yüzlük rakımındaki havaya uyum sağlayamadıkları için istediğimiz verimi alamıyordu. Fakat Eğirdir için değişik çiçek ve ağaç iklimine de önem veriyorduk. Buna bir çözüm bulmalıydık. Bulduk nihayetinde. İstediğimiz çiçek ve ağaçları Eğirdir ortamında fidan olarak yetiştirmeliydik. Bu çalışmanın gerçekleşmesi için çiçek istasyonu kurmalıydık. Çalışmalar başladık ve bu gün Köprü Başı’nda bulunan çiçek serasını kurduk. İstediğimiz çiçek ve ağaç çeşitlerini Eğirdir ortamına göre yetiştirdik. Çok iyi sonuçlar aldık. Park ve bahçelerimizi süsleyen nemli ortama alışkın çiçek ve ağaçların yetişmesi böyle oldu.”

Ömer Bey’in çalışmalarından biri de Eğirdir insanını çiçek üretmeye yönlendirme çabasıdır. 21 Kasım 1989 tarihli Demokrat Eğirdir gazetesinde şu habere rastlıyoruz:

            “HER EVE BİR GÜL

            Belediye Başkanı Ömer Şengöl,’ Her eve bir gül’ parolası ile yeni bir hizmet başlatacaklarını bildirdi.

Belediye, Meyve Fidanlığı’na beş bin (5000) gül fidanı dikildiği ve bu fidanların halka ev ev dağıtılacağı söylendi.”

            Gazetede çıkan bu haberin ardından 1990’ın yazında her eve sokak sokak dolaşılarak  gül fidanı verilmiş.

            Ömer Bey’in Eğirdir’i çiçeklendirme çabaları 2004 seçimlerini alıp başkan koltuğuna oturduğunda da devam etti. Öyle ki yerel gazetelerin birinde çıkan bir yazıda Ömer Bey’e “Çiçek Abbas” yakıştırmasını yapıldı. O günden sonra Ömer Şengöl, muhalifleri tarafından Çiçek Abbas olarak adlandırılmaya devem etti. Fakat Ömer Bey, kendisine bu yakıştırmayla ilgili sorularıma da gayet olumlu ve mantıklı cevap verdi: “Ben böyle bir yakıştırmadan gocunmuyorum. Neden gocunmuyorum? Çünkü ben Eğirdir’i çiçek bahçesi haline getirdim. Bu yakıştırmanın beni küçültmesi şöyle dursun aksine yaptığım işin olumlu tarafını gösterdiği için memnunum bile. Bu yakıştırma beni daha da teşvik etti ve çiçek işine daha fazla hız verdim. Taşeli Platosu’nda yetişmez yalnızca Antalya yöresinde yetişir denilen ağaçları da bahçe istasyonlarımızda çelikleyip park ve bahçelerimize diktik. Hepsi de boy verdi ve bahçelerimize ayrı bir renk kattı.”

            Ömer Bey’in yeşil alan çalışması bunlarla sınırlı değil. Bir şehrin girişi ve çıkışı ile o şehri ikiye bölen ve ulaşımın ana arteri olan yollar ne olacaktı? Eğirdir’den transit geçen araçların yollara bakış açısı ne olacaktı? Eğirdir garajından başka bir yeri göremeyecek olan yolcuların gözündeki göl manzarasını başka güzelliklerle beslemek gerekmez miydi? Otobüs yolcuları için düşünülen bu güzel düşüncenin Eğirdirlinin göz zevkine hitap etmesi de gerekmez miydi? Bu sorulara verilecek cevap bellidir. Kollar sıvandı ve atıl durumda olan ara yol tretuvarları çiçeklenme çalışmalarına hazırlandı. Baba Sultan’dan başlayan bu çalışma Menderes Mahallesi Başak Evler’e kadar uzadı. Bu alanlar mevsim çiçekleri ile beslenerek kış mevsimine değin hiç çiçeksiz bırakılmadı.

 

 

HAYVANAT BAHÇESİNİN YAPILIŞ MACERASI

            Ayrıca Kemer Köprü tarafında atıl durumda bulunan ve pislik içinde bulunan alanı ele alan Ömer Şengöl, bu alanı da herkesin beğeneceği bir konuma getirdi. Eğirdirlinin “Hayvanat Bahçesi” olarak bildiği bu alan hem çeşitli çiçeklerle hem değişik hayvanlarla Eğirdir’in bir mesire yeri haline getirildiğini her Eğirdirli biliyor.

 

            Ömer Bey’in anlattığına göre aslında bu alan park bahçe alanı olarak kurulmamış. Eğirdir Göl’ünde nesli tükenen balık çeşitlerini üretmek için yapılan havuz çalışmalarının toplu alanıdır. Eğirdir’e özgü balıkların doğal havuzlarda yetişmesi ve buradan elde edilecek balıkların göle atılması için gerçekleştirilen havuz çalışmalarının yanında yeşillik çalışmalarına da yer verildi. Dolayısıyla bu bölüm hem balık havuzları hem park-bahçe hem hayvan barınakları açısından Eğirdirlinin ilgisini çeken bir mesire yeri haline geldi. Ömer Şengöl buranın ilginç öyküsünü şöyle anlatıyor:

            “Sayın Hocam, gölde eko denge sürekli bozuluyor. Her gelen göle bir balık atıp gidiyor. Gölde bizim bildiğimiz ve gölün ana balıkları yok olup gitti. Gölde önemli olan eko dengenin kurulması çok önemliydi. Bazı balıkların beton havuzlarda bilim insanlarımız tarafından üretilip göle atılması çözüm olmuyordu. Çünkü beton havuzlarda üretilen bu balıklar doğal ortamda yetişmedikleri için doğal ortama hazırlanıncaya kadar telef olup gidiyor. Bu yüzden onların doğal ortamda yetişmeleri çok önemliydi. İşte bu düşünceden yola çıkarak sözünü ettiğimiz alanı pislik yuvası olmaktan çıkarıp balık havuzları haline getirdik. Aslında işin hikayesi çok geniş ama hepsini burada anlatmaya kalksak bir roman olur. Geliştirdiğimiz projeleri devletin ilgili makamlarına götürmemiz onlardan aldığımız cevaplar, İller Bankası ile yaptığımız görüşmeler, İller Bankası’ndan alacağımız paranın büyük bir kısmının belediyeye kalması macerasını ayrıntıları ile anlatsam tam bir roman olur çıkar. Oraya girmeyelim. Biz bu havuzları kendimiz yapıp bir yerlerden bulduğumuz balıkları üretmeye başladık. İnanır mısınız çok da iyi sonuçlar aldık.

            Çalışmalarımıza tanık olmaları için fakültelerimizden bilim insanlarını getirdik. Verimliliğimize katıldılar. Çalışmalarımızın ana konusu balıkken havuzların etraflarını da zengin hale getirelim, görsellik zenginlik katalım da dedik. İnşaatlardan artan hurda demirleri topladık. Yine inşaat artıklarından kalan tuğlalarla ve briketlerle yan tesisler kurduk. Çevremizde bulunan mermer artıklarını kullandık. Kafesler yaptık. Vatandaşlarımızın, bakamayacağız, dediği hayvanlara korunaklar yaptık ve o hayvanları buralara yerleştirdik. Biraz da biz bulup buluşturduk ve Eğirdir’e göre bir hayvanlar dünyası meydana getirdik. Etrafını da çiçeklerle bezedik; güzel bir alan haline getirdik. Aslında balık havuzları için yaptığımız bu yer vatandaşın gözünde “Hayvanat Bahçesi” olarak değerlendirildi. Halbuki bizim çalışmalarımızla hayvanat bahçesinin hiçbir ilgisi yok.

            Buraya harcadığımız para devede kulak bile değildir. Yukarıda da belirttiğim gibi oradan buradan bulduklarımızla oluşturduk o alanı. Hayvanların yiyeceğinin büyük bir kısmını Dağ Komando Okulu’nun yemek artıklarından sağladık. Ayrıca ilçemizde kurulan Perşembe pazarından kalan yeşillik artıkları ile hayvanları besledik. Belediyenin daha doğrusu vatandaşın parasını harcamadık.  Balık havuzlarını belediyenin araçları ile oluşturduk. Yapılan tesislerde belediyenin işçileri çalıştı. Bu konuda da şikayetler oldu. Müfettişler geldi. Bir tek ceza unsuru bulamadılar. Hepsinden alnımızın akı ile çıktık. Onun için şikâyet edenler utansın, diyorum. Bunların hepsi cesaret işidir. Cesaretsiz olan belediye başkanları memur zihniyetinden kurtulamaz. Onlar gelsin evrak imzalayalım, gitsin evrak imzalayalımın dışına çıkamazlar. Böyle olunca da ilçede veya kentte ilerlememe olmaz.” 

            İşte güzel kadın Eğirdir’in makyajı böyle tamamlandı ve Eğirdir güzel bir görünüm kazandı. Eğirdir’de hala yeşillik varsa bu, Ömer Bey’in başlattığı temel yapıdır.

 
SPOR VE SPOR ALANLARI

            Ömer Şengöl’ün yapmadığı yok gibi. Eğirdir’in eksiklerini sıralarken sporun da ele alınması gerektiği önemle öne çıkmıştı. Türkiye’nin birçok kasabasına spor kulüpleri varken neden Eğirdir’de bir spor kulübü yoktu? Kulübü kurmak kolay bir işti ama sporcuların çalışacakları tesisler ne olacaktı? Esas nokta buydu.

 

Çok amaçlı sporların yapılması için devletin yapacağı kapalı spor salonu vardı, fakat futbolcuların saha konusu önemliydi. Kapalı spor salonu ise Eğirdir’de ayrı bir öyküdür. Bu tesis için izin çıkmış ama devlet bir türlü elini uzatıp da bir taş dahi koymamıştı. Tesis yalnızca kâğıt üzerinde kalmıştı. Eğirdir’in kapalı spor salonuna acil ihtiyacı vardı. Çünkü salon sporları için Eğirdir’de bir yer yoktu. Aradan yıllar geçmişti. Devlet ne yapıyordu, neyi bekliyordu? Hiç olmazsa bir temel atılıp işin ucundan da olsa başlanmalıydı. Yılların boşa geçmesi bir başka yönden iyi değildi. Çünkü devlette bir işin yapımına karar çıktığı tarihten itibaren beş yıl içinde o yapım için bir hareket gerçekleşmezse o iş iptal edilir ve ona ayılan ödenek başka il ve ilçelere giderdi.

            Ömer Bey beş yılın farkında değildi ama onun tek derdi Eğirdir gençliğinin hemen bir kapalı spor salonuna kavuşmasıydı. Bunun için işini gücünü bırakıp doğru Ankara gitti. İlgili genel müdürlüğü buldu. İlgili kişi ile uzun uzun konuştu. Ö Bey’in gittiği iyi bir tesadüf olmuş. Çünkü ilgili kişi buranın unutulmuş olduğunu itiraf ediyor. Beş yılın dolmasına da sadece üç ay kalmış. Ömer Bey Eğirdir’e geliyor ve aldığı araç ve gereçleri vakit yitirmeden tesisin yapılacağı alana gönderiyor. Arkasından da kendisi gidiyor ve temeli kazdırıyor. İşin ucundan böylece tutulmuş oluyor. Ömer Bey kararını veriyor. Salonu devlet yapmazsa belediye yapacaktı. Bu iş Eğirdir’in malıydı. Öyleyse Eğirdir’in malına sahip çıkmalıydı. Temel kazıldıktan sonra kırk(40) ton demir satın alındı ve demirler tesis alanına indirildi. İne iyi bir tesadüf daha yaşandı. Devlet, Eğirdir Kapalı Spor Salonu’nun ihalesini yaptı ve salon ihale edildi. İhaleden sonra Ömer Bey, kenara çekiliyor ve salonu devlet tamamlıyor. Böylece Ömer Bey, Eğirdir’e çok önemli bir tesis kazandırmanın ve Eğirdir gençliğine büyük bir hizmet etmenin onurunu kazanmış oluyor.

            Arsa çok önemliydi. Bildiğimiz gibi Eğirdir bir kıyı kenti idi. Geniş alan bulmak çok zordu. Arandı tarandı ve nihayet bir yer bulundu. Köprü Başı’nda sanayi çarşısının karşısında bir yer bulundu. Ama bu arsa tam bir bataklıktı. Burası aşağı yukarı iki yüz dönümlük bir bataklıktı. Ömer bu bataklığı çok sevdi. Onun için imkansız diye bir şey yoktu. Onun tek sıkıntısı devletle olan işlerdi. Çünkü ona göre devlet hep ağır çalışıyordu. Spor tesisi konusunda devletle bir işi yoktu. Encümenden karar çıktı mı bu iş en kısa zamanda kurulurdu.

            Çalışmalar başladı ve belediyenin kum kamyonları devreye girdi. Kısa zamanda iki yüz dönümlük bataklık kamyonların getirdiği toprakla örtüldü ve düzeltildi. Kırk bin kamyon toprakla örtülen alan düzeltildi ve tesislerin yapımına başlandı. Bu alanda sporcuların soyunma ve duş alma tesisleri ile birlikte tribün tamamlandı. Saha çimlendi. Yetmiş beşe yüz on ebatlarında yapılan sahanın çevresi koşu bandı ile çevrildi. Maçlar bu alanda yapıldı. Ömer Bey, bununla da yetinmedi ve maç sahasının antrenmandan yıpranmasın diye antrenman sahası da yaptı. Bu da yetmedi bir üçüncü çim saha daha yaptı.

            Üç tane saha çok değil mi? sorusuna verilecek cevap çok netti. Çünkü Eğirdir tüm sporlar için son derece uygun bir ilçeydi. Birinci lig, ikinci ve üçüncü lig takımları dinlenme ve çalışma yeri olarak Eğirdir’i seçiyordu. Eğirdir’e bazen iki takım üç takım birden geliyordu. Bu durumda saha sıkıntısı baş gösteriyordu. Bu yüzden iki tane antrenman sahası yapılmıştı. Dolayısıyla konuk takımların çalışmaları saat olarak hiç birbirine çakışmadı.

            Ömer Şengöl’ün bu tür çalışmasına karşı çıkanlar yapılanların Eğirdir ekonomisine katkısını görünce ona hak vermek zorunda kaldı. Gerçekten yaz günleri değişik formalarla caddelerimizde gezen konuk sporcuları gördükçe içimiz şenleniyor. 

 

SPOR VE SPOR ALANLARI

            Ömer Şengöl, merkezde de iki tane halı saha yaptı. Hem de gölün kenarına. Halı sahadan maksat ise biraz farklıydı. Eğirdir’in gençleri için de saha gerekli değil miydi? Onlar nerede top oynayacaktı? İşte bu yüzden göl kenarına iki tane halı saha yapıldı. Eğirdir’in genci yaşlısı ve fakülte ile meslek yüksek okullarının çocukları halı sahayı hiç boş bırakmadı.

Sahalar, gece yarılarında gençlerin heyecan ve mutluluk dolu seslerini gökyüzüne taşıdı.

            Bu konuda Akın gazetesinin 20 Şubat 1991 tarihli sayısına göz atalım:

“EĞİRDİR GENÇLİĞİNE MÜJDE

            Belediye çim ve halı saha yaptıracak.

            Başarılı çalışmalarını yakından izlediğimiz Eğirdir Belediye Başkanı Ömer Şengöl, imkansızlıklara rağmen hemen hemen her spor dalında başarı kazanan Eğirdir gençliğine çim ve halı saha kazandırma çalışmalarını başlattı.”

           

            Akın gazetesinin 13 Mart 1991 tarihli sayısında sporla ilgili bir başka habere daha rastlıyoruz:

            “BELEDİYEDEN EĞİRDİR SPORA 5 MİLYON LİRA

            Eğirdir Sporun basketbolda il birinciliğini kazanmasından sonra verilen yemekte maddi ve manevi katkılarında bulunacaklarını açıklayan Başkan Ömer Şengöl, Eğirdir Spor için 5 milyon lira yardımda bulunacaklarını açıkladı.”

            Ömer Bey, spor dallarından futbol, voleybol, optimist, Uzak Doğu sporları gibi sporları Eğirdir belediyesinin koruması altına aldı. Onlara araç, gereç ve ekonomik yönden yardımda bulundu. Böylece Eğirdir gençliğinin büyük bir kısmını kahve köşelerinden kurtarmış oldu.

            Ömer Bey’in içe dönük çalışması Eğirdir’de takdirle karşılanırken o işin biraz daha ötesine geçmek için uğraş veriyordu. Uğraşında da başarılı oldu. Triatlon şampiyonalarının Eğirdir’de yapılması kararını ilgili bakanlıktan çıkarılmasını sağladı. Bundan böyle tariatlon yarışmaları hem ulusal hem uluslar arası Balkan ve Avrupa şampiyonaları Eğirdir’de yapılmaya başlandı. Ömer Bey, bu kazanımıyla dünyada sayılı yerlerde yapılan bu spor karşılaşmasını Eğirdir’e kazandırmakla kalmamış Eğirdir’i dünyaya tanıtma fırsatını da yakalamış oluyordu. Çünkü triatlon yarışmaları dünyaya yayın yapan Euro Spor Kanalı ile dünyaya tanıtılmış oluyordu. Adı geçen kanalda yayına girmek birçok ülkeye nasip olmayan bir işti.

ÖMER ŞENGÖL

SOĞUK HAVA DEPOSU

            Ömer Bey’in üzerinde durduğu bir konuda soğuk hava deposu ile ilgili çalışmalar. Ben, bu konunun bir madde halinde yazılmasını istememe rağmen Ömer Bey ısrarla konun açılmasını istedi. Hiçbir not almadan kendisini dinledim. Dinledikçe önemsiz bir başlık diye değerlendirdiğim depo konusu başlı başına bir macera imiş.

1’den devam

            Anladım ki Ömer Bey’in kafasındaki soğuk hava deposu bizim bildiğimiz soğuk hava depolarından değil; doğrudan halkın tek başına sahip olabileceği bir depo. Bu da yetmiyor Türkiye’de olmayan ve tek Eğirdir’e özgü bir depo anlayışı. Depo entegre bir tesis. Depoda her soğuk hava depolarında olduğu gibi iki yüz elli veya üç yüz tonluk odalar olacak. Ayrıca tasnifleme ve paketleme tesisleri olacak. Deponun bulunduğu alanda hal ve kamyon garajı da olacak. Bir de plastik sandık yapımı tesisi olacak. Bunlar bize, üreticinin bahçesinden gelen elma depoya girdiği andan itibaren deponun malı gibi sayılacak ve bütün işlemlerden geçerek piyasaya öyle çıkacak. Böylece üretici elmayı depoya getirdikten sonra elini sıcak sudan soğuk suya sokmayacak. Burada en önemli noktalardan biri, üreticinin depoya giren malı hal yoluyla satılacağı için parasını da peşin alacak. Çünkü bu gün birçok üretici malını tüccara kendisi veriyor ama Yıllar göstermiştir ki tüccarın bir kısmı parayı ödemiyor. Böylece üretici mağdur oluyor ve parasını alamıyor, söz yerindeyse, parasını kaptırıyordu. Tüm bunları öğrenince Ömer Bey’in ısrarına hak veriyorum.

            Ancak Ömer Bey’in bunları anlatırken üzüldüğünü de fark ediyorum. Gözlemime hak veriyor. Onu üzüntüsü, tüm bunları yoluna koymuşken 1999’da milletvekilliği seçimlerini kaybetmiş olmasıydı. Deponun işleri yoluna girip tam çalışmasına az bir gayret kalmışken seçimleri kaybederek düşüncelerinin yerine gelmemiş olması onu üzen en büyük etkendi. Kendisini dinleyelim:

            “Eğirdir’de bulunan elma depoları yalnızca iki yüz veya üç yüzlük tonluk odalar olan depolar halindedir. Bunlar ortak bir soğutma makinesi ile soğutulur. Bunların çoğunda tasnif ve paketleme servisi yoktur. Son zamanlarda bir iki soğuk hava deposu tasnifleme ve paketleme tesisi kurdu. Bizim kuracağımız tesis tam anlamıyla dört dörtlük entegre bir tesis olacaktı. İki yüz veya üç yüzlük tonluk odalar bulunacaktı. Bu odaları üreticilere kiralayacak veya satacaktık. Üreticinin kendine ait bir odası olacaktı. Bu odaların her biri ayrı ayrı elektriğe ve soğutma tesisine sahip olacaktı. Adam elmasını getirdi. Kendine ait veya kiraladığı odaya malını koydu. Diyelim ki üretici elmasını kasımda topladı. Bizim burada tasniflenen ve paketlenen elma depoya girdi. Tüccar geldi ve kasımda toplanan elmanın tamamını aralık ayında aldı. Depo boşaldı. Üretici satın aldığı odanın elektriğini ve soğutmayı kapatarak anahtarını cebine koyup gidiyor. Böylece elektrik parasından kurtulmuş oluyor. Üstelik kurulan hal sayesinde parasını da peşin alarak rahat uyuyor.

            Bütün bu özelliklere sahip entegre tesisin projesini çıkarıp DPT (Devlet Planlama Teşkilatı)’na gittik. Proje kabul edildi. Yalnızca plastik sandık üretimini projeden çıkardılar. Sayın Hocam burada en önemli noktalardan biri İller Bankası’nın vereceği para konusudur. İller Bankası bir projeyi kabul ettiği zaman o proje için çıkarılan maliyetin yarısını kendisi karşılıksız, hibe olarak veriyor. Geri kalan diğer yarsını da yıllık  %7 veya %8 gibi bir faizle ama uzun vadede veriyor. Yıllar geçtikçe de o faizin değeri düşüyor ve kolay ödenir duruma geliyor.

            Krediyi çektik ve deponun yapım işine girdik. Deponun yüzde yetmişi tamamlandı. Fakat biz depoyu tam bitiremeden 1999 yerel seçimleri geldi. Seçim sonucunda Taciddin Bey CHP’den seçimi kazanarak belediye başkanı oldu.

            Aradan beş yıl geçti ve 2004 belediye seçimleri zamanı geldi. Bu kez ben yeniden DYP’den başkan oldum.”

 

SOĞUK HAVA DEPOSU

            Sayın okuyucular burada Sayın Şengöl’ün sözlerinin arasına giriyoruz. 2004 Yerel Seçimleri iddialı bir seçim olarak karşımıza çıkıyor. Aday sayısı fazla. Çekişecek adaylar CHP, AKP, DYP, MHP ve DSP adayları şeklindedir. CHP’den Emekli Edebiyat Öğretmeni İlhan Şimşek, AKP’den Emekli Matematik Öğretmeni Nuri Özmeral, DYP’den Ömer Şengöl, MHP’den Emekli Öğretmen Ataman Görgülü ve DSP’den Taciddin Gencay yarışa katıldılar. + devamı 3’de

1’den devam

            Seçimi DYP’den Ömer Şengöl kazandı. Böylece Ömer Şengöl’ün üçüncü dönem Eğiridr Belediye Başkanlığı başlamış oldu. Ömer Şengöl, bu seçime şu liste ile girdi:

Belediye Meclis Üyeliği Adayları:

Kontenjan: Ramazan Yüceer 

1. Arif DEMİREKİN

2. Selahattin TAMGÜL

3. Mehmet BİLGİÇ

4. Tuba TANER

5. Mehmet Cengiz KILINÇ

6. Hasan Bilal TARAN

7. Hüseyin GÖKDOĞAN

8. Mustafa SAKÇALI

9. Mehmet GÜLBUDAK

10. Abdullah BAKICI

11. İsmail GÜRSEL

12. İ. Oğuz SARIKAYA

13. Osman ERFİDAN

14. Ziya Savaş AYBER

15. Zeyit AKSOY

16. Mehmet KÖSE

17. Mehmet BARLAS

18. Muhammet NAMLI

19. Mehmet ÖZBEY

20. Bayram METİN

İl Genel Meclis Üyeleri:

1. Şeref YORGANCIOĞLU

2. Hüseyin Avni TANIŞ

3. Ali ÇİFTÇİ

            Bu listeyle seçime giren ve Belediye Başkanı olan Ömer Şengöl’ün depo ile ilgili sözlerine devam edelim:

            “ Bu deponun durumuna bakmaya gittim. Çünkü araya giren beş yıl içinde deponun bizim düşüncemiz doğrultusunda çalıştırılamadığını biliyordum. Depoyu baştan aşağı temizlettim. Odalarda bulunan çalı çırpı ve saman artıklarını temizlettim. Depoyu düzene soktuktan sonra yapılamayan kısımların parasını alıp kaldığımız yerden devam etmek istedim. Doğrudan Antalya İller Bankası’na gittim. Gittim ama şoke oldum. Biz sana para ödemeyiz dediler. Sayın Hocam, İller Bankası çıkan kredinin hepsini bir seferinde vermez. İş bitikçe kontrolör gelir,’ Şunlar şunlar tamamlanmış!’ diyerek diğer işlerin yapılması için para ödenmesini bankadan ister. Biz de açılan krediyi alırız. İşler bitinceye değin kredi işi böyle devam eder gider. Fakat bu kredilerin alınması için kontrolörün çağırılıp getirilmesi gerekir ve onun vereceği rapora göre para ödenir Aksi takdirde siz kontrolör çağırmazsanız bir müddet sonra İller Bankası ödemeyi durdurur ve olay işlem görmediği için DTP de o işi programından çıkarır ve bir daha o iş için sana izin vermez.

            Sayın Hocam bu yatırım beş yıl içinde faaliyet göstermediği için DPT’nin faaliyet programından çıkarılmış. Bize,’Kusura bakmayın!’ dediler ve biz arkamıza baka baka Eğirdir’e geldik. Fakat bu işin peşini bırakmadık. Depo böyle atıl durumda kalamazdı. Ekibimi topladım ve bir başka bankadan kredi alarak bu işi tamamlayalım, dedim. Fakat bizi başka bir sürpriz bekliyordu. Hiçbir banka Eğirdir belediyesine kredi vermiyordu. Elimiz böğrümüzde kalmıştı. Bizde kendi göbeğimizi kendimiz keseriz, diyerek ekibimi topladım. Durumu uzun uzun konuştuk, tartıştık. İnanır mısınız ekibimdeki arkadaşların dayanışma içinde olmaları gözlerimi yaşarttı. Her biri bankadan çekilecek kredi için ayrı ayrı kefil oldular. Böyle bir durum bence Türkiye’nin hiçbir belediyesinde olmamıştır. Üyelerin belediye için kefil olmaları nerede görülmüştür? Sonuçta öyle yaptık; gittik Vakıf Bank’tan kredi aldık ve depoyu faaliyete geçirdik. Tasnif ve paketleme işini yoluna koyduk. Bu noktada belediyeye kefil olan bu arkadaşları burada anmak ve onların da adını kitap sayfalarında görmek onlara bir vefa borcudur. Eli öpülesi ve yürekleri Eğirdir için çarpan bu arkadaşlar şunlardır: Selahattin Tamgül, Tuba Yiğitbaşı, M. Cengiz Kılıç, Arif Demirekin, H. Bilal Taran, Mehmet Bilgiç ve Ramazan Yüceer.

            Bizim depo faaliyete geçince buzhanelerdeki kira paraları %40 ucuzladı. Böylece %40 ucuzluk üreticiye derin bir nefes aldırdı. Üreticinin yanında olduğumuz bir kez daha belgelenmiş oldu. Çünkü belediye piyasayı dengeleyen bir unsur olarak ticaretteki yerini almış oldu.”

            Ömer Bey depo ile ilgili macerayı, sevabı ve günahı ile böyle anlatıyor. 

Ömer Bey’in üzerinde önemle durduğu konulardan biri de Eğirdir Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü’nün durumudur. Merak ediyorum. Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü’nün belediye ile ilgisi ne? Bu konun d yukarıda anlattığım soğuk hava deposundaki gibi bir madde halinde yazayım istedim. Demlenen çayı bardaklar koymak üzere ayağa kalkan Ömer Bey, “Aman hocam yazdıklarımızın hepsini silelim ama bunu mutlaka yazalım!”  deyince, “Bunda da bir iş var deyip anlatmasını istedim.

Anlattı:

            “Bilindiği gibi bahçe kültürleri tarıma ağırlık vermiş olan il ve ilçelerde çok önemli bir kuruluştur. Bunlar toprağı, bitkiyi, ağacı, yaprağı, çiçeği ve meyveyi kontrol ederler. Ne eksik ne fazla onları tespit ederler. Bir diğer söyleyişle enstitü toprağa bağlı çiftçinin can damarıdır. Toprağın, bitkilerin ve ağaçların doktoru olan enstitüsü çalışanları üreticiyi her durumda bilgilendirir. Üretici de ona göre bir yol çizer. Duyduk ki burası kapatılıp basit bir istasyon haline getirilecekmiş. Konu beni ilgilendirmiyor diyemedim. Durumdan vazife çıkarıp işe el attım. Ben ayrıca elma üreticisiyim. Bir üretici olarak başım sıkıştı mı doğru onlara gidiyorum. Derdimi anlatıp derdime çare bulunmasını istiyordum. Böyle bir enstitünün istasyon haline gelmesine gönlüm razı olmadı. Gönlüm razı olmadı ama devletin karşısında benim n gibi bir sıfatım, etkinliğim olabilirdi ki?.. Evet, ben bir şey yapamazdım ama yapanlar yok muydu? Elbette vardı. Doğruca Süleyman Demirel’e gittim. Durumu Sayın Demirel’e anlattım. Enstitünün çiftçinin eli kolu olduğunu ve çiftçiyi bilgilendirip bir yol haritası çizdiğini anlattım. Çabalarımız sonuç verdi ve buranın kapatılıp istasyon olmasını engelledik. Eğirdir ve çevre çiftçisinin bu anlamda Süleyman Demirel’e teşekkür borcu var.”

            Bazı işler vardır ki yapılanlardan kimsenin haberi olmaz. İnsan sanır ki o işi kendiliğinden olur. Halbuki perdenin arkasında birileri o işin peşindedir; karşı taraf perdenin arkasındakini göremez. Enstitünün durumu da böyle olmuş.

            Ömer Şengöl, Eğirdir için çalışmalarına ara vermeden sürdürüyordu. Çalışmak, işin peşinde olmak ona ailesinden kalmıştı. Aile zamanında nasıl bir arada ve bıkmadan usanmadan yorulmadan çalışmışsa Ömer Bey de aile alışkanlığından gelen çalışmayı kendine ilke edinmişti. Eğirdir için ne iş olursa gece demeyip gündüz demeyip çalışıyordu. Ankara’ya mı gidilecek, gidiyordu. Antalya’ya mı gidilecek, gidiyordu. Fakat Eğirdir için gittiği her yerden eli boş dönmüyordu. Az da olsa bir şeyler kapıp geliyordu. O, iş ayağıma gelsin demeyip işin kendisi yaratıyordu. Çalışkan ve Eğirdir’e sevdalı olmasaydı yukarıdaki işlerin birçoğunu yapmaz, ”Benden bu kadar!” derdi. İş cesareti ve iş yılmazlığı sayesinde birçok ilkler onun eseridir.

            Hızır Bey Camisinin arka tarafını doldurdu ve doldurulan yeri oto gar yaptı. Önceleri bu kısımda oto yazıhaneleri tek katlı ve uygunsuz görünümdeydi. Tek katlı yazıhaneleri yıktı ve yerine şimdiki oto garı yaptı. Oradan yazıhanelerin yanında birçok dükkân yeri kazandı ve oraları kiraya vererek belediyeye gelir sağladı. Ben Eğirdir’e 1976 yılında geldiğimde o tek katlı yazıhaneleri biliyorum. Düzensiz bir yapı ve güvensiz bir ortam. Yazıhanelerin arka tarafı adeta tuvalet gibi kullanılıyordu. Koku her yanı sarıyordu. Yağmur yağdığı zaman yolcular doğrudan çamura iniyordu. Akşam saatlerinde, güneş uykuya çekilip yattığında oto gar sessizliğe bürünüyordu. O günlerde bir bayan tek başına oto garda kalmaya cesaret edemezdi. Buradan Eğirdirlilerin bayanları rahatsız eder anlamı çıkarılmasın! Demem o ki bir vakitler oto gara “oto gar” demek için bin şahit lazımdı. Ama şimdi öylem? Her yer ışıl ışıl ve alış veriş dükkânları ve lokantası sayesinde insan yalnızlık hissetmiyor.

            Eğirdir’in en büyük eksiklerinden biri de bir toplantı salonun olmamasıydı. Ömer Bey bu konuda da hassas davrandı. Cami Mahallesinde çarşı merkezindeki tek katlı binaların ihtiyaca cevap veremediğinden yola çıkılarak oradaki binaları yıkıp yerine üç katlı ve bir bina yapıp birçok dükkân kazandırdı belediyeye. Buraları kiraya vererek belediyeye devamlı bir gelir temin etti. Bu blokların birinin üstünü de çok amaçlı salon haline getirdi.

Bu salon, hem düğün salonu hem toplantı salonu hem tiyatro salonu olarak kullanıldı. Şimdiki Vergi Dairesi’nin üstünde yer alan bu salon, belediye başkanlığı yapan Taciddin Gencay zamanında sahne ve kulis odaları ilavesiyle tiyatro için daha kullanışlı bir duruma geldi. Böyle yapılmasını da Taciddin Bey’den ben rica etmiştim. Yanılmıyorsam 2001 yıllarında gerçekleşen bu değişikliğin yapılması gerektiğini anlatmıştım. Salon Tiyatro salonuna uygun değildi. Oyuncuların kıyafetlerini değiştirecekleri odaları olmadığı gibi oyuncuların perde arkasında hareketlerini sağlayacakları bir geçiş, tünel yoktu. Taciddin Bey de sahnenin durumu elverdiğince istenilen değişiklikleri yerine getirmiş ve salon tiyatroya uygun bir hale gelmişti.

            Ömer Şengöl, bir bakıma kendisi gibi üç dönem belediye başkanlığı yapan “Koca Reis” İbrahim Gencay’ın kopyasıydı. Her işe cesaretle atlıyor ve yapılan işlerin sonunda belediyeye mutlaka gelir getirecek işler yapıyordu. Böylece hem vatandaşı memnun ediyor hem belediyeye para kazandırıyordu. Daha ne olsundu? Keşke her belediye başkanı İbrahim Gencay ve Ömer Şengöl gibi çalışkan olsaydı o beldede sorunlar yaşanmazdı.

            Ömer Bey’in Eğirdir’e kazandırdığı düğün salonu bir tek bu değil. Yenimahalle ve Menderes Mahallerin karşısında sahile yakın bir yerde “Kervansaray” adı ile anılan bir düğün salonu daha yapıldı. Burası, yemekli düğünler ve sünnet düğünleri için çok elverişli bir salondu. Halen kalabalık düğünler için burası kullanılmaktadır. Son zamanlarda Eğirdir merkezdeki salon bölümlere ayrılarak başka amaçlar için kullanılmaya başladığından bütün düğünler Kervansaray’da yapılmaktadır.

            Ömer Bey hizmet anlayışını bir Bağlar’a kadar uzattı. Bir tek atlı arabanın zor geçebileceği yolları genişletti. Ara sokaklar dahil yolların büyük bir kısmı kilitli parke taşlarla döşendi. Böylece Bağlar’da oturan insanların ayakları çamurdan kurtuldu.

            Ömer Şengöl Pınar Pazarı mevkiinde çok önemli bir işe daha imza attı. Buraya daireye sahip ağartmanlar dikerek bu evleri uzun vadeli ve ucuz fiyatla yoksul halkın hizmetine sundu. Çünkü Eğirdir son zamanlarda çevreden büyük göç almaya başlamıştı. Bu yüzden Eğirdir’de hem ev bulmak zordu hem kiralar çok yüksekti; kümes gibi evlere dünyanın parası isteniyordu. Bu duruma bir çözüm bulmak gerekiyordu. Arsa bulundu anlaşmalar yapıldı ve Pınar Pazarı ve Taştepe Mevkiine yedi yüz elli adet ev yapılıp yoksul halka ucuz ve uzun vadeli verildi.

            Ömer Bey toplamda üç bin (3000) ev yaptırdığını söylüyor. İstasyon ve Altınkum Mahallesi’ne iki bin ev ve Sağlık Ocağı’nın civarına ise iki yüz daire yaparak Eğirdir’de ev konusunda büyük bir rahatlık kazandırdı.

            Konut yapımındaki çalışmalarını 4 Ekim 1991 tarihli Akın gazetesinde şöyle görüyoruz:

            “EĞİRDİR BELEDİYESİ 28 KONUT DAHA YAPTIRIYOR

            Eğirdir Belediyesince İstasyon Mahallesi Demir Köprü altında 3. kısım toplu konut alanında 28 konut  daha yaptırılacağı bildirildi. Ömer Şengöl, Demir Köprü’de iskana açılan sahada Şenkent Yapı Kooperatifinin inşaatlarının da devem ettiğini, belediye tarafından yaptırılacak konutların tamamlanmasıyla konutların satılacağı ve belediyeye önemli gelir sağlanacağını söyledi.”

            Sonuçta bunların hepsinin gerçekleştiğini görüyoruz.

            Ömer bununla da yetinmemiş. Cami işine de el atmış. İstasyon, Altınkum ve Taştepe camilerinin yapımında belediyenin yardımlarını esirgemedi.

 

            Ömer Şengöl çalışmalarının her seferinde ödüllendirildiğini söylüyor. Kendisine verilen şiltlerin ve ödüllerin hiçbirini evine götürmemiş. O, bu armağanların kendisine ait olmayıp belediyeye aittir diyerek hepsini belediyeye bırakmış. Bunlardan bir tanesi de 1998 yılında Orman Bakanı Ersin Taranoğlu’nun Başkan Şengöl’e gönderdiği bir teşekkürname Akın gazetesinin 16 Aralık 1998 tarihindeki sayısında şöyle yer alıyor:

            + devamı 3’de

1’den devam

            “ORMAN BAKANI’NDAN ÖMER ŞENGÖLE TEŞEKKÜRNAME

            Orman Bakanı Ersin Taranoğlu, Eğirdir Belediye Başkanı Ömer Şengöl’e “Orman yangınları ile mücadelede kamuoyu desteğinin sağlanması ve ulusal bilincin oluşturulması yönündeki katkılarından dolayı ve orman sevgisinin yaygınlaştırılması yönündeki desteklerinden dolayı bir teşekkür belgesi gönderdi.”

            ÖMER BEY’İN MİLLETVEKİLLİĞİ DENEMESİ

            Ömer bey daha önceki gibi milletvekilliği konusundaki ısrarını sürdürüyor. Onun gönlünde yatan belediye başkanlığının da ötesinde milletvekilliğidir. Ömer Bey ekibi ile sürdürdüğü görüşmelerin sonunda 1999 Genel Seçimlerine katılmak için başkanlıktan istifa ediyor. İstifa kararı 13 Ocak 1999 tarihli Akın gazetesinde şöyle duyuruluyor:

            “Belediye Başkanı Ömer Şengöl Milletvekili Aday Adayı

Şengöl Belediye Başkanlık görevinden ayrıldı. İki dönem(10 yıl) boyunca Eğirdir Belediye Başkanlığı görevini başarı ile sürdüren Ömer Şengöl, DYP Isparta milletvekilliği aday adaylığına müracaat etmek için önceki gün belediye başkanlığı görevinden istifa etti.”

            Başkanlıktan istifa etmek o kişinin milletvekilliğine seçileceğini göstermez. Ön seçimler yapılarak aday adaylarının seçilmesi çok önemli. Bu konuda aday adayı olarak seçilmek de yetmez. O kişinin milletvekili sıralamasında kaçıncı sırada seçime gireceği de çok önemlidir.

            Isparta ön seçimlerinde DYP’den seçime girecek adaylar arasına girmeyi Ömer Şengöl başarıyor. Haber Eğirdir’e kısa zamanda yayılıyor. Akın gazetesinin 17 Şubat 1999 tarihli sayısında bu haber şöyle yer alıyor:

            “Isparta DYP Adayları Belirlendi

            Isparta DYP adayları şu isimlerden oluşuyor: Ramazan Gül, Eshat Polat, Ertegün Durutürk ve Ömer Şengöl.”

            Milletvekilliği adayı olmak da yetmez siyasette. Burada can alıcı nokta milletvekilliğini garanti altına almaktır. Bunun da yolu ya birinci sıraya ya da ikinci sıraya oturmaktır. İşte bu anlamda mücadele kızışıyor ve Ankara’ya giden listede Ömer Şengöl ikinci sırada yer alıyor. Akın gazetesinin 25 Şubat 1999 tarihli haberi Eğirdir’de büyük sevinç yaratıyor:

            “Eğirdir’de bayram sevinci, Ömer Şengöl Isparta DYP’den ikinci sıra adayı”

            Eğirdir halkı bu habere seviniyor. Çünkü Eğirdir 1983 seçimlerinde milletvekili seçilen İbrahim Yaman’dan bu tarafa milletvekili çıkaramamanın acısını yüreğinde hissediyordu. Ömer Şengöl’ün ikinci sırada seçime girecek olması Eğirdirlileri sevindirdi. Isparta’nın DYP’den iki milletvekili çıkaracağı garanti görünüyordu.

1999 seçimleri geldi çattı. Millet oyunu kullandı ve Eğirdir’de herkes televizyonun başına geçti ve Isparta sonuçlarını nefessiz izliyordu. Fakat istenilen olmadı. Eğirdir’de herkes hayal kırıklığına uğramıştı. Bu seçimlerde Isparta DYP’den iki değil bir milletvekili çıkarmıştı. Ömer Şengöl milletvekili olamadı.

            Sayın okuyucular Ömer Bey, milletvekili olamasa da başkan olarak Eğirdir’e kazandırdığı yukarda sıraladığımız ana unsurların yanında ufak da olsa birçok hizmeti dokunmuş bir insandır. Bu gün Eğirdir’de nereye baksanız, “Şu Ömer Bey zamanında yapıldı.” değerlendirmeleriyle karşılaşırsınız.

            Ömer Bey, 2004 ‘te başladığı belediye başkanlığını 2009 seçimlerinde AKP( Adalet ve Kalkınma Partisi) adayı Osman Nuri Özmeral’e bıraktıktan sonra kendine zaman ayırmaya başladı.

            Ömer Bey, Eğirdir için yaptıklarında hiçbir zaman pişman olmamış. Fakat kafasında yatan birçok projeyi hayata geçirememekten yakınmakta. Şimdi o, kendini elma yetiştirmeye adamış bir üretici gibi görüp ailesi ile beraber elma ağaçları ile içli dışlı bir hayat sürmektedir.

                                                          

                                                           27 Mayıs 2012 Pazar

                                                           Araştırmacı Yazar

                                                           İlhan ŞİMŞEK

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber 1240 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
YARIŞMADA EĞİRDİR'E KAZIK!..23/Nisan/2013

GALERİ

ANKET

Şuan Yerel Seçim Olsa Kime Oy Verirsiniz






Tüm Anketler

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

Tasarım & Yazılım :Eğirdir Bilişim Mahmut TIKNAZ (0 543 806 32 98 - 0246 311 25 26) www.egirdir.web.tr Copyright © 2010 Sinan Ofset Kuruluşudur.
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu