ANILARDA ISPARTA (14.BÖLÜM)

eğirdir haber,akın gazetesi,egirdir haberler,son dakika,ANILARDA ISPARTA (14.BÖLÜM)
Haberin Tarihi: 4.10.2021 15:10:05 - Okunma Sayısı:469 defa okundu.

İlhan Şimşek yazdı...

BÖLÜM - 14

ISPARTA’DA UNUTULMAYA YÜZ TUTMUŞ MESLEKLER

Meslekler elimizin aynası…

Değerli okuyucular, ülkemiz geçmişten bu güne değin birçok alanda yenilikler yaparken birçok alanda da eskileri bırakmaya başladı. Gıda sektöründen eğitime; tarım sektöründen sağlık sektörüne; tekstil sektöründen sanayi sektörüne değin değişik alanlarda yeniliklere imza atıldı. Dolayısıyla eskiler yerini yenilerine bıraktı. Diğer bir söyleyişle önceki yıllarda toplumun ihtiyacını karşılayan meslekler bugünlerde hayatta kalma mücadelesini yitiriyor; son nefesini veriyor. Özellikle el sanatlarına dayalı meslekler, makineleşmenin karşısında unutulmaya hatta ortadan kalkmaya başladı. Bu nedenle başlığımızı, “Isparta’da Unutulmaya Yüz Tutmuş Meslekler” koyup bunlardan bazılarını ele aldık.

KALAYCILIK

Değerli Ispartalılar, bir zamanlar en gözde mesleklerden biri sayılan bakırcılık ve buna bağlı olarak kalaycılık 1980 yılına gelinceye kadar gözde bir meslekti. Isparta merkezde birkaç yerde ve her ilçemizde birer kalaycı dükkânı vardı. İçinde bulunduğumuz 2021 yılında ise Isparta’da kalaycılık bitmiş durumda. Isparta merkezde bir adet olan kalaycılık, ilçelerimizin hiçbirinde yapılmıyor.

Kalaycı Adnan Tunçoğlu

Isparta merkezdeki kalaycı Kaymakkapı’da, Tuhafiyeciler Sitesi yanında. 1967 doğumlu Adnan Tunçoğlu’nun dükkânı Kaymakkapı Yer Altı Çarşısı’na girişin hemen ağzında. İçi alüminyum kaplar ve pet şişelerle dolu. Kalay için ne kömür ocağı ne körük var. Kalaycılık ölmüş ama dükkân gene de açık. 10.11. 2019’da Adnan Bey’e soruyorum, ne yapıyorsun, diye.

Şapkasını yukarı kaldıran Adnan Bey,

 “Haftada birkaç iş geliyor ama küçük işler, para kazandırmıyor. Onu da şu küçük tüpün üzerinde yapıyorum. Bakır kaplar artık tamamen mutfaklardan kalktı. Yakıyorum küçük tüpü, elimde kalay maşası, diğer elimde kalay bezi. Sürüyorum kalayı. Kalaycılık küçük tüpe kadar düşmüşse varın siz hesaplayın kalaycılığın sonunu.” diyerek konuşmasını bitirdi.

Eğirdir’de de bir kalaycı var,77 yaşında. 03.12 2019’da yapılan görüşmede 1942 doğumlu Mustafa Karacan kalaycılık hakkında şunları söyledi:

“Sayın Hocam, ben 1956 yılından beri bakırcılık ve kalaycılık yaparım. Bakırdan tas, sahan, kazan, yemek tenceresi, sini, ibrik, abdest leğeni, berber leğeni gibi kapları yapar, kalaylar ve satardık. İşlerimiz 1970-1975 yılına gelinceye kadar çok iyi idi. Ancak bu tarihlerde alüminyum kaplar fabrikasyon olarak piyasa sürüldü. Bunlar hem ucuzdu hem de hafifti. Bu yüzden halk alüminyum kaplara yönelince bizim işler otomatikman düştü. Daha sonra alüminyum kapların sağlığa zararlı olduğu anlaşılınca bu kez de çelik kaplar fabrikalarda üretilmeye başlandı ve bizim işler eskisinden daha kötü oldu. Şimdi de teflon kaplar revaçta… Sayın Hocam, teknolojinin gelişmesi ile tüm Türkiye’de olduğu gibi kalaycılık Isparta kültüründeki yerini kaybetti. Bundan böyle ufak tefek tamiratlarla zaman geçiriyoruz. Maksat adres belli olsun diye dükkân açıyoruz.”

Bir zamanlar düğünlerde çeyiz zenginliğini ifade eden bakır kaplar tarihe karıştı; kalaycılık artık anılarda kaldı.

Varsın bir dörtlükte bizden tarihe miras kalsın:

Uzaklarda davul zurna halay,

                                  Kocamın işi bakır kalay;

   Unutuldu hem bakır hem kalay

                                  Biz çekelim yine de halay!..”

DERİCİLİK

Isparta’da bir yaşam boyu kültürünü oluşturan mesleklerden biri olan ve el sanatının en değerli ürünlerini veren dericilik kültürü unutulmakla karşı karşıya.

Orta Asya’dan beri Türk’ün en büyük uğraşlarından biri olan dericilik giysilerden tutun ok sadağına varıncaya değin her alanda kullanılan bir el sanatı kültürünü oluşturdu. Ham deriden mamul deriye geçiş, zaman ve emek isteyen yorucu ve bir o kadar da sağlık sorunlarını getiren zorlu bir süreçti. Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra Isparta Yalvaç’ta hizmet veren dericilik atölyeleri öylesine başarılı işler yaptılar ki Türkiye piyasasına hakim oldular. Öyle ki dericilikte yükselen Yalvaç’ta kızların eş seçmede birinci tercihleri tabakhanelerde çalışan gençler oldu.

Ne var ki içinde bulunduğumuz 2021 yılı itibariyle Yalvaç’ta dericilik bir iki tabakhaneye düşmüş durumda. En acı tarafı da dericilik el sanatının ölme noktasına gelmiş olması. Çünkü her el sanatında olduğu gibi fabrikasyon üretim el sanatlarına da ağır darbeler vurdu. Şu anda dericiliğin merkezi Yalvaç’ta deri el sanatı ile uğraşan atölye sayısı bire inmiş durumda.

Kendisiyle tanıştığımız deri el sanatları atölyesi ustası Cihat Benzer Usta ve eşi Cemile Hanım Yalvaç’ta zamana direnen son kişiler. Genelde mask üzerine çalışarak “Sureti Cihat Usta” namı ile tanınan usta bu durumu şöyle anlatıyor:

İnsan suretlerini yani yüzlerini maskelere yansıtıyoruz. Böylesi özgün bir çalışma ile insanların ruh dünyalarını masklara yansıtmış oluyoruz. Genelde gülen insanların sevecenliklerine ağırlık veriyoruz. Bunların yanında hüzünlü ve ağlayan masklara da yer veriyoruz.

Burada ana konumuz dericilik el sanatının ne durumda olduğudur. Ancak bu konuda iç açıcı cümleler kurmamız mümkün değil. Zira dericilik el sanatlarını artık işleyen hemen hemen yok gibi. Çünkü fabrikasyon üretim her sanat dalında olduğu gibi deri el sanatlarını da yakından ve kalbinden vurdu. Bir zamanların deri dünyası sayılan Yalvaç’ta deri sepileme işini yapan bir iki tabakhane kaldı. Deriyi işleyen el sanatları atölyesi ise bizim şu küçük atölyeden başka yok. Fabrikasyon imalat İstanbul’da tüm Türkiye’ye ürün sevk ediyor. Bunlarla parasal yönden yarışmamız çok zor. Bizim el sanatı olarak yaptığımız çanta, cüzdan, mask, kemer, bileklik, kolye gibi ürünlerin fiyatı fabrikasyon fiyatları ile yarışamıyor. Halk ucuz fabrikasyon ürünleri tercih ediyor. İşin ustalık, el sanatı yönüne değer veren sayısı çok düşük seviyelerde kaldı. Artık “zenaat” ile “sanat” arasındaki ince farkı görmek tarihlerde kaldı.

Bu yüzden dericilik el sanatı şimdiki gençlerin tercih ettikleri bir sanat dalı veya meslek değil. Yalvaç’ta iki yıllık meslek yüksek okulların içinde Dericilik Bölümü de var ama hiç öğrencisi yok. Biz bile bizden sonra bu sanatı yaşatacak bir çırak dahi bulamıyoruz.”

Sureti Cihat Usta’nın eşi de aynı görüşte,

“Biz otuz senedir bu işin içindeyiz. Asıl temelimizi İstanbul’da attık. Yeterli bilgi birikiminden sonra eşimle dericiliğin merkezi olan Yalvaç’a geldik. Yıllar içinde fabrikasyon üretim el sanatımızı çok büyük oranlarda zora soktu. Yalvaç’a geldiğimiz otuz yıldan beri tabakhanelerden aldığımız mamul derilerin boyasını ben kendim doğal yollardan yaptım, hâlâ da yapıyorum. Bu yüzden bizim el ürünlerimizdeki renkler doğal olup hiçbir zaman özgün rengini yitirmez. Ben ve eşim bu konuda zamana ve ekonomik zorluklara karşı inatla bu sanatı yaşatmaya devam ediyoruz.”

El sanatlarının değerini anlayan yumuşak eller ve parlak zihinler, mücadeleyi sürdürseler dahi kendilerinden sonra dericilik el sanatının unutulmaya yüz tutmuş mesleklerden olduğunu çok iyi biliyor.

TERZİLİK

Unutulmaya yüz tutmuş mesleklerden terzilik de Isparta kültüründe eskisi gibi değil. Şimdinin konfeksiyon ürünleri ülke çapında olduğu gibi Isparta terziliğini de yakından olumsuz kıldı.

Konfeksiyon olmazdan önce kadın ve erkeklerimiz giysilerini terzilerde diktirirdi. Özellikle erkek terzileri ön plandaydı. Ceket ve pantolondan oluşan takım elbiseler en az üç provadan sonra müşteriye teslim edilirdi. Bayanlarımızın çoğunun elinden terzilik gelirdi. Hemen hemen her evde bir dikiş makinesi bulunurdu ve bayanlarımız boydan elbiselerini, eteklerini, gömleklerini kendileri dikerdi. Ayrıca çoluk çocuğun giysileri;  yorgan kılıfları, çarşaflar, yastık örtüleri gibi malzemeler evlerde dikilirdi. Hatta bazıları bu yolla konu komşunun elbiselerini de dikerek eve ekonomik katkıda bulunurdu.

Ne zaman tekstil sanayi ülkemizde gelişti o zaman konfeksiyon ürünleri mağazaları doldurdu. Sonuçta terzilik eski değerini yitirdi.

Şu anda Isparta’da terzilik yapan dükkân sayısı çok az. Onlar da bir zamanların terziliğini değil de ufak tefek işlerle uğraşıyor. Pantolon, gömlek, etek gibi mağazalardan alınan parçaların boy ayarlamalarını yapıyorlar. Bugün Isparta’da sayılı terzilerin toplandığı Tuhafiyeciler Sitesi ile IYAŞ alışveriş merkezindeki terziler sözünü ettiğimiz elbiseleri kısaltma ve uzatma işleri ile uğraşıyor.

Eskiden erkek terzileri ile birlikte kadın terzileri de vardı ve bunların tabelalarında “Erkek Terzisi” veya “Kadın Terzisi” diye yazardı. 1990’dan sonra bu tür tabelalara Isparta’da rastlamak mümkün değil.

Devlet, yaşasın, ayakta kalsın diye unutulmaya yüz tutmuş mesleklerden artık vergi bile almıyor ama iş ekonomiye dayanınca ev geçindirmeye yetmeyen terzilik de ister istemez Isparta kültüründe sona doğru yaklaşıyor.

SEMERCİLİK

Isparta’da kaybolmaya yüz tutmuş mesleklerin başında belki de at ve eşek kültürüne bağlı olarak semercilik kültürü gelir. Okuyucular, “at ve eşek kültürü  “ dediğimiz için şaşırmasınlar.  Televizyonlarda aslan, kaplan, panter, çıta, sırtlan, fil, maymun, yılan, köstebek, tarla faresi, kedi, köpek  gibi birçok hayvanın belgeseli var ama bir eşek belgeseli yok. Neden bir eşek belgeseli olmasın?!.. Eşek ve atla beraber ilişkili olan semercilik de aynı kültürün bir parçası. Semer, eyer, palan, üzengi, palan kayışı, boyunduruk, heybe, yular saraç ve semercilik kültürünün el ürünleri.

Şimdi Isparta’yı sabahtan akşama kadar gezin bakalım bir tane eşeğe rastlayabilecek misiniz? Maalesef köylerimiz de dahi yok denecek kadar az sayıya düşen eşeklerimizin, atlarımızın yerini traktör, motosiklet, pikap gibi motorlu araçlar aldı. Buna paralel olarak da semercilik el sanatı kültürü de tarihin derinliklerinde kaldı. Semerciliğe bağlı olarak saraççılık da unutulmaya yüz tutan el sanatları bölümüne girdi. Artık Isparta’da semercilik diye bir meslek dalı yok.

Eşek sahipleri de semer ve saraç malzemelerini Konya, Nevşehir, Sivas, Gaziantep, Urfa gibi yerlerden karşılıyor. Semercilik Anadolu’da hâlâ var.

YORGANCILIK

Isparta’da unutulmaya yüz tutan mesleklerden biri de yorgancılıktır. Artık yün ve pamuk yatak, yorgan ile yastıkların yerini sünger ve elyafları aldı.  Her biri el emeği göz nuru ile yapılan yatak ve gergef gergef işlenen yorganlar bundan böyle hazır yatak ve yorganlar şeklinde satılıyor.

Bilindiği gibi bugün yataklar yorgancılarda değil sünger yataklar halinde mobilyacılarda satılıyor. Bu yüzden yorgancıların işleri iyice düşmüş durumda. Mobilyacıların yanı sıra yorgancılar da hazır yorgan ve yastık sattıklarından el emeği ürünler hemen hemen kalkmış durumda. Dolayısıyla işlerin azalması bu sektörü ekonomik anlamda olumsuz etkilediği için yorgancılığa rağbeti iyice azalttı. Bu nedenle yorgancı çırağı da yok denecek seviyede. Tüm bunların sonunda yorgancılık unutulmaya yüz tutmuş el sanatlarından biri.

 Sektöre bağlı olarak hallaççılık da ölmüş durumda. Eskiden yatak ve yorganın ham maddesi olan yün veya pamuk önce bir güzel yıkanırdı. Bunlar kuruduktan sonra hallaçlar tarafından hallaç edilerek seyrekleştirilir, yumuşatılır, kabartılır ve ondan sonra yatak ve yorgan yapılırdı. Yorgancılığa paralel olarak hallaççılık da son bulma noktasında. 

Bu konuda kendisiyle 03.12 2019’da görüştüğümüz yorgancı 1963 doğumlu Nuri Atal şunları söyledi:

“Sayın Hocam yirmi sene öncesine kadar işlerimiz fena değildi. Son zamanlarda işlerimiz iyice küçüldü. Şu on metre karelik dükkânda iğne ile motif motif işlediğimiz yorganlar kapış kapış giderdi. Özellikle gelin adayları dükkânımızdan eksik olmazdı.  Özellikle yün yataklar, kışın sıcak yazın serin tuttuğundan dolayı birinci derecede tercih edilirdi. Bunun yanı sıra pamuklu yataklar da revaçtaydı. Yün ve pamuktan yapılan yorganlar ve yastıkların müşterisi hiç eksik olmazdı. Ne zaman bu elyaf yorgan ve yastıklar çıktı bizim işler bozulmaya başladı. Hele hazır sünger yataklar ve elyaf yastıklar mobilya dükkânlarına girince bizim işler iyice düştü.

Şimdi üç beş iş yapıyoruz ama el sanatına dönük yorgan işlemelerimiz yok artık. Biz de hazır elyaf yorgan ve yastık satıyoruz. Yatak isteyen hiç yok; el işlemeli, iğne ile motiflediğimiz yorgan müşterisi ayda bir veya iki tane ya çıkıyor ya çıkmıyor!..  Velhasıl zor para kazanıyoruz.

Ayrıca ekonomik getirisi az olduğu için çırak da yetişmiyor. Önceden şu kadar dükkânda üç dört eleman çalışırken şimdi bir tane bile yok!.. Dolayısıyla Sayın Hocam, Isparta’da yorgancılık ve buna bağlı olarak hallaççılık kültürü yok olmaya mahkûm.”

- İlhan ŞİMŞEK

Bu Haberi Paylaş


  • eğirdir,egirdir haber,akın gazetesi
  • eğirdir,egirdir haber,akın gazetesi
  • eğirdir,egirdir haber,akın gazetesi
  • eğirdir,egirdir haber,akın gazetesi
  • eğirdir,egirdir haber,akın gazetesi
  • eğirdir,egirdir haber,akın gazetesi
  • eğirdir,egirdir haber,akın gazetesi
  • eğirdir,egirdir haber,akın gazetesi

Yorum Yap