TÜRKÇE’nin SİBİRYA’ dan, ANADOLU ve EĞİRDİR’e Yolculuğu (Bölüm5)

eğirdir haber,akın gazetesi,egirdir haberler,son dakika,TÜRKÇE’nin SİBİRYA’ dan, ANADOLU ve EĞİRDİR’e Yolculuğu (Bölüm5)
Haberin Tarihi: 11.10.2019 09:56:52 - Okunma Sayısı:688 defa okundu.

Ali Taş yazdı

                               TÜRKÇE’nin SİBİRYA’ dan, ANADOLU ve EĞİRDİR’e Yolculuğu

Neden çoğunlukla konuşulan İngilizce değil de; Esperanto olmalıydı. İngilizce; çekimli, ses ve yazı arasında farklılıkları olan, öngörülebilir olmayan bir nevi yapay bir dildi. Evrensel bir dil olarak kullanılması olanaksızdı. Çince de o zaman için kullanan nüfus fazla olsa bile düşünülemezdi, küresel güçlerin de işine gelmezdi. Üstelik harf sayısı bir hayli fazla, Çin eyaletlerindeki kişiler bile birbirini anlayamıyordu. Yirminci yüzyılın sonlarında; herkes birbirini anlayabilsin, dünyayla entegre olabilsin diye ‘Pinyin’ dili yaratıldı. Bugün yazışmalarda ve çevirilerde bu dil kullanılmaktadır.  Esperanto, hayata geçirilemedi.

                Kısacası;

               

  • Dil; geçmiş devirlerin belgesidir, doğaldır.
  • Türk dillerinde genetik ortaklık vardır.
  • Türkçe fiil sistemi (/eylem), Türk dillerinin tümünde sağlam kalmıştır.
  • Zaman içerisinde harf değişimleri olmuştur.

Med’ ce ‘L’, Türkçe ‘L’, ‘R’ ve ‘Y’ karşılığıdır. Örneğin; ‘Leman’ -> ‘Yamen’ olmuştur.

  • Dilin söz varlığı, genetik akrabalık için önceliklidir.

Türkçe, bu özellikleriyle günümüze kadar gelmiştir.

Yazının Başlangıcı:

.Yazının başlangıcı, damgalarla ortaya çıkmıştır. Hayvanlara vurulan, diğer sürülerden ayırmak için kullanılan damgalar, sese dnüşmüş ve alfabe ortaya çıkmıştır. Heceler, bir sesli, bir sessiz harflarden oluşan iki harfli heceye dönüşmüştür. İnsanın harfleri ve şekilleri adlandırmasındaki temel kriter; büyüklükleri/kalınlıkları daha geniş (/kalın), küçüklükleri (/incelikleri) daha dar (/ince) dudak şekilleri ile seslendirmiş olmasıdır. Örneğin; I şekli, ‘buba’ olarak adlandırılamaz. O şekli de, ‘kiki’ olarak adlandırılamaz. Heceler birleşerek; kökten türeme eylemler ortaya çıkmış, fiil olarak adlandırılmıştır. İnsanın matematiksel doğasına uygun yazı ve konuşma ortaya çıkmıştır. Türkçe’ nin doğuşu bu şekildedir. Türkçe, taşlara kazınarak geliştirilmiştir. Yenisey ve Orhon alfabesi, bu şekilde ortaya çıkmıştır.

                Yazı, Tanrı kavramı ile birlikte ortaya çıkmıştır. Yazı, sol beynin gelişmesinin eseridir. Sol beyin, yoğun şekilde kullanmayla birlikte gelişim göstermiştir. Ön lobun gelişmesini ise bilinç sağlar, sorgulama sağlar. Nesnel belleğin kullanılmasını gerektirir. Sorunların çözüm bulunması demektir. Dünyamızdaki, çevremizdeki sorunların çözümünü sağlayan ön beyin, bazen nedenini anlamadığı durumlarda Tanrı arayışına yönelmiştir. Ön Türklerde ve Türklerdeki Tengri (göksel tanrı) kavramı ortaya çıkmıştır. Bazı doğa olaylarının Tanrı’ nın işi olduğu sonucuna varılmıştır. Türkler, tanrı adına hareket eder olmuşlardır. İnsan beyninin ilk evrimi; Parietal korteksteki algının merkezi, Temporallobtaki belleğin merkezi ve her ikisinin kullanılmasını sağlayan sinir demetinin (4. Unsinant)  ortaya çıkması ile olur. Bu da tanrı kavramı ile yazının ortaya çıkması demektir.

                Homo sapiens insanlardaki bu gelişme Sibirya yöresinde, Baykal gölünün batısında ortaya çıkmıştır. Buzul çağlarının değişiminin en çok yansıdığı bu bölgeden dünyaya dağılımıştır. Bu özellik, Ön Türklere ve Türklere işaret etmektedir. Türkçe’ nin eskiliği buna işarettir.

                ‘Sakin Şehrin Bilgisayarından’ adlı kitabımda bahsi geçtiği üzere; Anadolu binlerce yıldır Türkçe’nin yatağıdır. Erzurum Cunni mağarasındaki damgalar ve Konya Çatalhöyük’ deki Anadolu kadını ve Türkçe damgalar veUmay Ana (/ Toprak Ana)’ da simgeleştirilen Ana Dilimiz Türkçe’ nin beşiğidir Anadolu.

devam edecek...

Bu Haberi Paylaş



Yorum Yap