Eğirdir Gölü Liman Bölgesinde ‘Ölü Zon’ Sinyali, Balık Ölümlerinde Kritik Bulgular!
Eğirdir Su Ürünleri Araştırma Enstitüsü tarafından paylaşılan son bilimsel değerlendirme, Eğirdir Gölü’nde son günlerde gündeme gelen balık ölümlerine ilişkin önemli ipuçları ortaya koydu.
Eğirdir Su Ürünleri Araştırma Enstitüsü tarafından yapılan incelemeler, Eğirdir Gölü’nde son günlerde görülen balık ölümlerine ilişkin önemli bulgular ortaya koydu. Enstitü Müdürü Oğuz Yaşar Uzunmehmetoğlu, konunun sanıldığı gibi tek bir nedene bağlı olmadığını, birden fazla etkenin bir araya gelmesiyle ortaya çıktığını açıkladı.
Yapılan ölçümlerde, gölün liman bölgesinde su kalitesinin diğer alanlara göre daha kötü olduğu belirlendi. Bu bölgede oksijen seviyesinin oldukça düşük olduğu, buna karşılık suyun içinde besin maddelerinin fazla olduğu tespit edildi. Uzmanlara göre bu durum, suyun yeterince hareket etmemesi ve organik atıkların birikmesiyle oluşuyor. Bu da zaman zaman “ölü bölge” olarak adlandırılan, canlıların yaşamakta zorlandığı ortamların oluşmasına neden olabiliyor.
Buna karşın gölün açık ve daha derin kesimlerinde su kalitesinin iyi olduğu, oksijen seviyelerinin normal değerlerde seyrettiği ifade edildi. Bu da sorunun tüm göle yayılmış genel bir kirlilikten kaynaklanmadığını gösteriyor.
Yetkililer, balık ölümlerinin sadece su kalitesiyle açıklanamayacağını da vurguladı. Yapılan laboratuvar incelemelerinde balıkların solungaçlarında, insan sağlığına zararsız bir parazite rastlandı. Ancak herhangi bir bakteriyel hastalık tespit edilmedi.
Gölde farklı bölgelerde de aynı tür balık ölümlerinin görülmesi, olayın sadece limanla sınırlı olmadığını ortaya koydu. Uzmanlara göre ani hava değişimleri, su sıcaklığındaki dalgalanmalar ve göle karışan kirli su gibi çevresel faktörler ile bu parazitin birlikte etkili olması balık ölümlerine yol açmış olabilir.
Olayın ardından bölgede yapılan günlük kontrollerde yeni balık ölümlerine rastlanmadığı da bildirildi.
Yetkililer, hem kötü koku oluşmaması hem de olası hastalıkların yayılmasının önüne geçilmesi için kıyıya vuran ölü balıkların bir an önce temizlenmesi gerektiğini belirtti.
Eğirdir Su Ürünleri Araştırma Enstitüsü (SAREM) Müdürü Oğuz Yaşar Uzunmehmetoğlu, konu ile ilgili olarak yaptığı yazılı açıklamada şu ifadelere yer verdi:
Eğirdir Gölü liman bölgesine ait su kalitesi verileri, göl genelinden farklı olarak belirgin bir mekânsal heterojenlik sergilemekte ve özellikle kıyısal mikro-habitatlarda ekolojik bozulma sinyallerine işaret etmektedir. Kıyı istasyonunda ölçülen düşük çözünmüş oksijen değeri (1,15 mg/L) ile birlikte yüksek besin tuzu konsantrasyonları, bu alanın sınırlı su sirkülasyonu ve organik madde birikimi etkisiyle lokal ölçekte ötrofik (nütrient açısından yoğun) ve hipoksik (oksijensiz) bir sistem karakteri kazandığını ortaya koymaktadır. Buna karşılık liman dışı ve açık su kütlelerinde çözünmüş oksijen seviyelerinin 8–10 mg/L aralığında bulunması, gölün genel su kalitesi açısından iyi durumda olduğunu, ancak liman gibi yarı kapalı alanlarda “ölü zon” benzeri koşulların oluştuğunu göstermektedir. Bu durum ekosistem dinamikleri açısından bentik ayrışma süreçlerinin hızlandığı ve buna bağlı olarak oksijen tüketiminin lokal olarak arttığı (zengin nütrient içeriğine bağlı olarak fitoplanktonun kontrolsüz çoğalması, oksijeni tüketmektedir) bir dengesizliğe işaret etmektedir. Bununla birlikte mevcut bulgular, su kalitesine bağlı yaygın bir balık ölümü senaryosunu desteklememektedir; zira gölde yalnızca Gümüşi havuz balığı (Carassius gibelio) değil farklı balık türleri ve kerevit de bulunmaktadır. Su kalitesinde meydana gelebilecek genel bir bozulmanın bu organizmaların da tamamını etkilemesi beklenir. Ölümlerin mekânsal dağılımını değerlendirmek amacıyla gölün farklı bölgelerinde de incelemeler yapılmış ve liman bölgesi dışında da aynı türe ait ölü bireylerin bulunduğu tespit edilmiştir. Bu bulgu, olayın lokal bir durumdan ziyade daha geniş alanı etkileyen bir süreç olabileceğini göstermektedir.
Su Ürünleri Sağlığı laboratuvarında yapılan incelemeler sonucunda, alınan örneklerin parazitolojik muayenesinde solungaç dokularında orta–yoğun düzeyde insan sağlığı açısından herhangi bir problem oluşturmayan Gyrodactylus spp. varlığı belirlenmiştir. Buna karşılık, gerçekleştirilen bakteriyolojik analizlerde herhangi bir patojen bakteriyel etken izole edilememiştir.
Olayın gerçekleştiği tarihten sonra bölge günlük olarak takip edilmiş ve ölmek üzere olan bireylere rastlanmamıştır. Elde edilen saha gözlemleri ve laboratuvar bulguları birlikte değerlendirildiğinde, söz konusu balık ölümlerinin tek bir nedene bağlı olmadığı, ancak özellikle çevresel stres faktörleri (ani hava değişimleri, ani sıcaklık değişimleri, gölü besleyen derelerden askıda madde yükü yüksek su girişlerinin olması ve su kalitesindeki dalgalanmalar) ile birlikte Gyrodactylus spp. enfestasyonunun sinerjik etkisi sonucunda ortaya çıktığı kanaatine varılmıştır.
Bölgedeki ölü balıkların ortamın su kalitesini bozmaması, oluşan kokuşmanın ortamda olumsuz görüntülere ve koku problemi oluşturmasına sebep olmaması, olası parazit etkeninin yayılımının engellenmesi için alanın acilen temizlenmesi büyük önem arz etmektedir.