BİZDE BUNA, “GEL KÜLAHIMA ANLAT’’ DERLER!...
Isparta’da son yıllarda artan su krizi ve özellikle Eğirdir Gölü’nün hızla gerileyen seviyesi, bölgedeki çevre ve tarım politikalarını yeniden tartışmaya açtı. Zafer Partisi Eğirdir İlçe Başkanı emekli Albay Hasan Kurtay, DSİ’nin yatırımlarına ilişkin açıklamalara sert eleştiriler yöneltirken, gölün geleceğini tehdit eden uygulamalara dikkat çekti. Kurtay, hem yapılan projelerin planlamasını hem de bölge çiftçisinin yaşadığı sorunları sorgulayarak yetkililere kapsamlı sorular yöneltti.
Zafer Partisi Eğirdir İlçe Başkanı Hasan Kurtay, konu ile ilgili olarak yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi;
“DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, mart ayı sonunda "DSİ, güller diyarı Isparta'yı bereketlendirmeye devam ediyor" başlıklı bir yazı yayımlandı.
Biz Isparta'yı coğrafi konumundan dolayı "Göller Bölgesi" olarak anıldığını biliyoruz. Yazının başlığında en azından "Göller ve Güller Diyarı" olarak kullanılması gerektiğini düşünüyorum. "Göller Yöresi" deyiminin kullanılmasından niçin imtina edilmiştir?
DSİ tarafından, son 23 yılda Isparta'ya 50 milyar 583 milyon liralık yatırım yapıldığını ifade eden Balta, 261 tesisin hayata geçirildiğini söylemiştir. Yine son 23 yılda 66 sulama tesisi ile 20 baraj, 9 gölet ve 4 yeraltı tesisi kazandırdıklarını, 7 barajın yapımının devam ettiğini dile getirmiştir.
DSİ olarak hayata geçirilen projeler hakkında; "Tesislerimizden faydalanan çiftçilerimizden olumlu geri dönüşler bizi ve ekibimizi motive ediyor" diye bahseden DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif Balta'ya elbette soracağımız hususlar vardır.
* Eğirdir Gölü, Türkiye'nin stratejik öneme haiz içme suyu rezervidir. Hal böyleyken ve dünya genelinde 20-25 yıl öncesinden kuraklık ve iklim krizi açıklamaları yapılmışken; niçin Eğirdir Gölü havzasına gölün geleceği hesaba katılmadan çok fazlaca ve plansız olarak gölet inşa edilmiştir? Bu, kalbe gelen damarları kesmek ve kalbin beslenmesini engellemek değil midir? Bir diğer ifade ile cinayet işlenmemiş midir? Yapılan yatırımlar bir yana; esas olan, Türkiye'nin gözbebeği Eğirdir Gölü’nü koruma altına almak varken, bu katliama sebebiyet vermek, nasıl izah edilebilir? Gölümüz, su kaybından dolayı hala can çekişiyor ve kendini toparlayamıyor.
* Çiftçilerimizin olumlu geri dönüşler yaptığını söylüyorsunuz. Son iki yılda Türkiye'nin yaklaşık %25-30 elma üretiminin yapıldığı ve rengi, kokusu, lezzeti ile namlı "Eğirdir'in Elması"nın yetiştirildiği Boğazova, Gelendost ve Senirkent çiftçilerine sordunuz mu? Çiftçilerimizin tam anlamıyla mağduriyet içerisinde olduklarının farkında değil misiniz? Mağdur olanların teşekkür ettikleri hiç görülmüş müdür?
* Son 23 yıldan bahsediyorsunuz. Eğirdir (120.000-140.000 dekar), Gelendost + Senirkent (70.000-90.000 dekar), toplamda yaklaşık 200.000-220.000 dekar elma üretimi yapılan Eğirdir Gölü ve çevresine kapalı ve sayaçlı sulama sistemi neden kurulmamıştır? (Bu sistem son 15 yıl öncesinden yapılmış olsaydı, kanalet yoluyla yapılan salma sulamaya göre yaklaşık %60 - %80 oranında tasarruf sağlanacaktı. Böylece, kaçak sondaj kuyuları açılmayarak, gölü besleyen yeraltı suları korunmuş olacaktı.)
* DSİ, kendi yaptığı kanaletlerden su vermeyince, kaçak sondaj kuyuları açmaya mecbur kalan elma üreticisi açıkça suça teşvik edilmiştir. Günümüz için, 150-200 bin TL masrafla sondaj vurulması yanında, kuyu açtıramayanlar ise traktör ve kamyon kasalarında, yine gölden su alarak bahçelerini koruma derdine düşmüşlerdir.
* DSİ tarafından, son iki yılda sulama hizmeti verilmediği halde, hizmet bedeli adı altında niçin sulama parası alındığı da izaha muhtaç bir konudur.
* Eğirdir Gölü ölümle pençeleşirken; şu anda yapımı devam eden ve içerisinden bir otomobilin geçebileceği devasa borular, Atabey ovası üzerinden Göltaş istikametine niçin döşenmektedir? Kullanılmayacaksa bu ölü yatırım değil midir? Zararın neresinden dönülürse kârdır diyerek ihale niçin iptal edilmemiştir? Kullanılma ihtimali varsa; kapalı sistemde öncelik niçin Boğazova'ya verilmemiştir?
* Başta Eğirdir Gölü'ne, elma üretimine, bölgede yaşayan vatandaşlarımızın sağlık durumuna, bitki ve hayvanlara büyük zararlar veren, göle ve yerleşim alanlarına çok yakın olan mermer ocaklarının faaliyetlerinin derhal sonlandırılması için herhangi bir rapor hazırlanmış mıdır? İlla insanların devlete karşı gelip, suçlu duruma düşmeleri mi gerekir?
* İhale ismi "Aksu havzasından Eğirdir Gölü'ne su aktarımı" olan ve yılda 42 milyon m³ suyun Eğirdir Gölü'ne kazandırılması gerekirken; bu suyun 13-20 milyon m³'ünün doğrudan Isparta’ya aktarılmasının müsaadesi verildiyse; bu çelişki değil midir? İzin verilmediyse Kendi anlatımınızla, Isparta’ya son 23 yılda yapılan yatırımlar ortada olduğuna göre; Isparta bu durumda Aksu havzasından gelecek suyun 13 milyon m³'üne mi muhtaçtır? Eğirdir Gölü yapılan yanlış uygulamalar neticesinde bir damla suya muhtaç bırakılmamış mıdır?
* Eğirdir Gölü, devletin özel hükümleri ile koruma altına alınmıştır. Bu hükümlere göre gölün seviyesi, öngörülen kotun altına düştüğünde göl tekrar kendini yenileyinceye kadar içme suyu dahi alınamayacağı hükmü bulunurken; bu hüküm neden gözardı edilmektedir? Bunu uygulamak, DSİ'nin en önemli ve olmazsa olmaz görevi değil midir?
* Basından öğrendiğimize göre Eğirdir Bedre mevkiinde Isparta Belediyesi tarafından ihalesi yapılmış olan sondaj kuyusuna niçin izin verilmiştir? Gölün yüzeyinden su almakla, hemen yanıbaşındaki kıyıdan sondaj vurarak suyun çekilmesi aynı şey değil midir?
* İki yıl önce Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca gündeme gelen ve uygulanmasına geçilen ‘’Eğirdir Gölü eylem planı’’, küçük bir bölgede yüzeysel ot temizlemenin ötesine geçememiştir. Bu konudaki en önemli husus; ‘’dip çamuru temizliği’’dir. Eyleme geçmek için kaç yıl daha beklenmesi gerekecektir? Hep konuşuluyor, ancak her nedense bir türlü icraata geçilememektedir. Vatandaşımız verilen sözlerin, açıklanan hususların, zaman kaybetmeden gerçekleşmesini beklemektedir.
* Özetle son 23 yılda DSİ'nin Isparta için büyük yatırımlar yaptığından bahsedilmiştir. Eğirdir ve Eğirdir Gölü bu yatırımların ne kadarından nasiplenmiştir? Hep bir ağızdan sakız çiğner gibi, buharlaşma, kuraklık ve iklim şartlarından bahsedilmemeli ve bu hikayenin arkasına sığınılmamalıdır.
Isparta'ya Göller Yöresi unvanını veren ve Türkiye’nin en önemli içme suyu rezervlerinden biri olan yedi renkli Eğirdir Gölü'nü maalesef yanlış su planlamaları ve politikalarıyla yok olmaya mahkum edenlerin, şapkayı önlerine koyma zamanı gelmiş ve geçmektedir.
Eğirdir Gölü, isminden dolayı sadece Eğirdir’e ait değildir. Gölün nimetlerinden faydalanan, özellikle Eğirdir başta olmak üzere; Gelendost, Senirkent ve Yalvaç ilçeleri yerel yönetimlerinin, SDÜ’den ve bilim insanlarımızdan da faydalanmak suretiyle birlikte yapacakları çalıştay sonucunu, Ankara’ya en yüksek perdeden duyurmaları gerekmektedir. Eğirdir’e ve Eğirdir Gölüne yapılmayan hizmetlerin bizim gözümüzde hiçbir kıymeti yoktur.
Unutmayalım, EĞİRDİR GÖLÜ, EĞİRDİRLİ’NİN GÖZ BEBEĞİDİR, CAN DAMARIDIR!...”
Saygılarımla.