EĞİRDİR GÖLÜ'NÜ KURTARMA YAZI DİZİSİ

eğirdir haber,akın gazetesi,egirdir haberler,son dakika,EĞİRDİR GÖLÜ'NÜ KURTARMA YAZI DİZİSİ
Haberin Tarihi: 19.11.2018 09:44:03 - Okunma Sayısı:1859 defa okundu.

Zeki Tarhan Yazdı

EĞİRDİR GÖLÜ'NÜ KURTARMA YAZI DİZİSİ

Zeki TARHAN / ANKARA

BÖLÜM : 1

EĞİRDİR GÖLÜ EKOLOJİSİ / ÖTRÖFİKASYON VE RESTORASYONU

                Çözüm odaklı “EĞİRDİR GÖLÜNÜ KURTARMA ÇALIŞTAYI” öncesi, rasyonel bakış açısı ve ombudsman gözlüğümüzle, kamuoyunu objektif ve tarafsız bir şekilde oluşumuna katkı sağlamak amacıyla, bu yazı dizimizi kaleme almış bulunuyorum… Sanırım, 5 ya da 6 bölümlük bir dizi olacak. Şimdiden iyi okumalar diyorum…

                Eğirdir Gölümüz “FISTIK” biçiminde. Evet, evet bildiğimiz Fıstık. Bu Fıstığın çevresini, Göller Yöresi insanı olarak kaç kişi dolaştı bilmiyorum ama, bu satırların yazarı, en azından 10 – 15 kez gözlem ve alan çalışması şeklinde dolaşmıştır. Vardığım sonucu hemen söyleyebilirim: Gölümüz, ötröfikasyon sürecini tamamlamış ve “kirli göl” statüsüne evrilmiştir.

***

                Bu seneki Miryokefalon zafer etkinlikleri çerçevesinde düzenlenen Gölümüzün kuzey bölümünde  Hoyran Gölünde yapılan yüzme yarışlarında, İstanbul’dan katılan yüzücümüzün; “…Ormanın içinden yüzerek geçtik” söylemi, ötröfikasyonun en somut göstergelerinden birisiydi.

                Balıkçı Teknelerinin parvanelerine takılan, balık ağlarına takılan nesnenin balık değil, ot olduğunu hangimiz yadsıyabilirdi?!!! Gölümüzdeki zehirli alg patlamalarını, elimizde tutup,gözümüzle görmemiş miydik?!!!

    …Ve işin en korkunç ve de düşündürücü yanı da; bizzat Gölümüzün sahibi konumundaki DSİ yetkililerinin söylem ve sunumlarındaki acı gerçek: “…Göl tabanındaki sediman ve aşırı otlanma nedeniyle sağlıklı veri / data elde edilemeyişi!!!”

***

                Gelelim, ÖTROFİKASYON  VE RESTORASYON meselesine. Eğirdir Gölü Havzasındaki 81 Yerleşim Birimindeki insan faaliyetleri sonucu artan besin tuzları (=Azot ve Fosfor), birinci sınıf içme suyu rezervuarı olan EĞİRDİR GÖLÜ’nü ötröfikleştirdiği, Gölde yapılan birçok bilimsel araştırmanın ortaya koyduğu bilimsel bulgulardır.

                Gerek DOĞAL DENGE ve gerekse SU ÜRÜNLERİ DENGESİ’ni kaybeden EĞİRDİR GÖLÜ’nün, yeniden EKOLOJİK DENGESİ’ne kavuşturulması ve “SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA”nın ülkemizdeki baş aktörü olması için, vakit geçirilmeden masaya yatırılması kaçınılmaz hale gelmiştir…

                Eğirdir Gölü; çok fonksiyonlu bir Göldür. Doğal yaşam habitatı yanında, geniş bir rekreasyon alanına sahip oluşu, Su sporları ve Turizm aktiviteleri için bir cazibe merkezi olma potansiyelini içinde barındırıyor olması da dikkate alındığında, ilerleyen tarihsel süreçte; (1) numaralı temiz içme suyu rezervuarı olarak Limnoloji ve Ekoloji Literatürüne geçmesiyle övündüğümüz DÜNYA İNCİSİ GÖLÜMÜZÜ KAYBETMEK İSTEMİYORUZ!!!

***

                EĞİRDİR GÖLÜ’nün  EKOLOJİK YAPI’sının değiştirilmesinde; Yoğun Tarım ve Sanayi Tesislerinin atık sularının, Evsel atık suların Göle deşarjı, Soğuk Zincirin amonyak deşarjıyla, besin tuzlarının (=Azot ve Fosfor) aşırı bir şekilde Gölde artmış olması, Gölün biyolojik ve ekolojik yapısında ve Göl dinamiğinde, büyük bir bozulmaya yol açmış ve ana etkenler olarak görülmüştür…

***

                Olaya, SU ÜRÜNLERİ DENGESİ açısından baktığımızda da; düşük besin tuzu yoğunluklarında, avcı tatlı su Levreği, balık topluluğunda egemen bir tür olarak görülür. Ötrofikasyonla eş zamanlı olarak, planktivor balık biyokütlelerinde de artış görülür ve ÇAPAK BALIĞI gibi sazangillerin baskın olduğu bir duruma geçilir…

                ÇAPAK BALIĞI ve SAZAN gibi bentivor balıklar, yiyecek ararken, dip çamurunu suya karıştırır; bu durum askıdaki sediman ve besin tuzu yoğunluğunu önemli ölçüde artırır.

***

                Şu bilimsel gerçeği, hiçbir zaman unutmamak gerekiyor: Besin tuzu yoğunluğu ne kadar düşükse, BERRAK SU durumu olasılığı o kadar yüksektir.

                Yazı Dizimizin birinci bölümünü, şu saptamayla sonlandıralım:

                Çok sayıda biyolojik Restorasyon yöntemi geliştirilmiştir. Bu yöntemlerin; birincil Göl içi yöntemler olarak bilinen geleneksel FİZİKO – KİMYASAL YÖNTEMLER’in yerini alma potansiyeli çok büyüktür. Sığ Göllerde biyolojik yöntemler, kısa vadede olumlu sonuçlar vermiştir.

               

DEVAM EDECEK…

YARIN: SU KOTU

Bu Haberi Paylaş



Yorum Yap