YAZARLAR, İNSANLIĞIN REHBERİDİR
Dünya lideri Atatürk; yazarları toplumun aydınlanması, kültürün gelişmesi ve devrimlerin benimsenmesinde en önemli rehberler olarak görmüştür. Onları 'Toplumun kilit aktörleri' sözcükleriyle tanımlamıştır. Yazarların topluma karşı sorumluluk taşıdığına inanan M.K.Atatürk; düşünce hayatının gelişimi için Tevfik Fikret, Ziya Gökalp, Namık Kemal gibi Türk, Rousseau, Voltaire ve Descartes gibi Batılı düşünürlerden etkilenmiştir.
Yazar, insan ruhunun derinliklerine inebilen ve çağının tanıklığını yapabilen kişidir. Bu kişiler; şair olur, öykücü olur, romancı olur... Sadece güzel cümle kuran biri değildir; aynı zamanda gerçeğe dokunabilen, insanı anlayabilen, acıyı ve sevinci sahici biçimde aktarabilen biridir.Yazarın en temel sorumluluğu içten olmaktır. Kendi gerçeğinden kaçmamak, gördüğünü ve duyduğunu içtenlikle anlatmak zorundadır. İyi bir yazarı diğerlerinden ayıran şey ise bence sahicilik ve vicdandır. Çünkü teknik zamanla gelişir, biçem oturur; ama vicdanı olmayan bir kalemin bıraktığı iz derin olmaz.
Edebiyat diğer sanat dallarına nazaran çok daha fazla çeşitlilik barındırır. Aynı alanda bile farklı unsurları, teknikleri, üslup ve konuları mezc edebilir. Mesela bir pastoral şiir türünün binlerce yorumu söz konusu olabilir. Buradaki farklılık şair adedince değişiklik gösterebilir.
Aynı durum nesir için de geçerlidir. Hatta şiire nazaran çok daha geniş bir sahaya hükmeder. Çünkü nesir sadece edebiyat değil tarih, felsefe, coğrafya ve diğer tüm ilim dallarını da içine alan bir muhtevaya sahiptir. Şiir denince elbette aklımıza şair, nesir denince de yazar gelir. Ama her ikisinin birine benzer yanları olduğu gibi tam anlamıyla farklı yönleri de vardır.
Şairler genelde duygusal insanlar olarak bilinirler. Şiir ekseriyetle duygulardan beslenir çünkü. Hammaddesi aşk, sevgi, öfke, nefret, intikam güdüsü, hasret, hüzün, gam, gussa, keder gibi türlü insani hallerdir. Yazarlar da duygularını kullanırlar. Fakat şairlere nazaran duygusal yoğunluk onların çok fazla ihtiyaç duyduğu bir şey değildir. Felsefi, tarihi, romansı şiirler ve bunları kaleme alan şairler için de durum farklı değildir. Mesela Canterbury Hikayeleri isimli romansı şiirin yazarı Goeffrey Chaucer’ın ne kadar duygusallığa ihtiyacı olmuş olabilir?
Duygusallığı bir kenara bıraktığımızda ya da bir başka açıyla, ilham ve duygusallığı birbirinden ayırt ettiğimizde şair de yazar da fark gözetmeksizin aynı oranda ilhama ihtiyaç duyar. İlhamsız şair kanatsız bir kuşa, ilhamsız yazar da mürekkepsiz bir kaleme benzer. İkisinin de anlatmak istediği şeyler ilham süzgecinden geçmeden satırlara düşemez. Düşse bile alelade alınmış notlardan bir farkları kalmaz. Çünkü sanatı sanat yapan ve sözü tezyin eden, efsunlaştıran ilhamdır.
Nazım’ı, Tanpınar’ı, Yaşar Kemal’i tanıyor; Dostoyevski’nin, Camus’nün, Márquez’in cümlelerinde kendinizi buluyorsanız, siz sadece okur değil, kültürsünüz. Edebiyat hakkında şu elli tümceyi biliyorsanız, başlı başına kültür sizsiniz.
- Nazım Hikmet’in "Sevdalı Bulut"u sadece masal değil, özgürlüktür.
- Oğuz Atay'ın “Tutunamayanlar” sabır değil, yolculuktur.
- Sabahattin Ali'nin “Kürk Mantolu Madonna” aşk değil, yalnızlıktır.
- A. HamdiTanpınar’ın “Huzur”u, huzursuzluğumuzu anlatır.
- Cemal Süreya’nın “y” harfi bir kaybediştir.
- Sait Faik’in Burgazada’sı hâlâ deniz kokar.
- Yaşar Kemal’in “İnce Memed”i dağ değil, vicdandır.
- Halide Edip, kadın değil, direniştir.
- Can Yücel’in küfrü bile inceliktir.
- Aziz Nesin güldürürken düşündürür.
- Orhan Kemal’in karakterleri hâlâ aramızda yaşar.
- Cahit Sıtkı “Otuz Beş Yaş”ta hayatın farkındalığını anlatır.
- Yahya Kemal’in “Sessiz Gemi”si ölümün en zarif tarifidir.
- Necip Fazıl’ın “Çile”si bir felsefedir.
- Ahmet Arif’in “Hasretinden Prangalar Eskittim”i destandır.
- Behçet Necatigil’in evleri yalnız ruhların haritalarıdır.
- Turgut Uyar’ın “Göğe Bakma Durağı” şiir değil, hâl durumudur.
- Orhan Pamuk’un “Benim Adım Kırmızı”sı bakışın romanıdır.
- Attilâ İlhan kelimeden silah yapmıştır.
- Refik Halit Karay hicvin sultanıdır.
- Fuzuli’nin “Su Kasidesi” aşkın ilahi hâlidir.
- Şeyh Galip’in “Hüsn ü Aşk”ı semboller evrenidir.
- Yunus, “Ben gelmedim dava için” diyerek insanlığı anlatmıştır.
- Dede Korkut Türk hafızasının destanıdır.
- Pir Sultan direniştir, Karacaoğlan halktır.
- Ece Ayhan yalnızlığın şiiridir.
- Melih Cevdet, su gibi akan dildir.
- Edip Cansever’in “masa”sı hayattır.
- Namık Kemal “Vatan”ı yazarak diriltti.
- Reşat Nuri’nin “Çalıkuşu” idealdir, aşk değil.
- Dostoyevski’yi anlamak, insanın karanlık labirentine inmektir.
- Tolstoy’un “Anna Karenina”sı aşk değil, vicdanın trajedisidir.
- Kafka’nın “Dönüşüm”ü sadece Gregor’un değil, çağın çöküşüdür.
- Camus’nün “Yabancı”sı, varoluşun çıplak hâlidir.
- Sartre’ın “Bulantı”sı, özgürlüğün ağırlığını anlatır.
- Gabriel García Márquez’in “Yüzyıllık Yalnızlık”ı aynadır.
- Hemingway, kısa cümleyle bile bir okyanus yaratır.
- Shakespeare’in kalemi, hâlâ bütün tiyatrolarda yankılanır.
- Victor Hugo’nun “Sefiller”i adaleti arayan bir duadır.
- George Orwell’in “1984”ü, yazıldığı günden bugüne bir uyarıdır.
- Jane Austen’in romanları, zarafetle kadın zekâsının direnişidir.
- Emily Brontë’nin “Uğultulu Tepeler”i sevginin gölgesidir.
- Albert Camus’nün cümleleri kadar sade, derin az şey vardır.
- Oscar Wilde, ironiyi bir sanat hâline getirmiştir.
- Franz Kafka’yı okuyan bilir: gerçeğin en ürkütücü hâlidir.
- Charles Dickens, yoksulların kalemle intikamını almıştır.
- Paulo Coelho, sade diliyle ruhun kapılarını aralar.
- Haruki Murakami, gerçek ile düşü tek potada eritir.
- Virginia Woolf’un “Kendine Ait Bir Oda”sı hâlâ kadın bilincidir.
- Hemingway’in dediği gibi: “Yazmak, buzdağının görebilmektir."
Edebiyat sadece okumak değil, hissetmektir.
Bir cümlede kendinizi bulabiliyorsanız, kültür sizsiniz.
- Muhsin Durucan