Osmanlı Isparta’sında Bir Düğün Günü

eğirdir haber,akın gazetesi,egirdir haberler,son dakika,Osmanlı Isparta’sında Bir Düğün Günü
Haberin Tarihi: 19.10.2026 10:27:34 - Okunma Sayısı:31 defa okundu.

Bayram Aygün yazdı...

FESLERİN, ENTARİLERİN VE EZGİLERİN ARASINDA

Osmanlı Isparta’sında Bir Düğün Günü

(Miladi: 20 Ekim 1860 (Cumartesi), Osmanlı Rûmî: 8 Teşrinievvel 1276)Hikmet Turhan Dağlıoğlu ve Prof. Dr. Neşet Çağatay’ın ortak (yayımlanmamış şahsıma bağışlanan ) araştırmalarından.1977-Yenice Köyü-Gelendost-Isparta. B.AYGÜN)

Yıl1860, Sultan Abdülmecid devrinin sonlarına yaklaşan yıllardan biriydi... Isparta'nın Demirci Keçeci Mahallesi o sabah diğer günlerden farklı uyanmıştı. Mahalle sokakları süpürülmüş, evlerin önleri temizlenmiş, ahşap konakların kapıları ardına kadar açılmıştı. Çünkü bugün mahallede düğün vardı.

Düğün, eski Isparta adetlerine uygun şekilde dualarla başladı. Mahallenin hafızlarından Çömlekçi oğlu Hafız Mehmed ile Dalbasdızâde Ahmed Efendi'nin okudukları Kur'an ve dualar, toplanan kalabalığın üzerine huzur gibi yayıldı. Eller semaya açıldı. Yeni kurulacak yuvanın bereketli olması için edilen dualara Müslüman mahalle halkı içtenlikle "âmin" dedi.

Mahallenin sevilen ailelerinden Akkanatoğulları' nın oğlu Akkanat Ömer Efendi için düğün hazırlıkları başlamıştı. Kırım Harbi'nden göğsünde madalyasıyla dönmüş, ardından Tuna Cephesi'nin Silistre- Karakul da vazifesini tamamlayarak memleket hasretine kavuşmuştu.

Sözlüsü genç kız ise Doğancı Mahallesi'nin meşhur dülgeri Ahmed Efendi'nin kızı Cansever Sultan'dı. Mütevazı (taşınabilir) Türkmen ev -eltezgâhının başında yünlü, pamuklu ve ipekli dokumalar işleyen Cansever Hanım, yalnızca mahir bir dokumacı değil, aynı zamanda mahalledeki genç kızlara el sanatlarının inceliklerini öğreten saygın bir öğreticisiydi.

Daha gün yükselmeden düğün evinin avlusunda kalabalık toplanmaya başladı. Çaylı Hacı Osman oğlu Ömer, Çömlekçi oğlu Mustafa, Bilal oğlu İbrahim, Borlulu oğlu Hacı Hafız ve daha nice dost ile akraba düğün evinin önündeki gölgeliklerde yerlerini almışlardı.

Duaların ve Isparta Kültürlerinin Buluşması

Erkeklerin çoğu bayramlık kıyafetlerini giymişti. Kiminin üzerinde Şam kumaşından dikilmiş uzun entari, kiminin sırtında Bursa dokumasından cübbe vardı. Bellerde Acem şalları kuşak olmuş, başlarda kırmızı fesler yükselmişti. Yaşlıların sarıkları beyazlığını koruyor, gençlerin kıyafetlerinde ise Tanzimat yıllarının yeni modaları kendini göstermeye başlamıştı.

Kadınlar ise düğünü ayrı bir renge boyuyordu. Üç etek entariler, işlemeli hırkalar, kadife kuşaklar ve renk renk başörtüleri bahar çiçekleri gibi avluya yayılmıştı. Kışlık kürklerin kaldırıldığı sıcak günlerde ince kumaşlar rüzgârla dalgalanıyor, genç kızlar cumba balkonlardan gelin Cansever Sultan’ın zarafetinden söz ediyordu.

O an avludaki manzara, kadim bir hoşgörünün resmiydi: İslam âlimlerinin dualarına, mahallenin din adamları ve Ortodoks din görevlileri de hürmetle eşlik ediyor; ellerini açıp bu kutsal ana ortak oluyorlardı. Hafız Mehmed Efendi’nin dualarına eklenen “Allah bu iki genci bir yastıkta kocatsın, hanelerine bereketi eksik etmesin” temennisi, mahalle papazının ve hafızların âminleriyleKeçeci mahallesi sokaklarında yankılandı.

Dostluğun ve Ezgilerin Ortak Sofrası

Fakat bu düğün yalnızca Müslüman mahallelerinin değil, eski Isparta'nın ortak hayatının da bir yansımasıydı. Misafirler arasında şehrin Osmanlı vatandaşı Acem Ermenisi Rum ailelerinden birçok tanınmış isim de bulunuyordu.

Gül yağı, afyon sakızı, kök boya ve kitre tüccarı olan varlıklı gayrimüslimler de davetliler arasındaydı. İstati oğlu Nikola, İstati oğlu Yorgi, İstavri oğlu Etnas, İstefan oğlu Simyon, İstirati oğlu Simyone, Kambur Yorgi oğlu Kiryako, Kambur Yorgi oğlu Vasili, Kastanti, Hırlabni oğlu Ligori, Kastati Simyon efendiler ve eşleri de dostluk gereği düğüne iştirak etmişlerdi.

Yüzyıllardır aynı sokakları paylaşan insanlar, bugün de aynı sevinci paylaşmak için bir araya gelmişlerdi. Nikola Efendi, yanında oturan Çömlekçi oğlu Mustafa’ya tebessümle eğilip, “Hayırlı uğurlu olsun Mustafa Efendi, haneniz daim şen olsun,” diyerek tebriklerini sunuyordu.

Öğleye doğru düğünün havası değişti; duaların yerini müzik aldı. Acem Ermenisi sanatkârlardan Estati oğlu Hırlabni, Estati oğlu Turman ve Estati oğlu Yorgi sazlarını kurup düğün meydanındaki yerlerini alınca kalabalık hareketlendi. Hz. Mevlânâ’dan Mesnevî bestelerini ve ezgilerini maharetle enstrümanlarının tellerine kondurmuşlardı. Bir keman titredi, bir klarnet cevap verdi; deflerin, davulun ritmiyle karışan ezgiler evlerin duvarlarında yankılandı. Davulzâde Mustafa ve çıraklarının vurduğu tokmak sesleri sokaklarda çınladı.

Birlikte Paylaşılan Isparta Sofrası ve Hatırası

Bir süre sonra gençler meydana çıktı. Davul ve sazların temposuna ayak uyduran delikanlılar oynarken yaşlılar teberrüm (yüzlerini ekşitiyorlar) ediyor, kadınlar avlu kapılarından, ahşap cumbalardan (oyma balkon) seyrediyordu. Oyunlar ilerledikçe kalabalık da coşuyordu. Bir tarafta zeybekler dönüyor, diğer tarafta türküler yükseliyordu. Müzisyenlerin ustalığı karşısında düğüncülerin kimi el çırpıyor, kimi türkülere eşlik ediyor, kimi de kendini ezgilerin akışına bırakıyordu.

Düğünün dua bölümlerine Müslümanı, gayrimüslimleri, hacısı ve hocası hep birlikte katılıyor; müzikli icralara da yine aynı insanlar büyük bir hoşgörüyle eşlik ediyorlardı. Hacı hoca takımı bile icra edilen müziklere herhangi bir tepki veya hoşnutsuzluk göstermiyordu. O gün kimse hangi mahalleden, hangi meslekten ya da hangi cemaatten olduğunu düşünmüyordu.

Demirci ile dülger, hafız ile çömlekçi, tüccar ile zanaatkâr aynı sofraya oturuyordu. Sofraların başköşesinde ise Ispartalıların komşuları Acem Ermenilerinden öğrenip mutfak kültürlerine kazandırdıkları, bakır kazanlarda ağır ağır pişmiş meşhur kabune pilavı yer alıyordu. Didilmiş et, nohut ve soğanlı et suyuyla demlenen kabunenin yanında buz gibi vişne ve kayısı hoşafları ikram ediliyordu. Davetlilere sunulan şerbetli Osmanlı tatlıları, çıtır ev baklavaları, zerdeler ve helvalar damakları tatlandırıyor; çocuklar ellerindeki lokmalarla sokak aralarında neşeyle koşuşturuyordu.

Akşamüstü güneş Davraz tarafındaki tepelerin ardına eğilirken gelin alayı hazırlandı. Cansever Sultan, geleneklere uygun duvağı, gelinliği, zarafetiyle at sırtında yeni evine uğurlandı. Dualar yeniden yükseldi, müzikler son kez çalındı. Mahalle halkı yeni yuva kuran gençlere hayır temennilerinde bulundu.

Ve o gün Demirci Keçeci Mahallesi'nde yalnız bir düğün yapılmadı. Şam kumaşlarıyla Bursa dokumaları, feslerle sarıklar, dualarla ezgiler, Müslümanlarla Acem Ermenileri ve Rum komşular aynı avluda buluştu.

Bugün tarih sayfalarında kalan bu düğün, aslında eski Isparta'nın en güzel özetidir: Farklı inançlardan insanların aynı mahallede yaşadığı, aynı sevinci paylaştığı, aynı sofraya oturduğu ve aynı şehrin hafızasını birlikte inşa ettiği bir Isparta...

Peki ya bugün aynı hoşgörü var mı? Aynı inancı taşıyan insanlar bile cemaat ve tarikat adı altında bölük pörçük olmuş durumda; birinin 'beyaz' dediğine diğeri 'kara' diyecek bir ayrışma hâkim. Alın size günümüzün manzarası!

Bayram AYGÜN-Öğretmen-Yazar-2026

 

 

 

 

Bu Haberi Paylaş



Yorum Yap