MÜJGAN (31)

eğirdir haber,akın gazetesi,egirdir haberler,son dakika,MÜJGAN (31)
Haberin Tarihi: 11.12.2017 09:53:00 - Okunma Sayısı:1178 defa okundu.

MÜJGAN

Eğirdir’de Bir Aşk Hikayesi

(31)

                Kapıyı açmak isterken kapı açıldı. Gülseren göründü kapıda.

                Göz göze, yüz yüze geldiler. Gülseren yıkanmış, temizlenmiş elinde havlu bakakaldı bir Müjgan’a bir Şemsettin’e.

                Ne diyeceğini ne yapacağını bilemedi.

                Müjgan onun düşündüklerini anladı, imdadına koştu.

                Elini uzatıp, ıslak parlak saçları yüzünden çekti; sonra birdenbire Gülseren’e sarıldı, sımsıkı kucakladı.

                Gülseren sabun kokmaktaydı, gece kokmaktaydı, kadın kokmaktaydı ve iyice şaşkındı. Kıskıvrak yakalanmış gibi hissetti kendini. Sıyrılmaya çalıştı. Müjgan bırakmak istemedi sanki. Durdular ikisi kucak kucağa bir müddet.

                Bu sarılışta sanki “Al beni de götür yanında” vardı. Öyle geldi Gülseren’e. Hatta aynı şeyi kendisi de hissetti Müjgan.  Birdenbire yaptıklarından sıkıldı, utandı. Gülseren’i serbest bıraktı. Tam Gülseren kurtulup uzaklaşırken omuzlarından tuttu onu bu sefer, yavaşça kulağına fısıldadı.

                “Mutlu et onu, olur mu?”

                Kapıyı arkasından kapayıp Güllüşah’ın odasına gitti.

                Soyundu, geceliğini giydi, Güllüşah’ın yorganının altına girdi.

                Yaptığının doğru olduğuna inananların huzuru içindeydi.

                “Allah bile kusurları niyetlere göre ölçer biçer, ondan sonra karar verir. Benim onu yargılamam neyime.”

                Fakat yine de uyuyamadı. İçindeki dişi yüzeye çıkmaya çalışmakta, isyan etmekte, içten içten öbür odada neler olduğunu düşünmekteydi. Bastırmaya çalıştı onu. Bir damla gözyaşı yastığına yuvarlanırken, o da daldı uykuların gizemine.

                Aşka hudut çekilmez.

                Sabah erkenden uyandı. Yünüp yıkandı, yeni temiz giysiler giydi. Saçlarını taradı ama hiçbir şeyle tutturmadı, serbest bıraktı onları.

Uyuyanları rahatsız etmemeye çalışarak kahvaltı sofrasını hazırladı, çayı ocağa koydu.

                “Serin havada sabah sabah onlar bağa girmeseler daha iyi olur”  deyip bağdan Şemsettin’in sevdiği üzümlerden toplayıp getirdi. Boyalı çiftliğinin tereyağından, balından koydu masaya. Taze pekmez getirdi, sonra taze taze domates, biber ve Şemsettin’in sevdiği peynirlerden.

                Ekmekleri kesti ama kızartmadı, onların uyanmasını bekledi. Yapacak bir iş kalmayınca bir bardak çay koydu kendine, beklemeye başladı.

                Önce Şemsettin göründü kapıda; pijaması buruş buruş, bağrı açık.

                “Üşütürsün, hırka vereyim sana, bağların sabahları serin olur, bilirsin.”

                “Doğru, fena olmaz.”

                Çabucak kalın yün hırkayı alıp döndü, hala kapıda dikilen Şemsettin’in omuzlarına koydu.

                O sırada Gülseren belirdi kapıda. Dünkü gibi çıplak değildi kolu bacağı. Dar lacivert pantolonunun üstüne çizgili beyaz bir keten kazak giymiş, saçlarını da at kuyruğu halinde arkada toplamıştı. Çocuk gibi göründü gözüne Müjgan’ın.

                O da, çocuklarını karşılayan ana gibi, ikisini ellerinden tutup kahvaltı sofrasına götürdü.

                “Bakın, taptaze buz gibi üzümler. Siz onların tadına bakarken ben ekmekleri kızartayım. Her şey hazır.”

                Çok geçmeden koca bir tabak mis gibi kokan kızarmış ev ekmekleriyle döndü. Şemsettin davrandı hemen, ekmekleri aldı elinden.       Müjgan da çaydanlığı getirmek üzere tekrar mutfağa döndü.

                Çaylar konduktan sonra:

                “Domatesleri, biberleri yeni topladım. Bal, tereyağı ve peynirler çiftlikten, muhakkak tatmalısınız Gülseren hanım, böylesini bir daha yiyebileceğinizi zannetmem.

                Kendisi yemedi, yiyemedi, çayını yudumlarken onları seyretti. Nedense mutlu hissetti kendini.

                “İyi” dedi. “Gülseren genç ve güzel ve de kibar. Muhakkak tahsillidir de; Şemsettin’e bakarken gözlerinin içi gülüyor, onu sevdiği belli, mutlaka mutlu eder onu.”

                İyice bir rahatlamıştı.

                “Gözüm arkada kalmaz artık, Şemsettin güzel ve iyi ellerde.”

                Müjgan bunları düşünüp onları seyrederken Şemsettin de kasaba ve çevresinde daha neler görebileceklerini Gülseren’e anlatmaktaydı.

                Uzun uzun kahvaltı ettiler. Çay üstüne çay içtiler.

                Kahvaltıdan sonra onlar hazırlanırken Müjgan kahvaltılıkları mutfağa taşıdı.

                Bir müddet sonra hepsi yine çardağın altında buluştular. Şemsettin duş almış, tıraş olmuş, giyinmiş, yan tarafa tarayıp hafif biryantinlediği kumral saçlarıyla çok yakışıklıydı öyle görürdü onu Müjgan.

                Gülseren kahvaltıdaki gibiydi, sadece at kuyruğuna ipek bir eşarp fiyonk takmıştı.

                “Annelere uğramayacak mısın?”

                “Hayır, vakit yok, sen anlatır, selam söylersin.”

                “Seni korkak seni, gene kuyruğu kıstırıyorsun. Güllüşah’a hesap vermek zor.” Güldü için için Müjgan, bütün bunları söyleyemediği için.

                Gitmelerini istemedi nedense.

                Birden gıncırdak gözüne çarptı, eliyle o tarafı gösterdi.

                “Bu ne biliyor musun Gülseren?”

                “Hayır, bir şeye de benzetemiyorum.”

                “Gel öyleyse. Sen de gel Şemsettin. Göster ona onun ne olduğunu.”

                devam edecek

 

Bu Haberi Paylaş



Yorum Yap