Sagalassos’un Kayıp Durağı

eğirdir haber,akın gazetesi,egirdir haberler,son dakika,Sagalassos’un Kayıp Durağı
Haberin Tarihi: 31.3.2026 15:21:21 - Okunma Sayısı:71 defa okundu.

Bayram Aygün yazdı...

Sagalassos’un Kayıp Durağı:

    Diyadinos’ tan (Diyadin) Yazısöğüt’e Bir Tarih Köprüsü

Isparta coğrafyası, sadece tabiatın değil, aynı zamanda binlerce yıllık kültürlerin birbiri üzerine eklemlendiği devasa bir kültür sarayıdır diyebiliriz.

Isparta ve çevresinin bu kültür mirasının en etkileyici duraklarından biri, bugün Yazısöğüt adıyla bildiğimiz, tarihin derinliklerinde ise Diyadin veya zamanlara göre halk ağzında Diyadinos olarak yankılanan kadim menzil noktasıdır elbette.

Yunanistan da yayınlanan Tarih-Bilim dergisi (Dudaklar) başta olmak üzere Isparta ve Burdur’dan Lozan anlaşmasıyla (1923) Yunanistan’a yöre Rumları göç ederler.Rum torunlarının ve de mübadillerin, dini kuruluşların Atina, Selanik, Preveze’ de çıkardıkları kitap-dergilerde 1071 ‘den önce de (2000bin yıldır) dağınık Yörük-Türkmenlerin Isparta bölgesinde Davras dağı eteklerinde, Sütçüler bölgesinde Türk göçebelerin iki bin yıldan fazladır varlıklarını sürdürmüşlerdir. Göçebelik, dokuma, besledikleri sürülerin gıda ürünlerini ustalıkla ürettiklerini, bir kültür oluşturduklarıdır.

Burdur Ağlasun Sagalassos Roma harabelerindeki kazılarda birkaç (rölyef)kabartma tablette bölgedeki Türkmen-Yörük bir grup kadınların kral Hadrianus Diadinos veya Diyadin’ine keseyle yoğurt satmaları bizlere neyi hatırlatıyor?Tarihçi Stavros P. Kaplanoğlu başta olmak üzere; M.S: 110’larda bu bölgede ki Roma tabletlerinin içeriğini yazan Yunan tarihçileri yayınladıkları Tarih-Bilim dergilerinde bazı gerçekleri öğreniyoruz. Sparta ya da Isparta bölgesinde şimdiki Yazısöğüt veya Diyadin, Diyadinos köyünün yukarı yaylalarında bir dinlenme köşkünün bulunduğudur.

Buluntuların, Arşivlerin Dili: Orta Asya’dan Isparta Yaylalarına

Ancak bu süreklilik sadece Osmanlı kayıtlarıyla sınırlı değildir. Yunanlı tarihçilerin anlatılarında, Büyük İskender döneminden (M.Ö:350) bu yana bölgede çobanlıkla geçinen toplulukların varlığından söz edilmesi, bu konar-göçer ruhun ne kadar kadim olduğunu gösterir. Yörük-Türkmen göçerlerin 2000 yıldan fazla bölgenin kültürel genetiğini oluşturan bu topluluklar, tarihsel sürekliliğin canlı temsilcileri olduklarının sonucunu çıkarıyoruz.

Türkler Isparta bölgesinde iki bin yıldır var oldular diyebiliriz.

Bölge tarihinin en parlak sahnelerinden biri, M.S. 117–138 yılları arasında Roma İmparatoru Hadrianus döneminde yaşanır. İmparator, eşi Diadinos ile birlikte Pisidia (Yalvaç) toplantılarına katılırken, bugünkü Yazısöğüt yakınlarında bir dinlenme evinin olduğunu öğreniyoruz Yunan tarihçilerinin yazdıklarından.

Osmanlı tahrir defterleri, Isparta’nın Orta Asya’dan süzülüp gelen büyük yürüyüşün en stratejik duraklarından biri olduğunu belgeler. 1481 yılından itibaren arşivlere girmeye başlayan kayıtlar; Eğirdir Serpil, Yeşilköy, Yalvaç Kumdanlı, Sütçüler Yeşilyurt ve Aksu Sofular gibi Yörük-Türkmen obalarının bölgeye vurduğu mühürlerin hikâyelerini yine Yunanca Dudaklar Bilim-Tarih dergisindeki yazılanlardan anlamaktayız.

Bölge tarihinin en parlak sahnelerinden biri, M.S. 117–138 yılları arasında Roma İmparatoru Hadrianus döneminde yaşanır. İmparator, eşi Diadinos Veya Diyadin ile birlikte Pisidia (Yalvaç) toplantılarına katılırken, bugünkü Yazısöğüt yakınlarında bir dinlenme evi kullanır. Şimdiki Yazısöğüt ya da Diyadin Yörüklerinin bir kısmının M.Ö bir kısmının ise 1240’larda Orta Asya’dan bu bölgeye geldiklerini yine bu yayınlardan öğreniyoruz.

Sözlü tarih anlatılarına göre buluntu tablette Diadinos (Diayadin) Hadrianus, Sagalassos (Ağlasun) bölgesinde karşılaştığı Yörük-Türkmenlerin ikram ettiği yoğurt, süt ve peynir gibi doğal ürünlere hayran kalır. Bu hayranlığın nişanesi olarak Sagalassos’taki sanatçılara özel bir talimat verdiği rivayet edilir: Yani Yörük Türkmen göçerlerin krala yoğur verirken bir tabletin yapılmasını emrettiğini de anlıyoruz.

Bir yoğurt kesesiyle Yörüklerden alışverişini betimleyen o meşhur sahne taşlara işlenir. Bu kabartma (rölyef), imparatorluk ihtişamı ile Anadolu’nun göçebe kültürü arasında kurulan unutulmaz bir kardeşlik köprüsü gibidir.

-Araştırma: Bayram AYGÜN

 

Bu Haberi Paylaş



Yorum Yap