Isparta’da Ekmek Kavgası Ve Halkın İsyanı

eğirdir haber,akın gazetesi,egirdir haberler,son dakika,Isparta’da Ekmek Kavgası Ve Halkın İsyanı
Haberin Tarihi: 18.5.2026 10:12:01 - Okunma Sayısı:61 defa okundu.

Araştırma: Bayram AYGÜN

ISPARTA’DA EKMEK KAVGASI VE HALKIN İSYANI

Mayıs 1874’te Isparta’nın yalnızca dört ay boyunca Eyalet Başşehri veya Büyükşehir olduğunu herhâlde ilk kez benden duyuyorsunuz, saygıdeğer okuyucular.

Yaşanan buğday ve zahire krizi, halkın “ekmek kavgası” ile devlet otoritesini karşı karşıya getiren çok çarpıcı bir döneme sahne olmuştu. Develerin kışla ahırlarına kapatılması, zahire komisyonunun çabalarının boşa çıkması ve Mutasarrıfın ilgisizliği halkın sabrını taşırmıştı. Bir anda çarşıda yükselen sesler, hükümet konağı önünde toplanan kalabalık, vilayette yanlış yazılan telgrafın (“cam” yerine “can”) yarattığı panik, İzmir’den asker sevkiyatı kararı…

Bu dönemde bütün bunlar, devletin otoritesinin ne kadar kırılgan olduğunu, halkın iradesinin nasıl güçlü bir şekilde ortaya çıktığını göstermiştir.

1874’ lerdeIsparta sokaklarında yükselen sesler, kışla at, deve katır ahırlarına kapatılan yüzlerce devenin iniltileriyle birleşince, küçük bir buğday meselesi koca bir vilâyet krizine dönüşür. O gün yaşananlar, yalnızca açlık korkusunun değil, aynı zamanda halkın yöneticisine duyduğu güvensizliğin taşlara, camlara ve deIsparta meydanlarına yansıyan hikâyesini sizlerle kısaca paylaşmak istedim.

Osmanlı döneminde Isparta’nın merkez köyü Hacılar ve Gelendost’un Hacılar köylerinde yaşayan Yörük-Türkmen ahalisinin geçim kaynakları, sürücülüktür. Bunun yanında Hac yolculuğuna çıkanlara hizmet etmek, yurt içi taşımacılık işleriyle uğraşmak şeklinde çeşitlenmişti. Böylece hem dini yolculukların güvenliğini sağlıyor hem de Anadolu’nun ticaret damarlarını besleyen bir hayat çizgisi oluşturuyorlardı.

Çölün kavurucu iklimine ve Anadolu’nun engebeli şartlarına dayanıklı taşımacılıkta kullanılan develer ise ancak bu iki Yörük köyünde yetiştirilebiliyordu. Böylece bölgenin ekonomik, sosyal hayatında vazgeçilmez bir rol oynuyordu Osmanlılarda.

Isparta’nın tarihine damga vuran 1874 olaylarından biri, Isparta halkı arasında “Devecilerin Baskını” diye anılır. O günlerde yaşanan bu hadise, yalnızca buğday ve arpa temini meselesi değildi. Aynı zamanda halkın sesini duymayan yöneticilerin keyfî tutumlarının nasıl toplumsal bir krize dönüşebileceğinin ibretlik örneğidir.

Develerin kışla ahırlarına ticari develerin haksızca kapatılmasıyla başlayan gerginlik, hükümet konağı önünde halkın toplanmasına, yöneticilerin paniğe kapılıp kaçmasına ve yüzlerce kişinin yargılanmasına kadar uzanmıştır. Sonuçta ise halkın iradesi,  dayanışması tarihe güçlü bir ders olarak kaydedilmiştir.

Sultan Abdülaziz’in Başbakanı Sadrazam Mahmut Nedim Paşa’nın Gürcü kökenli oluşu, kız kardeşinin Dere Mahallesi’ne gelin gelmesiyle Isparta’ya duyduğu yakınlık ve koku merakı, dönemin sosyal dokusunu renklendiren bir hatıra gibi geliyor bana!.

Sadrazam (Başbakan), her yıl Isparta’ya gelip Aya Paniye Kilisesi’ndeki koku üretim merkezinden ve mahalleli üreticilerden ev yapımı, şifalı şişeler dolusu kokular alarak İstanbul’a dönerdi; bu alışkanlık, şehrin kültürel cazibesini Osmanlı yönetim merkezine taşıyan bir köprü hâline gelmişti.

Vilayet düzenlemesinin yani Büyükşehir yapılan Isparta’nın büyükşehir unvanının kısa sürede geri alınması üzerine Isparta’da baş gösteren buğday hastalıkları ürün kaybına yol açmış. Buğday temini için yeni yollar aranmıştı. Halkın katkısıyla oluşturulan Zahire Komisyonu, Anadolu’nun farklı bölgelerinden buğday ve arpa satın alarak şehrin iaşesini güvence altına almaya çalışmış; böylece halkın dayanışması, ortak çabası, merkezi idarenin eksikliklerini telafi eden bir çözüm olarak tarihe geçmiştir.

Antalya’dan satın alınan binlerce kile buğday, arpa develerle Isparta’ya taşınmak istenmişse de kızgın Antalya halkı buna engel olmuştu. Büyükşehir Isparta valisi Emin Muhlis Paşa ise ilgisizliğiyle dikkat çekiyordu. Edirne’den Isparta’ya eyalet valisi olarak gelmiş. Ancak dört ay sonra vilayet statüsü geri alınarak yalnızca il seviyesine düşürülen Isparta’da bu kademe kaybını gururuna yediremeyip kendini içkiye vermişti. Varlıklı Rum ve Ermeni tüccar ağalarla sefahat içinde günler geçirirken, özellikle İl Ticaret Meclisi üyesi dış satımcı Acem Ermeni’si Ohannes ve Ayvazoğlu Bandili ağalarla eğlencelere kapılmış, zahire krizine çare aramayı ise tamamen ihmal etmişti.

Vali Paşa’nın dalgınlık, keyfine düşkünlüğü, zahire krizinin çözümünde en kritik adımı engellemişti. Ahırlarda toplanan 600 deve civar bölgelere buğday taşımak için hazır beklerken, vali bu imkânı kullanmamış; böylece halkın ekmek kavgası daha da derinleşmiş, sabrı taşmış ve kısa süre sonra “Devecilerin Baskını” diye anılacak büyük olayın zemini hazırlanmıştı.

Mutasarrıf Vali, zahire krizinin en kritik anlarında bir başka yanlışlığa daha imza atarak ahırlarda toplanmış 600 deveyi Isparta halkının buğday ihtiyacını karşılamak için kullanmak yerine Ankara’ya göndermeye karar vermişti. Bu keyfî tutum, deve sahiplerini, ekmek derdindeki Isparta halkını öfkelendirmiş. Böylece yöneticilerin ilgisizliği, halkın sabrı arasındaki uçurum derinleşmiş, kısa süre sonra tarihe “Devecilerin Baskını” olarak geçecek büyük olayın fitili ateşlenmişti.

Taleplerini iletmek için Vali’nin yanına giden heyet, onu rakı içerken ve tavla oynarken bulmuş, sert bir şekilde geri çevrilmişti. Bunun üzerine halk hükümet konağı önünde toplanarak baskı yapmış. Olay büyüyünce Vali Bey ve bazı ileri gelenler paniğe kapılıp kaçmış. Develer sokaklara salınmış. İsyanı bastıracak Isparta da yeterli silahlı güç yoktu. Telgrafla İzmir’ den asker çağırılacaktı.

Devlet ahırlarından salınan 600 deve, başıboş hâlde Isparta sokaklarında dolaşırken çıkardıkları seslerle dar sokakları çınlatıyor, halk ise buğday krizinden doğan öfkeyle deve sahiplerinin isyanına sahip çıkıyordu. Kalabalık, vilayet ek binasına merdiven kurarak çıkmış, az sayıdaki zaptiyeyi atlatıp bina baskını yaparak yöneticilerin ilgisizliğine karşı en sert tepkisini göstermişti.

Baskın sırasında Mutasarrıf ve Çallızade harem dairesine kaçmışlar, postaneye sığınmışlardı. Ancak dışarıda toplanan halk öfkeyle camları taşlamaya başlayınca, Vali Bey gizlice postaneden çıkarılarak Rüştiye Mektebi’ne kaçar! Bu kaçış, yöneticilerin halk karşısındaki çaresizliğini, “Devecilerin Baskını”nın Osmanlı İl’i Isparta da en dramatik sahnelerinden birini oluşturur.

16 Mayıs günü, devlet ahırlarından salınan 600 devenin Isparta sokaklarını doldurmasıyla şehir adeta bir “deve işgali” yaşamış. İnsan hareketi neredeyse tamamen durmuş, sokaklarda yalnızca başıboş develerin sesleri yankılanmış. Bu görüntü, halkın ekmek kavgasıyla birleşince tarihe “develerin işgal günü” olarak kazınmış bir sahneye dönüşmüş.Develerin işgal sarsıntısı on gün boyunca sürdü; sonrasında yüzlerce kişi tutuklanmış, kırk gün süren yargılamalar sonunda 48 kişi çeşitli cezalara çarptırılmıştı. Vali Paşa görevden el çektirilip mahkemeye sevk edilir.

Isparta halkı ise asıl sorunun, sarhoş, ilgisiz bir Mutasarrıfın yönetiminde olduğunu dile getirerek yönetime karşı tepkisini açıkça ortaya koymuştu.

Bu yazımda, halkın sesini duymayan ve görevini ciddiyetle yerine getirmeyen yöneticilerin en küçük meselede bile nasıl büyük bir güven kaybına yol açtığını özellikle vurgulama ihtiyacı hissettim.

Selanik’te yaşayan Ispartalı Hacı Filyos sülalesinden torun, akademisyen Maressa Ispartalıoğli Hanım’a teşekkürler.

Araştırma: Bayram AYGÜN:2026-Isparta

 

 

 

 

Bu Haberi Paylaş



Yorum Yap