Bir Isparta Valisi’nin Hak’ka Yürüyüşü

eğirdir haber,akın gazetesi,egirdir haberler,son dakika,Bir Isparta Valisi’nin Hak’ka Yürüyüşü
Haberin Tarihi: 13.5.2026 11:13:18 - Okunma Sayısı:88 defa okundu.

Araştırma: Bayram AYGÜN

BİR ISPARTA VALİSİ’NİN HAK’KA YÜRÜYÜŞÜ

Araştırdıkça görüyorum ki şehrimizin geçmişi, sandığımızdan çok daha zengin ve renkli. Isparta şehri dünya da kokusuyla anılan, bilinen yanıyla ruhları arıtan mübarek bir şehir… Bu topraklarda gül, yalnızca bir çiçek değil; sabırla tomurcuklanan ve güzelliğini dünyaya cömertçe sunan bir Allah’ın hikmetidir.

1857’lerde Isparta’da görev yapan ve halk arasında ‘Yorganlı Kaymakam’ diye anılan bir valimizin kendine özgü yaşamından birkaç ilginç anlatı buldum. Manevî çerçevede onun Mevlevî ve tasavvufî geleneğe bağlılığı, Ispartalıları hiç rahatsız etmezdi. Hak’ka yürüyüşü, bu anlayışa göre bir ‘vuslat’tı; ölümü bir ayrılık değil, sevgiliye kavuşma olarak görülürdü. Vali’ miz ibadet ederken, ruhunu Hak’ ka teslim ederken bile yanından gül yapraklarını hiç eksik etmedi.

Bugün de Isparta’mızın gül bahçeleri, Mayıs sabahlarında adeta bir dua gibi açmaya hazırlanıyor. Osmanlı Isparta’sında üç yüz yıl boyunca kutlanan Koku Bayramı, zamanla Kiraz Bayramı’na, ardından Gül Festivaline dönüşmüştür.

Isparta’mızın gül bahçeleri, bu Mayıs günlerinde sabahları adeta bir dua gibi açmaya hazırlanıyor. Osmanlı Isparta’sında üç yüz yıl kutlanan koku bayramı, sonra Kiraz Bayram’ına şimdi de Gül Festivaline dönüşmüştür. Bu yıl, 5–7 Haziran 2026 günlerinde şehrimizde kutlanacak Koku-Gül (Festivali) Bayramı için Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen, yurt içinden ve dışından davetiyeler göndermiştir. Seçkin davetliler arasında Atina’da yaşayan, ataları Osmanlı Isparta’sının Emreli Rum halkına dayanan 33 kişilik Ispartalı topluluk da yer alıyor. Başkan Başdeğirmen’in ifadesiyle, onların katılımı üç yüz yıl önceki koku bayramıyla günümüz arasında bir köprü kurmaktadır.

Mevlevî geleneğinin özü de böyledir: sabırla dönmek, içten yanmak ve nihayetinde vuslatın —Yaratıcı’ ya kavuşmanın— gül kokusunu insanlığa armağan etmek. İşte bu ruh, 1857 yılında Isparta Valisi Hasan Rüştü’nün şahsında devlet makamında yeniden hayat bulur.

1855’lerde Vali Hasan Rüştü Efendi, Isparta’ya gelişinden itibaren gece ibadetlerine öylesine yoğunlaşmıştı ki, gündüzleri görev başında kimi zaman uyuyakalırdı. Yanında taşıdığı yorgan bu hâlin sembolü olmuş, Ispartalılarca ilginçliklerle dolu unutulmaz bulunmuştu.

Onun ibadetle yoğrulmuş kalbi, adaletle örülmüş icraatları, yorganının altında sabaha kadar süren sessiz zikri, gülün kokusuna karışarak şehrin hafızasına sindi. 1855 yılında İstanbul’dan gönderilen Hasan Rüştü Efendi, yaşı kemale ermiş, vakur bir Mevlevî dervişiydi. Isparta Kaymakam-Vali’si olarak göreve başladığında şehre yalnızca nizam değil, aynı zamanda manevi bir canlılık da getirdi Isparta’mıza..

Cuma günleri düzenlenen Selâmlık törenlerini adeta birer manevi şölene dönüştürürdü. Memurlardan askerlere kadar herkesi camide toplar; namazdan önce yerini alır, imam ve müezzinlere gül suyu serper, ardından hediyeler takdim ederdi. Böylece dini hayatı nezaketle teşvik eder, Allah’a yaklaşmayı bir devlet geleneğinin zarif parçası hâline getirir, Allah’a yaklaşmanın gül kokularıyla daha güzel olacağını söyledi..

Vali Hasan Rüştü Efendi, devletin asık suratlı yüzü ile dervişin merhametli kalbi arasında Isparta’da kendine özgü bir denge kurmuştu. Ancak “iyiliği emretme” (emr-i bi’l-ma’ruf) konusunda tavizsiz bir disipline sahipti. Belki bu yüzden kimi zaman birilerinin canı yanmıştı; fakat amacı toplumsal ibadeti, dayanışmayı sağlamaktı.

Çarşı esnafını tellallar aracılığıyla; özellikle halkımızı camiye davet eder, ibadeti terk edenlere karşı yer yer sertleşen bir tutum sergilerdi.Osmanlı şehirlerinde Islahat Fermanı’nın yenileşme rüzgârlarının estiği bir dönemde, o eski dünyanın sarsılmaz inancını taşıyordu Eskiden kalma huyuyla; disiplinini temsil ediyordu. Dinde zorlama yoktur’ ilkesini hatırlatanlara karşı, şehrin nizamını korumak adına kendi usulünden vazgeçmezdi. Belki de bu sertliği, Mevlevîliğin sessiz, vakur duruşunun celâlini yansıtıyordu.

Isparta halkının kafasında onu efsaneleştiren ise sadece bu disiplinli görünüşü değil, insani bir "hal" olarak üzerine çöken yaşlılıktan kaynaklanan yorgunluğuydu. İyice yaşlanmıştı. Uzun ibadet saatlerinin,  ilerlemiş yaşının etkisiyle, dizinin dibindeki yorganına yaslanıp kısa uykulara dalardı. Çevredeki bakışlara aldırmazdı. Ispartalıları sadece ve sadece camide toplanmış olarak görmeyi istiyordu. Tek mutluluğu buydu!

Bu samimi hali nedeniyle Ispartalılar ona hem korku hem de büyük bir sevgiyle karışık bir içtenlikle “Yorganlı Kaymakam” adını verdiler.

Onun döneminde Isparta, fiziksel olarak da dervişane bir dokunuşla imar edildi. Her sokakta cemaat evi vardı. Ulucami’nin sık sık oluşan depremlerde yıkılan minaresi çift şerefeli olarak yeniden yükselirken, gökyüzüne uzanan bu taş abideler sadece ezan okunan yerler değil, hayatın ritmini belirleyen merkezler oldu.

Öğle ve ikindi vakitlerinde minareye asılan kırmızı bayrak, ovada ve bağlarda çalışan işçilere dünya işini bırakıp namaza yönelme vaktini müjdeleyen birer kandil gibiydi. Vali beyin vazgeçilmez uygulamalarından birisi de buydu.

Halkın gönüllü yardımlarıyla toplanan 600.000 kuruş gibi devasa bir meblağla Mazhar Paşa Kışlası, yani Paşa Valilerin halkı yönettiği Belediye binası inşa edildi. Bu yapı, derviş kaymakam-valinin Isparta halkı üzerindeki büyük itibarının ve güveninin en somut nişanesi olarak yükseldi.

Bir Haziran gecesinde valilik konutundaki güllerle donanmış odasında ibadet ederken 1860 yılında, yaklaşık 75 yaşındayken Hak’ kın rahmetine kavuşur, Hak’ ka yürür!

Vefat ettiğinde, hükümet dairesindeki özel odasında bulunan eşyalar onun gizli dünyasını tüm çıplaklığıyla ortaya koydu. Mevlevî külahı, hırkası, beş yüzlük tesbihi, misvağı, onun makam koltuğunu aslında bir Mevlevi postu, odasını ise bir çilehane olarak kullandığını kanıtlıyordu. Eşinin anlatımıyla; gündüz halkın işini gören o sert idareci, her gece hırkasını giyip sabaha kadar Rabbiyle baş başa kalırdı.

Pirefendi Sultan Türbesi yakınlarına defnedilen (Bugünkü Miralay İşhanı bitişiğindeki Otel Kink karşısındaki –bugün boş arsa- yere gömülür. Sonra Pirefendi Sultan’ın kabriyle birlikte şimdiki Gökçay’daki yerlerine nakledilir.) Hasan Rüştü Efendi, ardında disiplinle yoğrulmuş ama tasavvufun nezaketiyle yumuşatılmış, şahsına münhasır bir hikâye bıraktı.

Bugün Isparta’nın asfalt-taş sokaklarında dolaşırken, hala bir Mevlevî dervişinin nefesini ve yorganın altındaki o sessiz zikrin huzurunu duymak mümkündür.

Kendi görüşüme gelince, konuyu araştırırken zıtlıklarla dolu bir devlet adamı görüntüsü hemen anlaşılıyordu.1857’lerde bir kaymakam valinin görüntüsü ile saygıdeğer Isparta halkı türlü güçlüklere şahit olduklarını düşündüm. Bir hevesle araştırmalarımı bu makaleme döktüğümde;"insanın iç dünyası ile dış dünyasındaki görevleri arasındaki dengeyi" anlatan çok zarif bir portre karşıma çıkıverdi.

Modern insanın anlam arayışında, bir valinin makam koltuğunu nasıl bir derviş postuna dönüştürebildiğini görmek beni hayrete düşürdü. ‘Yorganlı Kaymakam’ adı, devletin otoriter yüzünün altında yatan insani yorgunluğu, manevi derinliği ve Allah’a bağlılığı samimiyetle yansıtıyordu. Bugün, en azından kendi çıkarı için inançlı görünmeye çalışanlara bu yazım bir ders olmalı. Vali’ mize Allah rahmet eylesin!

Araştırma: Bayram Aygün – 2026, Isparta

 

 

 

 

 

Bu Haberi Paylaş



Yorum Yap