Tarihin Tozlu Sayfalarından Seçtiğim Bir Anı

eğirdir haber,akın gazetesi,egirdir haberler,son dakika,Tarihin Tozlu Sayfalarından Seçtiğim Bir Anı
Haberin Tarihi: 7.4.2026 15:36:04 - Okunma Sayısı:99 defa okundu.

Mehmet Recai Şengöl yazdı

TARİHİN TOZLU SAYFALARINDAN SEÇTİĞİM BİR ANI

18 Mart’ta Çanakkale Zaferi’nin 111. yıl dönümü dolayısıyla televizyonda yayınlanan bir anma programını izlerken, Çanakkale’deki savaşlar kadar cephe gerisindeki halkımızın yokluklar içindeki özverili katkılarından da bahsedilmesi üzerine, rahmetli babamın 1943 yılında askerliğini yaparken bir komutanının Çanakkale Savaşları yıl dönümü programında anlattıkları aklıma geldi.

Babamın komutanının anlattığına göre;

Askerî okulda Çanakkale Savaşları’nın anlatıldığı bir derste, bizzat cephede savaşan bir bölük kumandanının hatıralarını yazdığı bir belge okuttu. Bu vesikada, bölüğün cepheye intikali esnasında köylerden, kazalardan geçerken halkın yaptığı büyük destekler, maddi manevi katkılar ve fedakârlıklar anlatılıyordu. Bu anıları bulabilmek amacıyla bazı arama çalışmaları yaparken, bir dergide yayımlanmış bir hatıra yazısı gözüme ilişti. Zannımca yukarıda bahsettiğim bölük kumandanının hatıralarından bir bölümdü.

Dergide yayımlandığı gibi aynen aktarıyorum.

 Tüm şehitlerimizin ruhları şad olsun.

"Seferberliğin ilanı ile beraber, 23. Alay'ın Burhaniye’de bulunan bir piyade taburu, Burhaniye-Edremit-Çanakkale yoluyla cepheye sevk edildi. Bu tabur yürüyüşe geçmeden önce, geçecekleri yollara yakın köylere, geçecekleri gün ve saat belirtilerek köylerden asker için yemek hazırlamalarını, misafir olarak geceleyebilecekleri yerlere hazır etmelerini istedi. Böylece yürüyüş sırasında asker için yemek ve barınma telaşından bir ölçüde kurtulmuş olunuyordu.

 Aynı şekilde, o yıllarda henüz bir köy olan Havran’a gelen çavuşlar, muhtardan kendilerine kaç kişilik yemek ve yatak hazırlayabileceklerini sorunca muhtar, “Burasının köy olduğuna bakmayın, sizin taburun hepsini ağırlayabiliriz, merak etmeyin.” dedi.

Tabur Havran yakınlarına geldiğinde kumandanları, Edremit’in çok yakın ve çok daha büyük olduğunu düşünerek Havran’a sadece bir bölük asker yolladı. Bir taburluk hazırlanan yemek, bir bölüğe göre çok çok fazla gelmiş, artmış, hatta ertesi güne bile kalmıştı. Bir taburluk yatacak yer hazırlayan Havran muhtarı, gelen askerleri sadece büyük evlere taksim ederek, küçük ve fakir evlere yük olmasın diye oralara kimseyi göndermemişti.

Bölük kumandanı şöyle anlatıyor:
“Askerleri evlere dağıttıktan sonra sokaklarda dolaşmaya başladım. Yavaş yavaş evlerin ışıkları sönüyordu, asker yatmaya, uyumaya başlamıştı. Sokakta birden iki büklüm, bastonuna dayanarak yürüyen ihtiyar bir kadına rastladım. Kadına, ‘Nene, sen bu saatte sokakta ne arıyorsun?’ diye sordum. ‘Evlatlarımı arıyorum, oğullarımı arıyorum.'

'Kim senin evlatların?'

'Muhtar dün bana askerler gelecek, sana da misafir etmen için dokuz evlat vereceğim dediydi. Onlara yataklar hazırladım, yemekler hazırladım, gelmediler; onları arıyorum...’

Hiçbir gelirleri olmayan bu yaşlı ve yoksul insanlar, bazen zeytinleri silkeledikten sonra gidip yerlerde kalan zeytinleri toplayarak biraz gelir elde etmeye çalışıyorlardı. Buna da başakcılık deniyordu. Bu nene de böyle birisi olduğu için muhtar acımış, ona kimseyi göndermemişti. Nenenin çok üzüleceğini anladığımdan, ışıkları sönmemiş bir eve gidip daha yatmamış dokuz askeri nene ile birlikte yolladım. Kadıncağız nasıl sevindi bir görseniz...

Ertesi gün sabah erkenden bölüğü yol üzerinde topladım. Yoklamayı yaptıktan sonra tam yürüyüş emri verecekken, iki büklüm yaşlı bir kadın bastonuna dayanarak, elinde bir torba ile yanıma geldi. Galiba akşam karşılaştığım nene idi. ‘Kumandan oğlum, bu torbada evdeki bütün zeytinleri, ne varsa koydum. Üstüne de çökeleğim vardı, onu koydum. Bunları asker oğullarına yedir, emi?’

Almasam nenenin çok üzüleceğini anladığımdan çavuşlardan birine işaret edip elindeki torbayı aldırdım.

Nene bu sefer sevinç içinde, avucunda sımsıkı tuttuğu bir mendili açtı. İçinden 1 Lira çıktı, bana uzattı. ‘Kumandan oğlum, biliyorum çok az ama bütün param bu kadar. Bunu al, benim asker oğullarıma hiç olmazsa bir çay içir, olur mu?...’

Şaşırdım. Biliyordum ki nenenin başka parası yoktu. Bütün servetini getirmişti. 1 Lira’yı aldım, kaldırarak bölüğe gösterdim: ‘Bölük, bakın neneniz size bütün servetini bağışladı, bunu ona helal ettirin!’

Sonra yürüyüş emrini verdim. Nene arkamızdan el sallıyordu. Bölüğüm, o 1 Lira'yı helal ettirdi. Yarısından fazlası Çanakkale’de şehit oldu. Bu millet işte böyle bir millet.”

- Mehmet Recai ŞENGÖL

Bu Haberi Paylaş



Yorum Yap