SELÇUKLU'DAN TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NE BİR DEVLET BELDESİ ISPARTA
Zeki TARHAN - ANKARA
BÖLÜM : 1
TTK (=Türk Tarih Kurumu) eski başkanı, Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi, Akademik camiada "Selçuklu Uzmanı" olarak tanınan hemşehrimiz Prof. Dr. Refik TURAN hocamızı, kısa bir aralıktan sonra yani; 21.Nisan salı günü Ankara Palas'ta verdiği "Ankara'da Türkiye Devleti'nin Yeniden Doğuşu" konulu Konferansının ardından bu kez, geçtiğimiz cumartesi günü (25 Nisan) ISVAK' ta, "Selçuklu'dan Türkiye Cumhuriyeti'ne bir Devlet Beldesi ISPARTA" konulu konferans veriyordu... Refik hocamızın, her iki fiziki mekânda verdiği konferans, çok sayıda izleyicinin katılımıyla gerçekleşiyordu...
***
İKİ MEDENİYETİN YARIŞINDA GALİPLER VE MAĞLUPLAR
İki medeniyetin yarışını, medeniyetler çatışması olarak da görebilir yada algılayabilirdik... İkinci Haçlı Seferinde Kral Saint Louıs (Sen Lui), mağlup olan Alman İmparatoru Konrad'ın akibetine uğramamak için farklı bir yol takip etmişti. İznikten Eskişehir'e geçmeyen kral, Menderes Antakya'sından Denizli'ye ve oradan da Dinar Uluborlu yoluyla Miryokefalon'a ulaşmıştı. Daha sonra, KEMER BOĞAZI - Kaşıkçı Beli - İbradı yoluyla Antalya'ya varmayı hedeflemişti. Fransız Kralı'nın maiyetindeki Haçlı ordusu çok kalabalıktı. Sefer sırasında ordunun yiyecek , içecek ve genel ihtiyaçlarını karşılamak pek kolay olmuyordu. Ordu, bir tarafta Selçuklu Türklerinin baskın ve taarruzlarıyla uğraşırken, bir taraftan da ihtiyaçlarını Bizans halkından karşılamaya çalışıyordu... İhtiyaçları karşılamak her zaman mümkün olmayabiliyordu. Bunun için Haçlı'lar zaman zaman zor kullanıyorlardı. Bunun üzerine, malını kaybeden yerli Rum halkı da Haçlılarla mücadeleye girişiyordu... Bu durumda Haçlılar iki ateş arasında kalıyorlardı. GÖLLER YÖRESİ'nde bir Rum saldırısında kalan Haçlılar, tarihin garip bir cilvesi sonucunda, TÜRKLERE SIĞINMAK zorunda kalmışlardı. Türkler, kendilerine sığınan düşmanlarına karşı beklenmeyen bir davranış göstererek yaralarını sardılar, onları giydirdiler, yemeklerini yedirip rahat ettirdiler. Hatta, edindikleri Bizans parasından harçlık bile verdiler. Bu inanılmaz bir davranış biçimi, görülmedik bir erdem örneğiydi. Türkler bunu son derece doğal olarak yapmaktaydılar. Bu; HAÇLILAR AÇISINDAN MUCİZEVİ BİR GELİŞMEYDİ.
***
Felâketin bütün dehşetiyle etraflarını sardığı bir noktada, kötü akıbeti beklerken, masallarda olabilecek bir gelişmeyle kurtulmuşlardı. Bu fevkalade davranış, Haçlıları büyük bir ruh sarsıntısına sokmuş ve onlara adeta bir travma yaşatmıştı. Nitekim; HAÇLILARDAN ÜÇ BİNİ AŞKIN KESİMİ MÜSLÜMAN OLMUŞTU. Halbuki onlar, terk ettikleri inançları uğruna, binlerce kilometre zahmetli bir yol katetmişler, kutsal topraklara gidebilmek için, Türklerle çetin savaşlar yapmışlardı. Sonuçta, ortaya çıkan manzara dünya tarihinde eşi ender görülen bir durumdu. Bu manzara karşısında Kral LUİ' nin Papazı Odon de Deuil, hayret ve dehşetle şu veciz cümleyi haykırdı: "EY! HER TÜRLÜ HIYANETTEN DAHA ZALİM OLAN MERHAMET Kİ ONUN SAYESİNDE (TÜRKLER HRİSTİYANLARA) EKMEK VERDİLER, KARŞILIĞINDA İSE, ELLERİNDEN İNANÇLARINI ALDILAR (yanlız şu kesin ki, Türkler aldıkları hizmetten memnun olsalar da onlara (Hristiyanlara) dinlerini değiştirmeleri için hiçbir zorlamada bulunmadılar.) Bu tarihi cümle, buraya kadar meydana gelen olayları izah eden tam bir yenilgi ifadesiydi. Haçlı mücadelelerinde uzun süredir taraflar savaşıyordu... Fakat bu iki tarafın savaşından öte, İKİ MEDENİYETİN YARIŞIYDI!!! GERÇEKTEN, BİR TARAFTA BİZANS VE AVRUPA HIRİSTİYAN MEDENİYETİ'Nİ TEMSİL EDEN ASKER VE KOMUTANLAR, DİĞER TARAFTA MÜSLÜMAN TÜRKLER, ORTAYA KOYDUKLARI BİLİM - TEKNOLOJİ - AHLÂK VE SOSYAL DAVRANIŞLAR, TEMSİL ETTİKLERİ MEDENİYETİ YARIŞTIRMIŞLARDI... BU YARIŞTA GALİP ÇIKAN, MÜSLÜMAN TÜRKLERİN ÖNDERLİĞİNDEKİ İSLAM MEDENİYETİ OLMUŞTU. Odon d Deuil' in sözü, yarışın galibini ilan eden tarihi bir tescil idi. Bu çarpıcı olay, Türk tarihinde henüz yüz yıllık bir tarih yolculuğuna çıkmış ISPARTA BELDESİNİN BEŞER VARLIĞININ ERİŞTİĞİ AHLÂK VE KARAKTER YÜKSELİŞİNİ GÖSTERİYORDU...
***
Tarih içinde milletlerin ve devletlerin rekabet ve yarışında, silahlar ve askerlik kabiliyetinin çok önemli bir yer tuttuğu bir gerçekti. Ancak, bundan daha önemlisi, bir milletin ahlâk, karakter ve davranışının müsbet manada yükselişidir.
DEVAM EDECEK...