Isparta’da Bir Mürşit Mutasarrıf Vali

eğirdir haber,akın gazetesi,egirdir haberler,son dakika,Isparta’da Bir Mürşit Mutasarrıf Vali
Haberin Tarihi: 21.8.2026 13:57:16 - Okunma Sayısı:29 defa okundu.

Araştırma: Bayram AYGÜN

 

ISPARTA’DA BİR MÜRŞİT MUTASARRIF VALİ                                             

      Eylül’ün ikinci haftasıdır; 1878’in Isparta’sında bağbozumu vakti gelmiştir. Şehrin en bereketli üzüm sahaları olarak bilinen Kumbağları ile Yenice bağlarında salkımlar olgunluğa ermiş, sahiplerinin sabırsızlıkla beklediği hasat gününü müjdelemektedir.

      1878 yılında Osmanlı İmparatorluğu, tarihe “93 Harbi” olarak geçen 1877–1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın tam ortasındaydı. Kurutulmuş üzüm, üzüm şerbeti, yaş üzüm satışları ile kurutulmuş üzümden elde edilen gelirlerin bir kısmının, bu savaşın cephesinde savaşan kahramanlar için Erzurum’a gönderilmesi planlanmaktaydı.

      Hiç beklenmeyen bir afet kapıdadır. O yaz sabahı Isparta Kumbağları ve Yenice bağlarında yaprakların hışırtısı, çekirgelerin kanat sesine karışmıştı. Bağların dalları bir gün içinde çıplak kalmış, üzüm yaprakları toz gibi savrulmuştu. Denizli yönünden şehre dalga dalga yaklaşan bu büyük çekirge istilası karşısında çaresiz kalan Isparta halkı, çözümü hükümet konağına koşmakta buldu. Ancak konak bahçesini dolduran kalabalığın gözlerinden dökülen yaşlar, heba olan kendi rızıklarına ya da bir yıllık emeklerine değil; Erzurum cephesinde vatan uğruna can veren kahramanlara vaat ettikleri o bir avuç kuru üzümü, bir damla şerbeti gönderemeyecek olmanın derin feryadı ve hüznüydü.

      Bir yandan da yeni çekirge sürülerini savmak için hükümet konağında görevlendirilen dört ulema—Süldüroğlu Hafız Ömer oğlu Mustafa, Etrelioğlu Hafız Hamza, mum imalatçısı Mumcu Hacı Kadir ve Kuleönülü Osmanoğlu tütün tüccarı Hafız Battal gece gündüz aralıksız Buhârî-i Şerif okumaya başladı. Şehrin yeni Mutasarrıf Vali’si Ahmet Cevdet Bey, halkın yükselen feryadına, yürek burkan çığlıklarına daha fazla dayanamayarak cami avlusunda toplanan kalabalığın önüne geçti; gözyaşları içinde dualar edip niyetini üfledi.

(Osmanlı ve Doğu toplumlarında Buhârî-i Şerîf sadece bir hukuk veya din kitabı değil, aynı zamanda manevi bir kalkan kabul edilmiştir. Toplumun karşılaştığı ağır kuraklık, salgın hastalık, savaş veya çekirge istilası gibi büyük afet zamanlarında ulema tarafından "Buhârî Okumaları" (Buhârî Hatmi) yapılır, bu hatimlerin hürmetine belaların defolması için Allah’a eller açılır, dualar edilirdi. Osmanlı Isparta’sında Allah’a yaklaşmanın bir başka  dini törendi. Daha önce: İmâm Buhârî (Muhammed bin İsmail tarafından hazırlanmıştır.)

      O yıl kutsal topraklara niyet eden hacılar, gözyaşlarıyla yazılan bu duâlı nüshaları yanlarına alarak Mekke-i Mükerreme’ye, Beytullah’ın eşiğine kadar taşıdılar.

      Isparta semalarında o esnada, gökyüzünü zifiri bir karanlık gibi kaplayan çekirge sürüsü, adeta ilahi bir gazap gibi Isparta merkezine, Ulu Cami’nin kubbesine doğru sürülenip ilerliyordu. Fakat semaya yükselen yakarışların, okunan Buhârî-i Şeriflerin hürmetine bir mucize vukû buldu; o simsiyah bulut, birdenbire yön değiştirip göklerin derinliğinde kaybolup gitti. Isparta halkı, bu ilahi tecelliyi nefeslerini tutarak canlı canlı izlemekteydi.

      Mutasarrıf Vali Ahmet Cevdet Bey’in semaya doğru bir selamlama müddetince üflediği o mübarek nefes ise gözlerden kaçmamıştı. Halkın nazarında bu dualar, çekirgelerin kanatlarını kıran görünmez, semavi bir kalkan oluvermişti. O an Ahmet Cevdet Bey, Ispartalılar için sıradan bir devlet idarecisi olmaktan çıkmış; adeta meleklerin bu kadim şehre bağışladığı bir veli, bir gönül sultanı mertebesine yükselmişti.

      Onun Isparta halkının gönlünde kurduğu bu manevi taht, aslında göreve başladığı ilk günlerde atılmıştı. Hükümet konağı mescidini özenle döşeten, imam ve müezzinin maaşlarını artıran Vali Bey, tatlı-sert üslubuyla memurları mescide yönlendirmişti. Her Cuma ulema, şeyhler ve esnaf ileri gelenlerinin konağa yaptığı ziyaretler, adeta Osmanlı da eksilmeyen bir tanınmış dini makamına varış hürmetiyle gerçekleşiyordu.

      Mutasarrıf Vali Ahmet Cevdet bir Osmanlı Paşa’sı olup; Ermeni asıllıdır. Kendi rızasıyla Müslümanlığı seçmiş olması ise Isparta halkının dilinde ayrı bir hikmet olarak dolaşıyordu.

      Dönemin Isparta’sında ticaret, zanaat hayatında etkin olan İlye oğlu Batros, Talaslı Maryan, Vartan kızı Simene, Mürdeki oğlu Vosfanı ve Nikos oğlu Serkiz gibi gayrimüslim aileler de bu iklimden etkilendi. Ahmet Cevdet Bey’in adaletli tutumu ile Belediye (Başkanı) ağası Süldüroğlu Hafız Ömer’in ortak çabaları birleşince, pek çok aile gönül rızasıyla İslam’ı seçerek şehrin sosyal dokusuna yeni bir renk kattı.

      Bir cuma günü mescitte yaşlı bir dervişin yanına oturduğunda dervişin ona söylediği "Paşam, sen bizim için vali değil, şeyhsin" sözü kısa sürede şehre yayıldı. Artık dükkânı bereketsizleşen esnaf, çocuğu hastalanan anneler, yola çıkacak kervancılar soluğu onun kapısında alıyor, bir dua ve nasihat istiyordu. Bir dua yazdırtıp, yazılanları para keselerinin içine koyanlar az değildi!

      Ancak herkes bu coşkulu sevgiye aynı pencereden bakmıyordu. Belediye (Başkanı) Süldüroğlu Hafız Ömer, halkın valiyi mürşit mertebesine çıkarmasını ilmi ölçülere aykırı bulduğunu dile getirdi. Hafız Ömer’e göre halkın sevgisi samimi olsa da bir devlet idarecisinin veli, şeyh gibi görülmesi dini sınırları zorlayan bir aşırılıktı.

      Tüm tartışmalara rağmen Mutasarrıf Ahmet Cevdet Bey’in idaresi, resmi evrakların çok ötesine geçerek Ispartalı insanlarınkafasında derin izler bıraktı. Çekirge afetiyle mücadelede ilimle duayı harmanlayan bu yaklaşım, dönemin ruhunu en yalın haliyle özetlemektedir. Bugün dahi Isparta’nın yaşlıları arasında onun adı hürmetle anılır; kimine göre adil bir devlet adamı, kimine göre bir mürşit, kimine göre ise kenti koruyan manevi bir gölge...

      O günün mucizesini gören çocuklar, kendi oyun dünyalarında valinin üfleyişini taklit etmeye başladılar. Sokak aralarında koşuşturan Osmanlı Isparta’sının çocukları, en küçük aksilikte birbirlerine doğru üfleyerek “çekirgeleri kovduk” diye kahkahalarla gülüyorlardı. Birinin ayağı taşa takılsa, diğerleri hemen dualı bir nefesle onu “korumaya” girişiyor; bir çocuğun ipe dizilmiş şekerini düşürmesi bile “üfleme duası” ile telafi edilmeye çalışılıyordu.

      Günlerce süren bu nüktedan oyun, Isparta’nın dar sokaklarını bir nevi küçük “dua meydanı”na çevirmişti. Çekirgeleri savuran o mübarek nefes, halkın kafasında bir mucize olarak kalırken, çocukların dilinde ise tatlı bir şaka, masum bir eğlenceye dönüşmüştü.

-Araştırma Bayram AYGÜN 2026-Isparta

Bu Haberi Paylaş



Yorum Yap