Sancak Isparta’sında Seferberlik
(Kilise Bahçesinde Dayanışma)
1877’li yıllarda, Osmanlı Isparta’sında vatan savunmasında Rum ve Ermeni cemaatleri, Müslüman Türk halkıyla aynı hassasiyet içinde omuz omuza durdu.
Sancak Isparta’sının son Mevlevî şeyhi Ali Dede’nin babası, Mevlevihane şeyhi Mehmed Dede Efendi, 1892’de Mevlevî Cemaati Kiler defterine şu notları düşmüş:
“Belediye Reisi Hacı Hasan Efendi’nin başkanlığındaki belediye meclisinde aza olarak görevliydim. 1866’da memleketimizin aydınlığa çıkması için bir yardım vakfı kurulmuştu. Jandarma kumandanı ile birlikte ben, Hüseyin Nesib Efendi ve İğneci Mahallesi’nden Hacı Habib Efendi vakfın mütevelli heyetinde görev aldık. Bilhassa 1877 Osmanlı‑Moskof Harbi’nde vakıf büyük hizmetler gördü. Akşehir’den Isparta‑Burdur bölgelerine kadar canlı hayvan ve erzak toplayıp Erzurum’a sevk ettik.”
1877 Mayıs’ında, Osmanlı‑Rus Harbi’nin kasvetli, hüzünlü günlerinde, Isparta’nın Aya Baniye Meryem Ana Kilisesi’nin avlusu artık bir ibadet mekânı olmaktan çıkmıştı. Kilisenin içi, kıl çuvallar içinde Müslüman, Rum, Ermeni ahalisinden toplanan yardımlarla dolmuştu. Görünen manzara, tam anlamıyla bir seferberlikti.
Isparta-Burdur Mutasarrıf Vali Hasan Tahsin Paşa’nın sancak idaresi altında geçen o günleri düşündüğümüzde, kilise içi ve dışındaki erzak yığınları yalnızca bir yardım değil, bir seferberlik ruhunun somutlaşmış hâliydi. Paşa, köylülerden toplanan bu zahireyi, yük hayvanlarını ve çuvallara doldurulmuş Kuleönü, Atabey halkının bu sezonda ürettiği tütünleri tek tek gözden geçirerek hem düzeni sağlıyor hem de halkın fedakârlığını kayıt altına alıyordu.
Osmanlı‑Rus Harbi’nin sancılı günlerinde Isparta ve Burdur halkının ortak vicdanını yansıtarak, savaş yıllarında tek vücut hâline gelişini gösteriyordu..
Ermeni tüccarlar tütün balyalarını, Acem ustalar yük hayvanlarını getirdi; Osmanlı askerleri ise bu bağışları kayda geçirip cepheye sevk için düzenledi. Din ve kimlik farkı gözetmeden, herkes aynı Osmanlı-Türk sancağı altında birleşti. O gün, kilise bahçesinde sıkılan eller ve yüklenen hayvanlar yalnızca bir savaşın değil, bir ortak vatan bilincinin sessiz şahitleri oldu.1877 Osmanlı-Rus Harbi’nin kasvetli günlerinde, Hasan Tahsin Paşa Isparta kilisesinin taş avlusunda bir bölgenin kuytu yörelerinden güçlük içinde Erzurum’a göndermek için toplanan develeri getiren çobanların alınlarından öper. Bir büyük sevap işlediklerini hatırlatır.
Bağışla Müslüman ve Gayrimüslim cemaatlerin kendi aralarında topladıkları paralarla Aksu-Yörük konar-göçerlerden cepheye, Erzurum’a göndermek için toplanan develer, (mekkâreler) eşekler, katırlar ve koyunlar sessizce beklerken, Paşa’nın tebessümü savaşın sertliğini bir anlığına unutturur.
Isparta halkının din farkı gözetmeden aynı vatan için attığı ortak adımın sembolüdür. Isparta Sancağı Mutasarrıfı Hasan Tahsin Paşa, bölge halkının gönüllü bağışlarını cepheye sevk ederken Rum ve Ermeni cemaatleri, bizzat askere alınmadıkları halde 70 deve, 120 (mekkâre) binek atları ve 30 milyon okka tütün bağışlayarak Osmanlı ordusuna büyük bir destek verdi. Bu dayanışma, Isparta’nın çok-kültürlü yapısının en zorlu savaş günlerinde bile birlik ruhuyla hareket ettiğini gösteren müstesna bir tarihî örnektir.
Bir Osmanlı çavuşu, bağışları ter dökerek balyalayan Rum genci omzuna dokunarak, “Senin bu davranışın, bir tüfek kadar kıymetlidir. Devletin sana minneti vardır,” dedi. Kilise avlusu artık yalnızca bir ibadet yeri değil, bir vatan hizmeti meydanıydı 1877-78’ li yıllarda.. O günün sonunda deftere yardım defterine Mevlevihane şeyhi Mehmet Dede Efendi şu tarihi satırları düşüldüğünü Kiler defterinde belirtmiş:
“Bugün Isparta’da iman, insanlık ve vatan bir araya geldi.”1877 Osmanlı-Rus Harbi’nin gölgesinde geçen bu sahne, yalnızca bir bağış manzarası değil; Isparta’nın çok-kültürlü dayanışmasının sessiz bir belgesidir. Kilise bahçesinde toplanan hayvanlar, askere alınmayan Rum ve Ermeni cemaatlerinin gönüllü katkılarını anlatıyor.
Osmanlı askerleri ise bu yardımları düzenleyerek cepheye sevk hazırlığı yapıyordu. Hasan Tahsin Paşa’nın mutasarrıflığı döneminde savaşın ağırlığı Anadolu’nun her köşesine sinmişken, Isparta’da halk din farkı gözetmeden aynı sancak altında birleşti görüntüsü diğer Osmanlı illerine örnek olur.. Bu bağışlar, yalnızca cephedeki orduya değil, bugün de “birlikte yaşama” fikrine verilen en güçlü destek oldu.Bana göre bu olay, Osmanlı’nın yerel dayanışma ruhunu ve toplumsal vicdanını en arı haliyle yansıtan Allah adına yapılan örneklerden biridir.
İmparatorluğun çok-inançlı, çok-kültürlü zenginliğinin somut bir ispatıdır. Sosyolojik açıdan bakıldığında, savaşın getirdiği büyük yıkım, zorunluluklar karşısında halkın kendi imkânlarıyla kendiliğinden oluşturduğu bu yardımlaşma ağı, modern sivil seferberliklerin tarihimizdeki en erken, en güçlü öncülerindendir. Duygusal açıdan ise, bu görüntüdeki sessiz fedakârlık; karşılıklı hürmet, Burdur ve Isparta’nın tarihî vicdanını köklü vatan sevgisini temsil etmektedir.
Bu fedakârlık, her türlü din ve kimlik farkını aşarak tarihin sayfalarına tek bir hakikati haykırıyordu: “Vatan için her zaman omuz omuza olmalıyız! ”
-Araştırma Bayram AYGÜN 2026-Isparta