KİRAZIN KOKUSUNDA BİRLİK VE NEŞE
"Sayın Isparta Belediye Reisi Şükrü Başdeğirmen, bir zamanlar atalarımızla birlikte paylaştığımız, birliktelik oluşturduğumuz Zambaklı Bezirgân tarihi derelerini ve Kirazdere mesire yerlerini yeniden restore ederek gün yüzüne çıkarmıştır. Bu, Isparta tarihine verilen değerin en güzel göstergesidir. (Yazar: Babasından Ispartalı Osmanlı Rum Ülkeroğlu ailesinden. Stavros P. Kaplanoğlu – Selanik, 2025)"
Kirazın kokusu, yalnızca bir meyvenin tazeliğini değil; dostluğun, komşuluğun ve ortak sevinçlerin hatırasını taşır. Isparta’nın vadilerinde yükselen bu bayram, geçmişin izlerini geleceğe aktaran bir köprü; neşeyi, ibadeti, sevgiyi aynı sofrada buluşturan bir kültürel mirastır, ders alınacak anıdır.
Isparta’nın kültürel ben’ inde derin izler bırakan Koku (Mis) Bayramı ile Kiraz Bayramı, yüzyıllar boyunca unutulmaz etkinlikler olarak yaşatılmıştır. Selçuklu, Hamitoğulları, Osmanlı dönemlerinden başlayarak Cumhuriyet’in ilk iki çeyreğine kadar uzanan süreçte, bu iki bayram bölgesel kimliğin vazgeçilmez parçaları olmuştur.
Çanakkale Savaşı sırasında yapılamayan bu kutlamalar, 1918’den sonra ‘Kiraz ve Koku (Mis) Bayramı’ adıyla birleştirilerek Sancak Isparta’sında yeniden hayat bulmuştur. Kiraz Bayramı hazırlıkları, kiraz ağaçlarının çiçek açmasıyla (Mayıs sonu) başlardı. Koku üretmek isteyenlere, Isparta Kırağası’nın kontrolünde bir haftalık süre tanınır; bu sürede yalnızca üç gün boyunca sınırlı şekilde kiraz çiçeklerinden koku üretimine izin verilirdi. Özellikle kiraz çiçeği kokusu üretmek isteyenlere ayrıcalık tanınırdı. Haziran’ın ikinci haftasında ise üç gün süren Kiraz ve Koku Bayramı ortaklaşa düzenlenir ve halkın coşkulu katılımıyla kutlanırdı.
Isparta Valisi Mutasarrıf Nazmi Bey, 1909 yılında gerçekleştirilecek Kiraz Bayramı Baş ağalığına getirilmiştir. Haziran’ın ilk haftasında Isparta’ya atanmış, aynı ayın 20’sinde ise Kiraz Bayramı kutlanmıştır. Bayramın kutlama komitesinde; İş İnsanı Çiğercizade Mustafa Ağa, Pisidia Metropoliti (Başpapaz) Yerasimos Çenelidis, Rum cemaatinden Tüccar Niko Şekercioğlu ve Eczacı Yeremiye (bugünkü Şifa Eczanesi’nin ilk sahibi) yer almış, 1909’un Kiraz ve Koku (Mis) Bayramı ağalıklarına getirilmişlerdir.
Aynı günlerde Andık ve Bezirgan Vadisi’nin Zambaklı bölgesinde ise daha çok Gayrimüslim Rum, Acem Ermeni cemaatleri tarafından ‘Zambak Hz. Meryem Günü’ kutlanmıştır. Bu etkinlikler, Dere Mahallesi’nden Rahimoğlu Süleyman ve Fişenkçioğlu Ömer Ağa’nın maddi destekleriyle gerçekleşmiş; Gayrimüslim cemaatinden Hacı Filyosoğlu ile Dalioğlu Tazroz da Mevsim Koku ve Kiraz Şenlikleri ağalığına getirilmiştir.
Hz. Meryem Zambaklar Vadisi Mevsim Şenliği, dostluğun, komşuluğun ve dayanışmanın güçlenmesi amacıyla düzenlenirdi. Müslüman Kadılık makamı ile Metropolitlik makamının ortak birliktelik bildirileri ibadethanelerde okunur, ertesi gün ise Kiraz ve Hz. Meryem Zambaklar Şenlikleri ile Andık Deresi kutlamaları aynı anda başlardı.
Bayramın ikinci durağı Zambaklı mevkiiydi. Hz. Meryem’in sevdiği çiçek olan zambaklar bu vadide yıl boyunca korunur, Aya Baniye Koku Kilisesi’nin ilgisiyle kutsallığına bağlanırdı. Bezirgân Vadisi’nde Rum ve Ermeni vatandaşların kutlamaları da aynı şekilde zambakların kutsallığına dayandırılırdı. Zambak, bu bayramda barışın ve saygının sembolü olurdu.
Aynı saatlerde Kirazlıdere’de coşku sürerken, Zambaklı’da dua ve kutlama iç içe yaşanırdı. Kirazlar kızarmaya başladığında evlerde hazırlıklar yapılır, komşu illere haberler salınırdı. Antalya’dan Bursa’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyadan misafirler gelir, şenlikler bölgesel bir buluşmaya dönüşürdü.
Hayırseverler, bahçelerini ziyaretçilere açar; yaylı ve atlı arabalarla, katır, eşek ve hatta develeriyle gelenlerin yanı sıra yaya olarak da vadilere akın edenler olurdu. Bahçe sahipleri misafirlerini izzet ve ikramla karşılar, sepet sepet kirazlar yerlere serili sofralara taşınırdı. Çocukların ellerindeki hevenkler akşamüstü dönüşlerinde bir fener alayını andırır; kız çocuklarının kulaklarına taktıkları kiraz küpeler ise yanaklarının kızarıklığıyla yarışırdı.
Vakit namazı saati geldiğinde Müslümanlar, kadın ve erkekler ayrı mekânlarda olmak üzere ibadetlerini eda ederlerdi. Bayrama gelen Gayrimüslim kadınlar Müslüman kadınların arkasında, erkekler ise Müslüman erkeklerin arkasında yer alır; ‘âmin’ diyerek Müslümanların ibadetlerine katılırlardı.
Bu bayramın gizli kahramanı ise oğulotu (yaban nanesi) idi. Bölgesel adıyla ‘Daldırana’ olarak da bilinen bu ot, toplanarak kışlık için hastalıklara karşı istif edilirdi. Isparta Kirazlıdere’de dere sularının beslediği oğulotu bolca bulunur, şenliğin kokulu hatırasına eşlik ederdi.
Kiraz Bayramı, yalnızca kirazın tadı ve kokusuyla sınırlı değildir. Ulu ağaçların, bilhassa kestane ağaçlarının dallarına kurulan salıncaklarda çocuklar ve evlerinden uzun süre çıkamamış engelliler eğlendirilirdi. Dayanışma ve birliktelik ruhu, kirazların rengi ve kokusu eşliğinde bölge şairlerinin yazdığı şiirlerde yankılanırdı. Evlilik çağındaki gençlerin adaylarını bulma telaşı da bu bayramın ayrılmaz parçalarındandı. Felçli ve engelli yakınlarını getiren aileler, bayramı birlikte yaşar; böylece ortak sevinç ve dayanışma, Isparta’nın kültürel mirasında bir kez daha vücut bulurdu.
Kiraz Bayramı, aslında bir kokular bayramıdır: kirazın tadı, oğulotunun ferahlığı, zambağın kutsallığı… Hepsi bir araya gelerek Isparta’nın ortak yaşam belleğini tazelerdi. Bu bayram, geçmişin izlerini geleceğe taşıyan bir köprü; neşeyi, ibadeti, dostluğu ve sevgiyi aynı sofrada buluşturan bir hatıradır. Nihayetinde Kiraz Bayramı; kirazın tadını, oğulotunun ferahlığını ve zambağın kutsallığını tek bir potada eriten bir kokular bayramıdır. Geçmişin izlerini geleceğe taşıyan bu gelenek, şehrin ortak yaşam belleğini her daim taze tutan eşsiz bir hatıra olarak varlığını sürdürmüştür.
Kirazın kokusu, Isparta’nın vadilerinde yalnızca bir meyvenin tazeliğini değil; dostluğun, inancın ve ortak sevinçlerin yüzyıllar boyu süren hatırasını taşır.Araştırma: Bayram AYGÜN-2026- Dinler Tarihi Profesörü (Köylüm) Neşet Çağatay’ın şahsıma anlattıklarından: 1970.