Isparta’da Aziz Paşa Zamanı 1883

eğirdir haber,akın gazetesi,egirdir haberler,son dakika,Isparta’da Aziz Paşa Zamanı 1883
Haberin Tarihi: 2.3.2026 14:16:19 - Okunma Sayısı:60 defa okundu.

Bayram Aygün yazdı...

Saygıdeğer okuyucular, söz konusu makalelerimdeki konuşulan Isparta tarihi ile bilgiler hiçbir kaynakta bulmanız olası değildir. Her bir cümlemdeki bilgiler uzun araştırmalarımla ortadadır.Bugün bu hatıraları okurken, bir şehrin konuşulan tarihindeki mizahı ve gündelik hayatın renklerini siz saygıdeğer okuyucularımla paylaşmak istedim.. Aziz Paşa dönemi bizlere gösteriyor ki; tarih sadece savaşlar,  büyük kararlar değildir; bazen bir enfiye çekişindeki o derin seste gizlidir: Bizi kimler yönetmiş de haberimiz yokmuş !B. AYGÜN 

“Esas olan kendinin değil; halkın Paşa’sı olmak bir marifet, maya işidir. Bunu, her paşa başaramaz!” Ziya Paşa

ISPARTA’DA AZİZ PAŞA ZAMANI 1883

Tarih, kimi zaman bir enfiye kutusunun açılıp kapanışında, kimi zaman da bir memurun nükteli sözlerinde gizlenir. Şu Isparta’mız neler yaşamış geçmişte.

1883 yılında Isparta’ya yeni bir mutasarrıf vali atanır: Rumeli Beylerbeyi rütbesine sahip Mehmet Aziz Paşa. Yaşlı, görmüş geçirmiş bir devlet adamı olan Aziz Paşa, bu tayini —daha doğrusu Sancak Isparta’sına atanmasını kendince küçümser. Halkımızı da küçümser!

Beylerbeyi rütbesi taşıdığı için daha geniş bölgelerde yöneticilik beklemekteydi. Paşa Vali kendisi için bir "rütbe tenzili" olarak görür. Yani rütbesini Osmanlı saltanatı yöneticilerince deyim yerinde ise küçültülmüş bir görev anlayışı olarak görür. Bu durum onda derin bir küskünlük yaratır. Sancak Ispartasında huzur bulamaz kendince.                                       

Aziz Paşa, Ispartalılara karşı karamsardır; valilik dairesine gelmek istemez, halkla da pek bütünleşemez. O yıllarda Sancak Isparta’sında çevresi geniş, sözü dinlenen kişiler vardır: Çebişoğlu Ahmet Ağa muhtarlar ağası, eski Ayan. Fakir fukarayı gözeten Hacı Numan Bey gibi hatırı sayılır Ispartalılar.

Ne var ki, bu değerli kişiler makamına geldiklerinde bile yeni mutasarrıf paşa onlarla gönülsüz konuşur; bir türlü Isparta’yı sevemez. Öyle ki, Paşa devlet işlerine ilgi göstermek yerine vaktini enfiye kutusuyla geçirir.

Enfiye, toz haline getirilmiş tütünün içine kimi zaman baharatların da katıldığı bir karışımdır; buruna çekilerek kullanılır. Osmanlı döneminde kalburüstü insanların başvurduğu bir keyif aracıdır. Sağlığa zararlı olmasına rağmen tiryakilik yaratır, kısa süreli kendinden geçme hissi uyandırır ve bu aldatıcı etkisiyle dönemin seçkinleri arasında yaygınlaşır.

Akşamları geç saatlere kadar vali konağında, haremlik dairesinde dost sohbetleriyle vakit geçirmeyi yeğlerdi. Sevmese de kimi daire müdürleriyle enfiye çekerek zamanını doldururdu.Isparta halkı ise bu durumu kısa sürede fark etti; sokaklarda “Paşa vali memleket Isparta’sını değil, kendi küskünlüğünü yönetiyor” sözleri dolaşmaya başladı.

Yeni validen halk hiç memnun değildi. Makama gelip derdini anlatmak isteyen vatandaşın yüzüne bakmayan Mutasarrıf, adeta burnunun ucuyla konuşur görünürdü.

O dönemde enfiye, yalnızca buruna çekilen ince öğütülmüş tütün tozu değil; aynı zamanda zarif sohbetlerin ve sosyal hayatın vazgeçilmez eşlikçisi, adeta bir eğlenceydi. Vali Paşa’nın konağında enfiye kutuları açıldıkça zamanın akışı unutulur, sohbetler derinleşirdi. En yakın dostları ise Valilik başkâtibi Abdürrahim Efendi ve nüktedan tapu memuru “Kedi Sıtkı” Efendi idi; Paşa onları yanından hiç ayırmaz olur. Gecenin geç saatlerine dek sohbet uzun sürer!

Bu durumdan rahatsız olan Ispartalılar, Mutasarrıf Paşa’nın iki samimi arkadaşına lakaplar taktı. Çok sesli ve çok konuşkan vilayet kâtibine “Borazan (Naip) Kâtip”, Paşa’nın koltuğunun yanından hiç ayrılmayan, usul usul davranışlarıyla dikkat çeken Sıtkı Bey’e ise “Kedi Sıtkı” adı verildi. Kedi Sıtkı’nın hazırcevaplığı, Paşa’nın en asık suratlı anlarını bile dağıtacak güçteydi.

Böylece Paşa Vali, istemeye istemeye de olsa mutasarrıf görevinden az da olsa zevk almaya başladı. Ne var ki, Ispartalılar onu bir Cuma günü olsun mescitte görmediler. Valilik makamına geç gelmesi ve orada bile enfiye kullanması halkın hoşuna gitmedi. Çünkü enfiye buruna çekildiğinde dalgınlık ve saflık veriyor, devlet işleri aksıyordu.

Yine bir akşamki enfiye sohbetlerinde Kedi Sıtkı, Paşa’nın elinden düşürmediği enfiye kutusuna bakarak şöyle der: “Paşam, bu kutu devletin hazinesinden daha çok açılıp kapanıyor!” Bu söz üzerine konakta kahkahalar yükselir. Ancak neşeli akşamların bir de sabahı vardır. Konağın fenerleri geceyi aydınlatıp kahkahalar göğe yükselirken, devlet daireleri uykuda kalırdı. Paşa, gözleri yarı kapalı minderin köşesinde enfiye çekerken; dışarıda evraklar birikir, mühürler sabırsızlanırdı. Isparta’da o günlerde evraklar değil, kahkahalar mühürlenirdi. Sabah olduğunda mühürlerden önce güçlükle göz kapakları açılır; tapu dairesi kahve kokusuyla değil, uykulu esnemelerle mesaiye başlardı.

Bir başka gün yapılan enfiye çekme yarışında Abdürrahim Efendi öyle gürültülü bir nefes çeker ki Paşa dayanamayıp espriyi patlatır: “Devletin borazanı sensin Abdürrahim!” O günden sonra Isparta halkı arasında adı “Borazan (Naip) Kâtip” olarak kaldı.

Kedi Sıtkı’nın tuhaflıkları yalnızca sohbetlerle sınırlı değildir. Bir gün tapu defterine yanlışlıkla kedi tırmığını andıran şekiller çizer. Paşa takılmadan edemez: “Bu tırnak izleriyle Isparta’nın sınırlarını mı çizeceksin?” Sıtkı Efendi ise hiç istifini bozmadan taşı gediğine koyar:

“Paşam, sınırları kedi çizerse kimse geçemez!” Ne var ki bu neşeli tablo, madalyonun diğer yüzünü değiştirmez. Geceler fener ışığında enfiye ve sohbetle aydınlanırken, sabahları devlet daireleri uykuda kalırdı. Vali Aziz Paşa minderin köşesinde gözleri yarı kapalı enfiye çekerken; dışarıda evraklar bekler, mühürler sabırsızlanırdı. Isparta’da o sabahlar mühürler değil, güçlükle açılan göz kapakları vardı. Geceden yorgun düşmüşlerdi. Halk bu durumdan çok rahatsızdı.

Muhtarlar Ağası ve Isparta’nın sevilen, ciddi simalarından Ethem oğlu Hacı Ali Ağa, bir Mart günü yanına iki Ispartalı alarak Antalya’dan yelkenli yolcu gemisiyle Osmanlı Başşehri İstanbul’a gitti. Sarayda saygınlığı bilinen Hacı Ali Ağa’nın sözü dinlenir.Sonunda Osmanlı sarayı, 1884’te Isparta Mutasarrıfı Aziz Paşa’nın Mardin’e tayinini çıkardı. Isparta halkı, Hacı Ali Ağa ve iki arkadaşı için dua etti. Her ne kadar bir buçuk yıl boyunca Isparta hizmetsiz kalsa da halk memnundu. Paşa Vali, ardında idari bir başarıdan çok yarım kalmış işler ve enfiye kokusuna sinmiş tuhaf hikâyeler bıraktı.

Araştırma: Son Mevlevi Dedesi Ali Dede Efendinin hususi defterinden: Bayram Aygün – 2026, Isparta

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu Haberi Paylaş



Yorum Yap