Bir Zamanlar Isparta’nın Sesi İlmeğin Türküsüydü
ISPARTA’NIN KADİM ÇARŞILARI
Isparta 1913’lerin Osmanlısında, Anadolu’nun kalbinde; tarihin ve doğanın kucaklaştığı, emeğin ve zarafetin harmanlandığı eşsiz bir şehirdi. Şehrin ruhu, dar sokaklarında yankılanan zanaatkâr çekiçlerinin ritminde, dokunan halıların her ilmeğinde ve havaya yayılan mis kokulu güllerin büyüsünde gizliydi.
Kasapbaşı çarşısı, yalnızca ticaretin yapıldığı bir mekân değil; her ilmeğiyle bir türkü, her kokusuyla bir masal anlatan canlı bir müze gibiydi. Halıların dokusunda, ustaların parmak izleriyle birlikte bir toplumun hafızası işlenirdi. Her düğüm, bir annenin duasını, bir babanın alın terini, bir çocuğun geleceğini taşırdı. İlmekler, yalnızca iplikleri değil; dostluğu, dayanışmayı, kardeşliği ve vefayı birbirine bağlardı.
Son Mevlevî Dedesi Ali Dede’nin satırlarından ilhamla, Isparta tıpkı tarihin içinden gelen Uluborlu gibi, geleneklerin ve inceliklerin korunduğu bir kültür hazinesi olarak görülmekteydi. O çarşıların sesi, aslında bir şehrin kalbinin atışıydı; ilmeklerin türküsü, Isparta’nın kadim ruhunu geleceğe taşıyan bir ezgiydi. (Isparta Mimar Sinan cami karşısındaki Kasapbaşı çarşısı (İğneci sokak) ile Kurtuluş Mahallesi Koku Kilisesi bölgesinde)
Emeğin ve Ahlâkın Buluştuğu Yer: Isparta Halı-Kilim Pazarları
Osmanlı döneminde Isparta’nın en canlı çarşılarından biri Kasapbaşı, diğeri ise İğneci (Kurtuluş Mahallesi) Koku Kilisesi çevresi ile Acemhan (Ermenihan) önüydü. Bu çarşılar yalnızca alışverişin yapıldığı mekânlar değil, ticaretin ötesinde derin anlamlar taşıyan kültürel buluşma noktalarıydı.
Sancak Isparta’sında Ahi Kasap Esnaf Teşkilatı, esnaf üzerinde vatandaş lehine disiplinli bir düzen kurmuş; dürüstlük, yardımlaşma ve ahlâk ilkeleriyle çarşıların atmosferini şekillendirmişti. Her dükkân, sahibinin emeğini, karakterini yansıtan bir hikâyeye sahipti; besmeleyle açılan kapılardan bereket tüter, her ilmek bir türkü, her koku bir masal anlatırdı.
Böylece esnafın dürüstlüğü, yardımlaşma geleneği ve Ahilik adabı, çarşıların atmosferini şekillendirirdi; her dükkân sahibinin emeğini ve karakterini yansıtan bir hikâyeye sahipti. Besmele ile açılan kapılardan bereket tüterdi. Osmanlı Isparta’sında Müslüman esnaflar gibi Rum ve Acem (Ermeni) esnafları da dükkânlarını İslami Besmele ile açarlardı. Çarşılarımız, her ilmeğiyle bir türkü, her kokusuyla bir masal anlatırdı. Bugün o hatıraları yeniden hatırlamak, geçmişin inceliklerini günümüze taşımak demektir.
Nitekim Kiliseler Birliği Başpapazlarından, Isparta Psidyası Metropoliti Kirilos, 1675 yılında gayrimüslim Ortodoks esnafların (Tıpkı Müslüman esnafı gibi) iş yerlerini açarken İslami anlamda Besmele çekmelerini uygun görmüş. Bu kararıyla çarşının ortak ruhunu pekiştirmişti.
Ispartalı Müslümanlarla birlikteliğin ve barışın böyle sağlanacağına hükmetmiş, ticaretin ahlâkını, çarşının havasını ortak bir dua ile bütünleştirmişti.
Sancak Isparta’sından: Zanaatın ve Zarafetin Ustaları: Zanaatın ve Zarafetin Ustaları arasında Müslüman cemaatten Karaağaç Mahalleli Boduroğlu Osman, Başköylü Mustafa, Eğirdirli Sipahioğlu Fazlullah, Sermet Mahalleli Mehmed, Böcüoğlu Topsakal İbrahim, Kepecioğlu Halil, Kurtuluş Mahallesinden Tellal Ömeroğlu Şarküteri Şakir ile Kutlubey Mahallesinden Pir Efendizade Hafız Ali Efendi’nin eşi.
Rum cemaatinden Çavuş Kemer ve Turan Mahallelerinden Çallıoğlu Harlabeti, Anabalı Kızı Anderye, Akdem Kızı Atnas, Emre Mahallesinden Atnaş Kızı Esterati; Ermeni cemaatinden ise Temel Mahalleli Acem ve Avadis Kızı Maryan yer almaktaydı.
Halı- kilim dokuma zanaatının 1913’ lü Sancak Isparta’sında yıllarda isim yapmış dokumaları civar şehir halkınca aranırdı. Evlerindeki dokuma tezgâhlarında elleriyle sadece ipleri değil, dürüstlüğü, sabrı ve ahlakı da dokudular. Isparta Halı-Kilim pazarında yukarıdaki Ispartalıların evlerinden ürünlerin gelip gelmediğini sorgulayan müşteriler isim yapmış zanaat ürünlerini almadan gitmiyorlardı.
Her desende bir Ispartalı Yörük Türkmen’in hikâyesini kilim ve halılarda izlemek mümkündü. Büyük Türklüğün savaş destanlarını halı ve kilimlere işlemekten onur duyan Ispartalı gayrimüslimler, hilesiz ürünleriyle Isparta pazarlarında hem şereflerini hem de onurlarını sergilerlerdi. Her renkte bir duygu gizlenirdi; halı ve kilimlerin nakışları, çarşının müziğine bir nota gibi eklenirdi.
Halı-kilim toptancıları Dolmacı Hacı Ahmet, Üzümcüoğlu İbrahim ve Kuleönlü Osman, satış mağazalarında temiz mal bulundurup satmaktan gurur duyar, müşterilerinin gözünde alınları ak, duruşları dikti. Ahi Kasap Esnaf Odası bu şahısları örnek gösterirdi.Isparta’nın dokuma işi halı ve kilimleri, yalnızca bir eşya değil; kalbin temizliğinin, eve katacağı bereketin sembolüydü 1913’lü yıllar.
Peki, Isparta çarşıları bugün de bu ruhu yaşatmaya devam ediyor mu? Geçmişin izlerini geleceğe taşıyor mu acaba?
Araştırma: Bayram Aygün – 2026, Isparta