ISPARTA’DA BİR GARİP DEVİR
Paşa Vali Okur, Ama Yazı Yazamaz!
1878 sonbaharı… Isparta Vilayet Binası’nın (o dönemin ahşap-taş karışımı, geniş cumbalı yapısı) salonuna güneş vuruyor. İçeride Osmanlı idari estetiği: halı-kilimler, hat levhaları, Paşa’nın masasındaki hokka takımı… Fakat bir tuhaflık var: Paşa Osmanlı Türkçesi’ni çat-pat okuyor ama yazı yazmasını bilmiyor! Yine de ziyaretçilerine karşı “yazıyormuş gibi” görünmek ister.
Bozdoğanlı Âlim Paşa, heybetli duruşu, kırlaşmış sakalı, cübbesiyle masasında oturuyor. Sağ elinde yeni gelen bir ferman, sol eli şakağında… Kaşları çatık, gözleri satırları tarıyor. Okuyor ama yazamıyor. İşte işin tuhaf tarafı: devletin en üst makamında Sancak Isparta’sı Valilik makamında oturuyor.
Yanında İstanbul tahsilli oğlu Rıfat Bey var. İnce bıyıklı, zarif bir genç. Elinde kamış kalem, babasının sözlü emirlerini kâğıda döküyor. Paşa’nın “okur gibi” yaptığı her metni aslında Rıfat yazıyor. Devlet işleri böyle yürütülüyor: Paşa söyler, oğul yazar.
Ama Paşa’nın başka merakları da var. Valilik konağında bir musiki takımı kurdurmuş. Her fırsatta ud, ney, kanun ve kemençe eşliğinde Libya-Orta Doğu ezgileri çalınıyor. Devlet işleri bir köşede, musiki bir köşede…
Paşa’nın huzuru Cuma dışında eşrafa hep açıktı; kâh makamında kâh hanesinde yükselen musiki nameleri eşliğinde misafirlerini ağırlar, bu cemiyet havası içinde Isparta’nın idari işlerini de bir bir neticeye bağlamaya çalışırdı.
Paşa’nın yanından hiç ayrılmayanlara gelince: Belediye Başkanı Timur Bey, Rum cemaati tüccarlarındanSavaDurmuş oğlu Yorgi, Ağa. Karabacakzade Osman Efendi, Buğday tüccarı Değirmenci Ömer oğlu Osman ağa, yine Rum cemaatinden Pavlus deden torunu: Diyorun Vasili, Acem Ermeni Cemaatinden gümüşçü Ananya anadan Artin oğlu Artin, Kereste tüccarı Astor oğlu Karabet Ağalardaimi dinleyicilerdi.
Ispartalı Miski Zade Salih Ağa, Kadı Tahsin Efendi, Mevlevi Dergâhı’ ndan Yavruzade Şeyh Mehmet Efendi… Hatta Valilik Başkâtibi Deli Hafız bile eksik olmuyor.
Salonun atmosferi garip bir karışımdır: bir yanda imparatorluğun bürokratik yükü, diğer yanda musikiyle gelen melankoli ve neşe. Paşa’nın yüzünde ise hep aynı ifade: “Okuyorum ama yazamıyorum.” Biraz huzursuz, biraz düşünceli… Ama musiki başlayınca o da gevşer, makamın ciddiyetini unutup müziğin ritmine kapılır.
İşte Isparta’da bir garip devir: Paşa valiler tuhaflıklarıyla tarihe geçer. Yazı yazamayan Paşa, saz çaldıran Vali… Devletin resmi evrakları oğul Rıfat’ın kaleminden çıkarken, konağın odalarında ney sesi yankılanır.Devletin kalemi Paşa’nın değil, oğlunun elindeydi. Valilik görevini oğlu yapıyordu Isparta sancağında!
Paşa Vali’nin ilginç unutulmaz görevlerinden birisi de şu oldu:
Aşar vergisi üzerinden çıkan anlaşmazlıkların böylesine bir idari değişikliğe yol açması, halkın şikâyetlerinin ve yerel güç dengelerinin nasıl Paşa’nın kararına yön verdiğini ortaya koyuyor. Bir Senirkent’li asker Paşa Libya Trablusgarp da görevli iken hizmetinde bulunmuş. Paşa Isparta’ya gelince ziyaret eder. Senirkent’in idari bağlılığını değiştirecek kadar radikal bir adım atıyor. Bu durum hem dönemin bürokratik yapısının esnekliğini hem de kişisel ilişkilerin ne kadar etkili olabildiğini gösteriyor. Fakat burada görüyoruz ki, bir askerinin hatırını kırmamak için, huzuruna gelen Senirkent’li heyeti kırmaz.
Eğirdir’e bağlı Ağros (Atabey) bucağının kaldırılıp Senirkent’e verilmesi de, aslında bölgedeki köylerin idari haritasını yeniden şekillendiren bir hamle olmuş. Bu dönem çokça bölgede gürültüler kopmuştu.
Âlim Paşa’nın bu kararı, idare tarihimizde eşine az rastlanır bir örnek olarak kayıtlara geçmiştir. Normal şartlarda bir sancağın veya kazanın idari aidiyeti; bitmek bilmeyen bürokratik müzakereler, merkezden gelen katı emirler ve hassas mali dengeler gözetilerek tayin edilirdi. Bir bölgenin diğerine bağlanması öyle kolayca göze alınamaz, hele ki sandık kurularak halkın oyuna başvurulması o devir için tasavvur dahi edilemezdi.
Bunu biraz mizahi bir dille anlatırsak: Âlim Paşa, “Devletin haritasını biraz oynatalım, askerimin gönlü olsun” der gibi davranmış. Bugün kulağa tuhaf gelen bu karar, o dönemde halk arasında hem şaşkınlık hem de memnuniyet yaratmış olmalı.1878’lerde Sancak Iskartası böyle tuhaf yılları yaşamıştı. Ahi Kasap Hamidabad Mevlevi Günlük Kiler Defterlerinden:(Isparta)
Araştırma: Bayram Aygün – 2026, Isparta