OSMANLI ISPARTA’SINDA BİR USTALIK TÖRENİ
Saygıdeğer okuyucular, Osmanlı dönemi Sancak Isparta'sının kültürel zenginliğini ortaya koymak için ciltler dolusu kitap yazmak istesek sayfalar yetmez. Araştırdıkça, gün yüzüne çıkmamış sözlü tarih hazinelerimizin ne kadar zengin olduğu daha iyi anlaşılmaktadır.
Öyle ki, Sancak Isparta’sında çırak tezgâhından usta dükkânına uzanan yol, yalnızca bir mesleğin öğrenildiği değil; karakterin yoğrulduğu, insanın kemale erdiği bir yoldu. Çırak sabrı öğrenir, kalfa emeğin kıymetini kavrar, usta ise elindeki sanat kadar gönlündeki ahlâkı da gelecek nesillere emanet ederdi. Isparta, Uluborlu, Eğirdir ve Yalvaç çarşılarının asırlarca ayakta kalmasını sağlayan da işte bu ruhtu. Esnaf için dükkân; yalnızca mal satılan bir yer değil, güvenin tartıldığı, sözün senet sayıldığı, helâl lokmanın bereketle buluştuğu bir hayat mektebiydi.
Zaman değişmiş, ticaret büyümüş, rekabet sertleşmiş, insan ilişkileri hızlanmıştır. Dün "Güneş doğmadan işe başla, gün batınca bırak" diyen o haysiyetli, disiplinli anlayış; ne yazık ki yerini ne pahasına olursa olsun daha çok kazanma hırsıyla bürünmüş bir tüccar zihniyetine bırakmış iddiaları ortalarda dolaşmakta.Bugün Isparta halkı arasında da bu konudaki yakınmalar sıkça dile getirilmektedir.
Ahilik ahlakını, dürüstlüğü yaşatan bir kısım saygın esnafımızı elbette bunun dışında tutuyor, ellerinden hürmetle öpüyorum. Sözüm, bu meslek ahlakını unutan, yanlış yola sapan esnaflarınadır; ricam, beni doğru anlamalarıdır. Bugün dürüstlüğü, emeği, kul hakkına riayeti, yardımseverliğiyle toplumun takdirini kazanan çok sayıda esnafımız bulunmaktadır. Onlar, geçmişten günümüze uzanan Ahilik ve Osmanlı esnaf geleneğinin yaşayan temsilcileridir. Bir müşterinin ardından "Allah güle güle kullanmayı nasip etsin" diye samimiyetle seslenen esnaflarımız, bir kusuru gizlemek yerine açıkça söyleyen dükkân sahipleri ve siftahsız komşusuna müşteri gönderen gönül zenginleri o ruhun izlerini günümüzde de yaşatmaktadır.
Osmanlı döneminde aileler, çocuklarının sadece bir meslek sahibi olmalarını değil; aynı zamanda iyi ahlâklı, yardımsever, dürüst, insanî değerlerle donanmış bireyler olarak yetişmelerini arzu ederlerdi. Bu nedenle çocuklara, mahalledeki ve çarşıdaki örnek esnafları dikkatle gözlemlemeleri, onların davranışlarından ders almaları tavsiye edilirdi. Ispartalı ailelerin çocuklarını da yanlarına alarak tören alanına gelmelerinin özel sebebi de budur.
Tarih 18 Eylül 1868 Cuma gününü gösteriyordu. Dalboyunoğlu Hamamı’nın karşısındaki İplikçi Camii ve pazar meydanında; kadını, çocuğu ve erkeğiyle çok sayıda Ispartalı sabahın erken saatlerinde toplanmıştı. O gün meydanda, Osmanlı Isparta’sının geleneksel ahilik kültürüne uygun olarak, kalfalıktan ustalığa geçen bir esnafın peştamal kuşanma töreni düzenleniyordu. Esnafın peştamal kuşanma törenlerinden gönül dergâhlarına uzanan Osmanlı zanaat kültürünü, "Isparta'nın 32 Loncası: Bir Kentin Ahi Aklı, İnsan-ı Kâmil Arayışı"nı ve bu anlayışın "Çekiç Sesinden Cüzdan Sesine: Dünün Dergâhından Bugünün Piyasasına" uzanan serüvenini araştırdım.
Osmanlı dönemi Isparta’sının Debbeğhâne Mahallesi sakinlerinden Kasap Hacı Mehmet, 1868’li yıllarda Isparta Esnaf Şeyhi olarak görev yapmaktaydı. "Güneş doğmadan işe başla, gün batınca bırak" sözünü ilke edinmiş, haysiyetli ve son derece disiplinli bir esnaftı. Kasap Hacı Mehmet’in iki yardımcılarından birisi Temel Mahallesi’nden kalaycı esnafı Rum asıllı Alaçıcıoğlu Turman Ağa, diğeri ise ayakkabıcı esnafından Ermeni asıllı Acem Gökbaşkızıoğlu Balı Vasil Ağa idi.
Meydanı dolduran kalabalık, Esnaf Şeyhi Kasap Hacı Mehmet’in tören esnasında yapacağı konuşmayı dinlemek üzere pürdikkat bekliyordu. Esnaf Şeyhi’nin dile getireceği nasihatler, çocuklar için ömür boyu kulaklarına küpe yapacakları birer hayat dersi niteliğindeydi. Nitekim toplum içinde yetişen her bir birey, yaşamı boyunca bu ilkelerin ışığında yürüdüğü takdirde halk arasında itibar, saygınlık, onur kazanacaktı. Alanın coşkusuna kapılıp yaramazlık yapan çocukların kollarından tutan sorumluluk sahibi analar, nineler, miniklere Esnaf Şeyhi’nin her sözünü pürdikkat dinlemeleri gerektiğini tembihliyorlardı.
Osmanlı Isparta’sında bir kalfanın ustalık peştamalı kuşanmadan önce ahlakından, dinî, insani nezaketinden imtihana çekildiği o anlar kutsal bir imtihan yeriydi. Osmanlı döneminde 32 lonca çatısı altında teşkilatlanan, komşusunun rızkına ve iş sınırına hürmet eden esnaf anlayışına baktığımızda; Esnaf Şeyhi Kasap Hacı Mehmet'in tören sırasında yaptığı şu öğüt dikkat çekmektedir: "Hileli iş yapmayacaksın, haram yemeyeceksin!" Bu sözler, yalnızca bir nasihat değil; bir esnafın ömür boyu bağlı kalacağı ahlâk yemininin özeti gibiydi.
Aradan geçen bunca zamana rağmen, sevgiye, saygıya, kardeşliğe ve meslek ahlâkına dayanan bu anlayışa bugün her zamankinden daha fazla ihtiyacımız yok mudur?
Tarihin tozlu sayfalarında kaybolabilecek bu kıymetli bilgileri günümüze ulaştıran Isparta Ahi Kasap Mevlevî Dergâhı'nın son dedelerinden Ali Dede Efendi'yi rahmetle anıyor, Cenab-ı Allah'tan kendisine mağfiret diliyorum.
-Araştırma: Bayram AYGÜN-2026 Isparta