KERİM PAŞA HANI'NIN SUSKUNŞAHİTLERİ
(Isparta'da Vicdan, Savaş ve İnsanlık)
Isparta'mızın sözlü tarihinde, sade insanımızın yüreklerindeki gizli mesele yalnızca büyük meydan savaşları, devletlerarası antlaşmalar veya saraylarda alınan kararlar değildir. Asıl kahvehane köşelerinde dillendirilen sözlü tarih; o savaşların, çalkantıların Isparta'nın köylerinde bıraktığı izlerde, anaların gözyaşlarında, yetim kalan çocukların sessizliğinde ve sıradan insanların vicdanlarında saklıdır.
Çünkü devletlerin kaderini değiştiren büyük hadiseler, en ağır bedelini çoğu zaman küçük kasabaların, köylerin sade insanlarına ödetmiştir. Çanakkale'de olduğu gibi, Kurtuluş Savaşı yıllarında olduğu gibi... Cephelerde kazanılan zaferlerin ardında, evlat yolunu gözleyen anaların, yetim büyüyen çocukların ve sessizce fedakârlık yapan nice isimsiz kahramanın hikâyesi vardır. İşte bu yüzden gerçek sözlü tarihin en dokunaklı konuşmaları saraylarda değil, milletin ortak aslan gibi güçlü yüreklerinde saklıdır.
Çünkü devletlerin kaderini değiştiren büyük hadiseler, en ağır bedelini çoğu zaman küçük kasabaların ve köylerin sade insanlarına ödetmiştir. Çanakkale'de olduğu gibi, Kurtuluş Savaşı yıllarında olduğu gibi... Cephelerde kazanılan zaferlerin ardında, evlat yolunu gözleyen anaların, yetim büyüyen çocukların ve sessizce fedakârlık yapan nice isimsiz kahramanın hikâyesi vardır. İşte bu yüzden gerçek sözlü tarihin en dokunaklı anlatıları saraylarda değil, milletin ortak vicdanlarında ve aslan yürekli insanlarının gönüllerinde saklıdır.
Bu dönemin Isparta'daki yankıları, sadece idari kararlardan ibaret kalmamış; cepheden gelen acının, merhametin ve insanî direnişin en saf örnekleriyle örülmüştür.
1863 yılı, Osmanlı coğrafyasında olduğu gibi Isparta'da da derin bir korku ve incinmenin miladı olmuştur. Karadağ Savaşı'na katılan birtakım askerlerin cepheden burun ve kulakları kesilmiş halde geri dönmesi, Isparta da adeta bir dehşet dalgası uyandırmıştır.
Bu vahim manzara karşısında Ispartalılar büyük bir şok yaşamış, şehrin her köşe başında vicdanları sızlatan acıklı hikâyeler konuşulmuştur. Korku giderek yayılmış, bazı gençler askerlikten kaçmanın yollarını aramaya başlamıştır. Bu hava, şehrin medreselerini de derinden sarsmış; ilim ve irfan yuvası olması gereken bazı medreseler, zamanla asker kaçaklarının sığındığı yerlere dönüşmüştür. Ne yazık ki kimi hocalar bu gidişatı önleyememiş, gençlere vatan müdafaasının ve millet uğruna fedakârlığın önemini yeterince aşılayamamıştır. Bunun sonucu olarak, devletin varlık mücadelesi verdiği yıllarda toplumsal dayanışma ve ortak sorumluluk duygusu da ciddi şekilde zedelenmiştir.
Savaşın (Osmanlı-Karadağ savaşı:1863) dehşeti sadece cephede kalanların değil, yolu bir şekilde bu dağ başındaki şehre düşenlerin de kaderini belirlemiştir. Savaşın çalkantılı günlerinde, bir kısım Karadağlılar esir olarak Isparta'ya getirilmiş.Isparta’nın kalbindeki Kerim Paşa hanına hapsedilmiştir.
Normal şartlarda düşman cephesinin askerleri olarak görülmeleri ve öfkeyle karşılanmaları beklenen bu insanlar, Isparta halkının vicdan duvarına çarpmıştır.
Savaşın acımasızlığını en derinden bilen, evladını ocağını kaybeden Isparta insanı, kin gütmek yerine merhameti seçmiştir. Kerim Paşa hanının loş odalarına kapatılan o garip esirler, kısa sürede halktan pek çok yardım ve güler yüz görmüştür. İçlerinde Isparta’ya sığınan asker ve Müslüman Karadağlılar da vardır.
Yaralı ruhların, bedenlerin sığındığı o han köşelerinde, insanlık tarihi adına dikkate değer bir köprü kurulmuştur. Ispartalı hayırsever insanlar ve şifacılar, bu mazlumların yaralarını sarmış, üzerlerindeki hırpalanmışlığı gidermeye çalışmıştır. Zamanla bu misafirhane ortamı, bir husumet yerinden ziyade karşılıklı bir kültür, zanaat alışverişine dönüşmüştür.
Öyle ki, bu insani yakınlaşma sayesinde Isparta'daki bazı zanaatkârlar o esirlerden şimşir ve boynuzdan kaşık yapmayı öğrenmiş, bu zanaatı memleketlerinin el emeğiyle buluşturmuştur. Kimi Karadağlılar zamanla bu topraklara kök salmış, bu kasabanın sokaklarında soluk alıp vermeye başlamıştır. Karadağ kökenli 35-40 kadar Müslüman artık Ispartalı olmuş.
Isparta halkı bir yanda savaşın getirdiği bu yaraları sarmaya çalışırken, diğer yanda eğitim sistemindeki disiplin anlayışı da sancılı bir dönüşüm sürecine girmiştir. Tam da bu tarihlerde Karakollarda ve Medreselerde değnekle dövülme cezası tamamen kaldırılmış, okullardaki falaka, prangalar toplatılmış. Çocukların dövülmesi, ayaklarından tavana asılması yasaklanmıştır.
Ancak geleneksel reflekslerin ve sert disiplin alışkanlıklarının bir çırpıda silinmesi kolay olmamış; kâğıt üzerindeki bu reformlara rağmen, ara sıra hocaların yine öğrencileri dövmeye devam ettiği görülmüştür.1866) yılına kadar süren Ali Necip Bey'in kaymakamlığı üç yılı geçen, başarılı, takdir edilen kaymakamlığının ardından vilayet merkezine nakli kısa ama kendi nezdinde renkli geçen görev süresi boyunca idari reformlardan ziyade kişisel zevklerine vakit ayırmıştır.
Bu dönemde Mevlevihane'nin mescit ve hücrelerini imar etmek ve Ayazmana mesiresine şık bir köşk yaptırmak dışında kayda değer başka bir icraatta bulunmamış, zamanını huzur ve eğlence içinde geçirmeyi tercih etmiştir.
1865'li yılların Isparta'sı; bir yanda cepheden kulakları ve burunları kesik dönen neferlerin yarattığı o derin toplumsal infiali, medreselerin bozulan dengesini düşmanla bile Kerim Paşa hanında kurulan o yüce gönüllü insani köprüleri barındırmıştır.
Diğer yanda eğitimde şiddetin yasaklanması gibi ilerlemeci adımları, idarecilerin keyif odaklı yönetim anlayışını aynı anda tecrübe etmiştir. Bu kesit, Osmanlı’nın Isparta sözlü tarihinin ne denli çelişkili, ama bir o kadar da vicdan kokan hikâyelerle örülü olduğunu gözler önüne sermektedir. Yorum’um, Sözlü Tarih Araştırmalarım: Bayram AYGÜN, 2026-Isparta